Bilgehan Turhan: YSK’nın vahim hatalarına kimse itiraz etmemiş!

Cumartesi, 23 Mart, 2019
Aralarında bilgisayar mühendisi Bilgehan Turhan’ın da bulunduğu ve kendilerine "Ne Oldu Çalışma Grubu" adını verdikleri bir avuç uzmandan oluşan inisiyatif, özellikle 24 Haziran seçimlerinden sonra YSK verilerini kendi içinde teknik bir analize tabi tuttuğunda, muhalefetin ve hatta Oy ve Ötesi’nin bile üstünden atladığı çok vahim hatalar buldu. Bu hataları gerek YSK, gerek muhalefet, gerekse Oy ve Ötesi’yle paylaştı, önerilerini sundu. Turhan’a göre gerekli önlemler alınmazsa, 24 Haziran sonrası tartışmalar 31 Mart’ta da tekrarlanır.

Seçim meydanları hakaretlerle, tehditle, şantaj ve montajla yankılanırken, seçmen meşrebine uygun adaylarda karar kılıp 31 Mart günü mührü basacak. Peki o mühür, basıldığı haliyle YSK sonuçlarına yansıyacak mı?

İster hile deyin, ister hata. Son yıllarda yapılan referandum ve seçimlerin hemen hepsinde bu soru gündeme geliyor. Bu sorunun esas kaynağını ise mühürsüz tutanak ve oyları geçerli kabul eden, yani maç sürerken kural değiştirebilen Yüksek Seçim Kurulu ve onun verilerini kapsamlı bir biçimde denetleyemeyen, teknik olarak basit, siyaseten belirleyici tedbirleri almayan muhalefet oluşturuyor.

Peki maçın skorunun belirlendiği veri sayım sürecinde neler oluyor, neler olabilir? 24 Haziran seçimlerinde ne tespit ne de itiraz edilen vahim hatalar nelerdi? Seçim sayım sisteminde ne tür açıklar var ve bunlar neden giderilmiyor? Sıradan yurttaşından muhalefetine kadar, kim, ne yapabilir? Aralarında bilgisayar mühendislerinin de olduğu “Ne Oldu Çalışma Grubu” bu sorulara kafa yormakla kalmayıp seçim verilerini teknik analize tabi tutacak yazılım geliştirdi. Peki vardıkları sonuç neydi? “Ne Oldu Çalışma Grubu” üyesi Bilgehan Turhan’dan dinleyelim…

Muhalefet partileri, seçim güvenliği için çalışan sivil toplum kuruluşları, inisiyatifler sıklıkla “oyunuza sahip çıkın” diyor. Sıradan, bağımsız bir yurttaş 31 Mart günü sandığa attığı oyun YSK verilerine olduğu gibi yansıyabilmesi için ne yapabilir?

Kanunen oy kullanımı gizli, sayımı açık yapılır. Bir kere vatandaş olarak oyumuzu gizli kullanma hakkımız olduğunu bilmeliyiz. Açık oy kullanılıyorsa veya sayım gizli yapılmak isteniyorsa bunu, devletin atamış olduğu sandık başkanına, yardımcısına, sandık kurulunu oluşturan ve siyasi partilerin görevlendirdiği sandık görevlilerine, müşahitlere şikâyet edebilirsiniz. Keza akşam sandık açıldığında, sıradan vatandaş olarak bunu gözetleme hakkımız var. Sandık açıldığında iki ana belge oluşturulur. Önce sayım döküm cetveli hazırlanır ve sandık kurulu oyları tek tek bu cetvele yazar. Daha sonra kurul üyeleri bu cetveli imzalar. Ardından bu cetvele göre ıslak imzalı tutanak düzenlenir ki, esas önemli belge budur. Bu tutanaktan 6-7 veya daha fazla nüsha düzenlenir ve hepsi de ıslak imzalıdır. Bir kopyası YSK’ya gönderilir, diğerleri de partilerin görevlilerinde kalır.

“Ne Oldu Çalışma Grubu” üyesi Bilgehan Turhan (Fotoğraflar: Eren Güvendik)

Bu tutanağın YSK’ya giderken, yolda başına bir iş gelme ihtimali var mı?

Bu tür ihtimaller her zaman mümkün ama tutanağın birer kopyası partilerin elinde bulunuyor. Dolayısıyla her zaman karşılaştırma yaparak denetlenebilir.

Mevcut seçim sisteminde bu açıdan umut kırıcı gedikler var mı?

Aslında ideal olarak çalıştığında ve siyasi partiler denetim görevini iyi yaptıklarında, iyi işleyecek bir sistem. Eğer siz siyasi parti olarak ıslak imzalı tutanağın bir kopyasını almış ve onu kendi sisteminize işlemişseniz, bunu YSK’nın sonuçlarıyla karşılaştırıp varsa bir sıkıntı ortaya çıkarabilirsiniz. Böylesi bir mekanizma işlediğinde, minimum hatayla sonuca ulaşılabilir.

Peki bizde böylesi bir mekanizma çalışıyor mu?

Maalesef hayır. 24 Haziran seçimlerinin kesin sonuçları 4 Nisan’da YSK tarafından yayınlandığında, bu verileri Bilgisayar Mühendisleri Odası olarak mercek altına aldık. Normalde elimizde karşılaştırma yapabileceğiniz iki ayrı veri seti varsa, hemen bir bilgisayar programı yazarak aynı anda milyonlarca veriyi karşılaştırıp sonuca ulaşabilirsiniz. Fakat elimizde sadece YSK’nın web sitesinde yayınladığı veriler vardı. O yüzden YSK’nın yayımladığı kesin seçim sonuçlarının kendi içerisinde tutarlı olup olmadığına dair bir çalışma yürüttük.

Yaptığınız incelemede neyle karşılaştınız?

Bir kere pek çok sandıkta kaydırarak bilgi girişi yapıldığını gördük. BMO raporunda bu hataların pek çoğu görsel olarak yer alıyor. Örneğin Konya’daki 1191 No’lu sandık sonuçları için kaydırarak veri girişi yapılmış, tutanakla örtüşmüyor.. Normalde siyasi partilerin bu tür hataları görüp itiraz etmesi gerekirdi ama itiraz edilmemiş ve bu yanlış, kesin sonuçlara bu şekilde yansımış. Kaydırma olduğu gibi tekrarlanan veri girişleri de olmuş. A sandığına ait olan sonuçlar B sandığına girilmiş. Normalde YSK’nın bilgi giriş sisteminin bunu önleyebilmesi gerekir. Elimizde tek bir veri seti vardı ama 24 Haziran’da hem Cumhurbaşkanlığı hem de milletvekili oylaması yapıldı. Bu iki oylamada da doğal bir korelasyon olması beklenir.

Yani Erdoğan’a oy veren aynı sandıkta AKP’ye de oy vermesi beklenir, öyle mi?

Evet. Geliştirdiğimiz program bu doğal korelasyonun da bazı yerlerde bozulduğunu gösterdi. Sonuç itibariyle buna benzer birkaç husus üzerinden geliştirdiğimiz programı 360 bin sandığa uyguladık. Programımıza, “bize en çelişkili 2 bin sandığı göster” dedik.

2 BİN SANDIKTAN 250’SİNDE ŞÜPHEYE MAHAL BIRAKMAYACAK HATALAR BULDUK

Neden 2 bin?

10 veya 20 bin de diyebilirdik. Ama sonuçta programın verdiği çelişkileri daha sonra manuel olarak tek tek tutanaklar üzerinden inceleyeceğimiz ve bu da büyük bir mesai gerektireceği için böyle bir sınırlama koyduk. Sonuçta kendi işlerinden zaman ayırıp gönüllü bir biçimde bu işe girişen birkaç kişilik bir ekibiz. Neticede programın “en fazla hata olabilir” dediği o 2 bin sandığa tek tek baktık. Bu inceleme sonucunda kesin sonucu açıklanan 250 sandıkta değişik karakteristikte, hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak hatalar bulduk. Herkes bize “bunlar sonucu değiştirir mi” diye soruyor ama biz bununla ilgilenmiyoruz. Bizim işimiz, verinin kendisinin tutarlı olup olmadığına bakmaktı. YSK olarak “ben denetledim, siyasi partiler de denetledi, itirazlarını yaptı, AGİT filan da rapor yazdı, kesin sonuçlar bu” diyorsunuz ama o kesin sonuçlarda vahim hatalar var!

 

Üstelik vardığınız sonuç, siyasi partilerin elindeki tutanaklarla mukayese yapılmadan elde ettiğiniz çelişkiler, değil mi?

Tabii, onu da yapabilsek kim bilir ne tür sonuçlar çıkacaktı! Yahut 2 bin değil de 10 bin sandığı inceleseydik, muhakkak tutarsız sonuç sayısı çok daha artacaktı. Bakın hâlâ YSK’nın kesin sonuçları içinde yer alan, “tekrarlanan” iki sandığı göstereyim. İstanbul-Sarıyer, Büyükdere Mahallesi, 1037 No’lu sandık ile İstanbul-Sarıyer, Keçiburnu Mahallesi’ndeki 1137 No’lu sandık. Sonuçlar birebir aynı! İki sandığın tutanaklarına bakınca gördük ki gerçek sonuçların birbiriyle alakası yok.

1950’LERİN TEKNOLOJİSİYLE BİLE ÖNLENEBİLECEK HATALAR VAR

YSK’ya giden tutanakların veri girişi insan eliyle mi yapılıyor, yoksa orada hatayı minimize edebilecek bir teknoloji var mı?

Görevli tutanağı taratıp sisteme atıyor ve sonra da elle veri girişi yapıyor. Oysa 1950’lerin teknolojisiyle bile önlenebilecek hatalardan söz ediyoruz. Üstelik seçim gibi çok önemli bir etkinlik için ilk önlemini almanız gereken şeydir veri girişindeki hatalar. O yüzden hazırladığımız raporda YSK’nın görevini layıkıyla yapmadığını belirttik.

İşaret ettiğiniz hatalar akla iki ihtimali getiriyor: Teknik, teknolojik tedbirsizlik ile hile. Sizce hangi ihtimal daha ağır basıyor?

Hile kısmına biz bir şey diyemeyiz ama teknik yetersizlik olduğunu net olarak söyleyebiliriz.

Tedbir nasıl alınabilir?

Bakın, ıslak imzalı tutanakların sağ üst köşesinde bir karekod bulunur. 2017 referandumdan önce YSK, Bilgisayar Mühendisleri Odası’na o karekod uygulamasına geçildiğini söylemişti. Ama sonradan öğrendik ki, bu sisteme geçilmemiş.

Karekod uygulamasına geçilseydi ne olurdu?

Tutanağı tarayıcıya koyduğunuzda, karekod o tutanağın hangi sandığa ait olduğunu belirtir ve veri girişi yapan görevliye “şu sandığın bilgilerini gireceksin” diye yönlendirme yapardı. Böylece görevli ayrıca sandık bilgilerini ikinci kez girmeyecekti. Bu da A sandığına ait olan sonuçların B sandığına girilmiş olması gibi önemli hataları önlerdi.

BİRKAÇ DAKİKALIK SORGUYLA TÜM VERİLERDEKİ ‘TEKRARLARI’ ORTAYA ÇIKARTTIK!

24 Haziran seçim sonuçlarına ilişkin hazırladığınız raporu YSK’ya sundunuz mu?

Tabii, Bilgisayar Mühendisleri Odası olarak YSK’ya bildirdik bunu. Onlar da bizi görüşmeye çağırdı ve Aralık 2018’de bu görüşmeyi yaptık. Sistemlerindeki açıkları kendilerine aktardık. Fakat o görüşmede bize, karekod uygulamasına henüz geçilmediğini, 31 Mart içinse çalışmalarının sürdüğünü söylediler. Bunun üzerine BMO olarak Ocak ayında kendilerine tekrar sorduk. Şubat’ta verdiği yanıtta “31 Mart için çalışmalarımız sürüyor” demekle yetindi YSK.

YSK’ya karekod dışında ne tür önerilerde bulundunuz?

Emin olun biz tüm verileri indirdikten sonra birkaç dakikalık sorguyla sandıklardaki “tekrarları” ortaya çıkarttık! Büyük veri girişi sistemlerinde ilk önlem alınması gereken olgulardan birisi, girilen bir verinin yanlışlıkla başka bir alana daha girilmesidir. Bu önlemin bugüne kadar alınmamış olması çok şaşırtıcı. Bunun dışında itiraz sürelerinin çok kısa olmasının önemli hatalara yol açtığını ve arttırılması gereğini belirttik.

 

BULDUĞUMUZ GÜVENLİK AÇIKLARINI MUHALEFET NASIL BULAMADI?

Sizin küçük bir ekiple, bilgisayar programı geliştirip birkaç dakika içinde yapabildiğiniz bu incelemeyi muhalefet partileri yapamıyor mu?

Çok güzel soru! Biz de kendilerine bunu sorduk. Görüşebildiklerimiz kadarıyla muhalefet partilerinin bu konuda çok eksiklikleri var. Kaldı ki bizim bulduğumuz yanlışlar bütün partileri etkiliyor ama hiç kimse itiraz etmiyor. Çok garip bir durum. YSK’nın hatalarının sonucu belirleyecek düzeyde olup olmadığını ortaya koyacak düzeyde veri yoktu elimizde. Çalışmamızın amacı da o değildi zaten. Ama güvenlik açığını ortaya çıkaran çok önemli karakteristik hatalar bulduk. Muhalefet bunları nasıl bulamadı?

Ne gibi hatalar buldunuz?

Yazdığımız programın ortaya çıkardığı tutarsızlıkları tutanaklar üzerinden incelerken, kazara önümüze çıkan önemli bir hata bulduk örneğin. Buna “tek yumurta ikizi tutanak” adını verdik. Tutanaktaki imzalar, veriler, her şey aynı ama sandık numarası farklı!

İKİ AYRI SANDIK İÇİN ‘ÇİFT YUMURTA İKİZİ’ TUTANAK TUTULMUŞ!

Bu ne demek?

YSK’ya bunu sorduk biz de. İki ayrı sandık için aynı tutanak nasıl tutulmuş olabilir ki! Sanırsınız aynı sandık kurulu kendisini klonlayıp başka bir sandığa gitmiş ve onun tutanağını da, aynı verileri girerek düzenlemiş. Büyük garabet bu.

Garabetlerden biri de siyasi partilerin buna itiraz etmemiş olması değil mi?

Tabii ki, bu da problemin bir devamı. YSK’ya da bunun bir daha olmaması için soruşturulması, bu büyük güvenlik açığının giderilmesi gerektiğini söyledik. Tespit ettiğimiz garabetlerden birine de “çift yumurta ikizi tutanak” adı verdik. Burada da aynı sandık için tamamen farklı sonuçları gösteren ayrı iki ayrı tutanak var.

YSK’NIN ‘BARAJINDA’ ÇATLAKLAR VAR AMA SAYIYI BİLMİYORUZ

Bunlardan kaç tane buldunuz peki?

Herkesin ilk sorduğu soru bu. Biz örneğin “çift yumurta ikizi tutanak”tan altı tane bulduk ama bu özellikle arayıp bulduğumuz bir başlık değildi. Zaten 360 bin sandığı bu anlamda tek tek incelemiş değiliz, görevimiz de bu değil. Bizim yaptığımız şey, çok ciddi güvenlik açığı olduğunu tespit etmekti ki, bu örnekler bile böylesi güvenlik açıklarının olduğunu göstermeye yetiyor. YSK’nın bunu soruşturması ve tedbirini alması lazımdı. Kendilerine bu tür açıkları kapatacak prosedürel ve yazılımsal önlemleri almasını önerdik. Dünyanın en muhteşem barajını da kursanız, ufak bir çatlak her şeyi heba edebilir. YSK’nın “barajında” çatlaklar var ama sayıyı bilmiyoruz. Bizim görevimiz zaten bu sayıyı bulmak değil, uyarmak. Yazılımcı olarak baktığımız zaman bu tür çatlakların YSK’da alarm zilleri çaldırması gerekiyordu.

YSK’nın BMO olarak yaptığınız uyarılara yanıtı ne oldu?

“Biz sonuçları sistemimizde tamamen şeffaf bir şekilde paylaşıyor, sonuçları da siyasi parti ve gözlemcilere açıyoruz, ondan sonrası onlara kalmış” gibi bir yanıt verdi. Bu kabul edilebilir bir yaklaşım değil. Çünkü bu işin birebir yürütücüsü ve sorumlusu olan YSK, topu siyasi parti veya gözlemcilere atamaz. Sistemi minimum hata verecek şekilde tasarlamak ve yönetmek onun görevi. Kaldı ki siyasi partilerin itiraz süreleri de yetersiz.

NİÇİN BALKON KONUŞMALARI İÇİN BU KADAR BASTIRILIYOR?

İtiraz süreleri kısa olsa da, sizin bir yazılımla kısa sürede ortaya çıkardığınız hataları herhalde güçlü, geniş kapasiteli birimleriyle CHP ve diğer muhalefet partileri de tespit edebilir. Diyelim ki muhalefet tüm sandıklardaki ıslak imzalı tutanakları bir tabanda topladı. YSK sonuçları açıkladığı anda, partiler bu verilerle YSK’nınkini karşılaştırıp kaydırmaları, eksik-yanlış, “tek veya çift yumurta ikizi” girişleri tespit etme olanağına sahip değil mi?

Kısa sürede bu biraz zor olsa da teknik olarak mümkündür. Hakkını verelim ki, seçim gecesi siyasi partilerin işi çok zor. Çok hummalı ve baskı altında çalışıyorlar. Örneğin “balkon konuşması” baskısı var. Niçin balkon konuşmaları için bu kadar bastırılıyor?

Atı alan Üsküdar’ı geçeceği için olabilir mi?

Yani bizim çok kısa, uzatılsın diye önerdiğimiz 48 saatlik süre bile bazı kesimlere fazla geliyor sanki. Bu süreler neden uzatılmaz? Öte yandan evet, biz de BMO olarak değil ama bir grup bilgisayar mühendisi olarak oluşturduğumuz “Ne Oldu Çalışma Grubu” üzerinden muhalefet partilerine “neden bizim iki-üç kişi olarak bile yaptığımızı siz kendi sisteminizde yapmıyorsunuz?” diye sorduk.

CHP’YE DEDİK Kİ, ‘YAHU FİLTRE KULLANIP EN BÜYÜK HATALARI ÖNCELİĞE ALIN’

Yanıt?

Valla yanıt alamadık, gidip zorla kapılarını çaldık. CHP’yle bu anlamda güzel çalışmalar yaptık ama diğerlerini bilemiyorum. Hakkını yemeyelim, CHP, eleştireceğimizi bile bile kendi verilerini bizimle paylaştı. İlk görüşmemizde, tespit ettiğimiz hataları neden kendilerinin tespit edemediklerini de sorduk. Çünkü tıpkı YSK’nınkinde olduğu gibi onların 24 Haziran verilerinde de açıklar vardı. Mesela ıslak imzalı tutanakları gerektiği gibi kullanamamışlar. Sistemleri ona göre tasarlanmamış. Oysa ıslak imzalı tutanak, ellerindeki bir numaralı ana veri kaynağıdır ve iyi bir sistemin o ana kaynağını kullanacak şekilde tasarlanmış olması gerekir.

CHP’nin sistemi nasıl çalışıyor?

Ülke genelindeki örgütler verileri sisteme giriyor, onlar merkezde toplanıyor. YSK’dan da onlara sandık bazlı veriler akıyor. Merkezdeki sistem bunları karşılaştırıp “şu sandıktaki veriler birbiriyle çelişik” diyor. O sandıkta kırmızı ışık yanıyor ve bilgiler tekrar kontrol edilmek üzere yereldekilere gönderiliyor. CHP, örgütlerden kendilerine gelen verileri bizimle paylaştı ve gördük ki 10 bin 723 tane YSK’nın verileriyle eşleşmeyen sandık olmuş. Çok kısa sürede bu kadar kırmızı ışığın merkezde yandığını düşünün! Bu, merkezin, siyasetin, balkon konuşmasının baskısı altında baş edilmesi çok zor bir sayı. Büyük bir ilçeye onlarca kırmızı ışık gidiyor, o baskı altında hepsini tekrar kontrol etmeleri mümkün değil. Fakat CHP’ye dedik ki, “yahu filtre kullanın!” Böylece en büyük hataları önceliğe alabilirsiniz.

CHP BAZI BÜYÜK ÇELİŞKİLERİ ATLAYIP ÇELİŞKİ OLMAYAN BAZI SANDIKLARA İTİRAZ ETMİŞ!

Nasıl bir filtreden söz ediyorsunuz?

Program geliştirerek yaptığımız küçük bir filtreyle 10 bin 723 sandığı bir anda 1.125’e, daha yönetilebilir bir rakama düşürdük. Bununla da yetinmeyip önem sırası belirledik. Bunları yaptığınız zaman on bini aşkın kırmızı ışığı binin altına düşürürsünüz ki, o zaman büyük hataları atlamamayı başarırsınız. Dahası, CHP bazı büyük çelişkileri atlarken, neticede çelişkili olmayan bazı sandıklara itiraz etmiş ve ret yanıtı almış. Bazı sandıklarda yüzlerce oy yanlış yazılmış ama siz bunu atlamışsınız, gidip bir veya iki yanlış oy yazılan sandığa itirazla uğraşmışsınız. Sisteminizin bunları da eleyecek şekilde düzenlenmesi lazım. Nasıl ki YSK, “ben sonuçları açıkladım, gerisini partiler kontrol etsin” tutumu gösteriyorsa, CHP de “ben çelişkiyi bulup örgüte yollarım, onlar gereğini yapsın” tutumunu göstermiş ve örgütün gereğini yapıp yapmadığını çok sağlıklı kontrol etmemiş Dahası, bazı sandıklarda CHP’nin yerel örgütü, kendi ellerindeki tutanak bilgilerini girmek yerine YSK’nın tutanaklarını kendi sistemine girmiş. Bu da YSK verisindeki hatanın CHP sisteminde kırmızı olarak yanmasını da engellemiş. Sonradan CHP’den Onursal Adıgüzel bizi arayıp bu açığı kapatmak için çalışma yaptıklarını söyledi. Özveriyle çalışıyorlar ama ne yazık ki sistemleri bizim görüşümüze göre çok eksik kurgulanmış. Siyasi çalışmalardan bilgi işlem tarafına ayrılacak yeteri zaman bulunamıyor. Oysa burada full-time çalışan, işi siyaset olmayan ve sadece bilgi işlem sistemini yönetmek olan profesyonel bir ekibinizin olması lazım. Albert Einstein, “güzel bir kızı öperken düzgün araba kullanan birisi, öpücüğe hak ettiği dikkati vermiyor demektir” diyor.

Bilgehan Turhan ve İrfan Aktan

OY VE ÖTESİ’NİN TUTARSIZ DİYE VERDİĞİ SONUÇ TUTARSIZ

Önemli bir sivil gözetim, denetim mekanizması olarak ortaya çıkan Oy ve Ötesi’nin 24 Haziran sonuçlarına ilişkin raporunda şu ifadeler var: “Yurt içinde kurulan toplam 180.065 sandıktan Cumhurbaşkanı seçimi için 49.415 adet (%27,4) ve milletvekili genel seçimi için 51.631 adet (%28,7) tekil tutanağın T3 sistemimiz içerisinde teyit edilmesi sonucunda şu ana kadar bulunan uyuşmazlıklar aşağıdaki gibidir: Cumhurbaşkanı seçimi için 194 sandıkta kullanılan 7.042 oyun dağılımında uyuşmazlık tespit edilmiştir. Bu oy adedinin, Türkiye genelindeki toplam geçerli oy adedine oranlandığında, etkisi %0,015’tir. Milletvekili genel seçimi için 1.110 sandıkta kullanılan 80.019 oyun dağılımında uyuşmazlık tespit edilmiştir. Bu oy adedinin, Türkiye genelindeki toplam geçerli oy adedine oranlandığında, etkisi %0,16’dır.” Yani Oy ve Ötesi, sonucu etkilemeyecek düzeyde cüzi bir uyuşmazlık olduğunu söylüyor. Sizin ise Oy ve Ötesi’nin çalışmalarına itirazlarınız var, değil mi?

Bir kere bizim BMO olarak yaptığımız çalışmayla onların yaptığı tamamen farklı. Dediğim gibi, biz sadece YSK verilerini kendi içinde inceleyebilirken, Oy ve Ötesi, T3 sistemiyle, bizim yapamadığımız karşılaştırmayı yapmış. 100 bini aşkın tutanağı karşılaştırmak son derece önemli bir çalışma. Fakat bizim 2 bin sandıkta tespit ettiğimiz 250 tane büyük hatayı onların tespit edip etmediğini kontrol ettik. Tespit ettikleri 1.110 tane sandıktaki uyuşmazlıklara baktığımızda, bunlar içinde de çelişkiler gördük. Mesela A sandığı ile B karşılaştırılmış ve “tutarsız” denmiş. Yani kendisinin tutarsız diye vardığı sonuç tutarsız. Üstelik kabul edilebilir ölçüde de değil. Tespit ettikleri tutarsızlıkların yüzde 70’inde bu hataları kendileri yapmış.

Peki sizin tespit ettiğiniz hataları onlar da bulmuş mu?

Ona da baktık! 2 bin sandıktan 250 tanesinde gözardı edilemeyecek vahim hata bulmuştuk. 101 bin sandığı karşılaştıran Oy ve Ötesi, bizim 2 bin sandık içinde bulduğumuz 250 hatanın sadece 44’ünü tespit etmiş! Yani onların tespit ettiği 1.110 hata içinde bizim bulduğumuz 206 hata yok.

Bunu Oy ve Ötesi’yle görüştünüz mü?

Kendileriyle Kasım 2018’de telefonda görüşünce “inceleyip size dönelim” dediler. Daha sonra BMO başkanı arkadaşımızı arayıp “önemli bir hata yapmışız, bir an önce kamuoyuna açıklamamız gerekir” demişler. Nihayet Şubat ayında kendileri çok enteresan bir açıklama yayınlamışlar. İki sayfalık açıklamada “herhangi bir eksiğimiz yok” deyip bize de gönderme yaparak “arkadaşlar T3 sistemimizi anlamamışlar” gibi bir imada bulunmuşlar.

OY VE ÖTESİ’NİN AÇIKLADIĞI 1.110 TUTARSIZ SANDIK RAPORUNUN YÜZDE 70’İ HATALI

T3 sistemi nedir?

Aslında teorik olarak güzel bir sistem. Aldıkları tutanakları tarayıp sistemlerine atıyorlar ve Oy ve Ötesi gönüllülerine yolluyorlar. Her bir gönüllü bu tutanakları ayrı ayrı tekrar sisteme giriyor. Tamamen birbirinden bağımsız üç ayrı gönüllü aynı bilgileri giriyorsa, o tutanağı muteber kabul edip sistemlerine “düzgün bilgi” diye ekliyorlar. Ama görülen o ki bu sistem düzgün şekilde çalışmamış. Açıkladıkları 1.110 tutarsız sandık raporu o kadar çok hata içeriyor ki (yaklaşık %70’i hatalı), birbirinden habersiz ve bağımsız bilgi giren 3 gönüllünün yüzlerce sandıkta, aynı şekilde hatalı bilgi girmiş olması gerekiyor. Bizim eleştirilerimize yanıt olarak aylar sonra Şubat ayında yaptıkları talihsiz açıklamanın altına ekran görüntülerini koyup “buradan da inceleyebilirsiniz” demişler. Tabii kimse bu tür tabloların ayrıntılarını anlamaz ama biz bunu da yapalım dedik. Ne yazık ki Oy ve Ötesi’nin koyduğu tablolar, kimse inceleyemesin diye okunamayacak kadar küçük konmuş! Dahası, bir şekilde tabloyu büyütüp bakıldığında da kendi açıklamalarıyla çeliştiğini, verilerin T3 sistemine yanlış girildiğini söylüyorlar.

SEÇİM SAYIM SİSTEMİNDE ATEŞE ODUN ATACAK AÇIKLAR VAR

Başa dönelim: Attığımız oyun, kusursuz bir bizimde YSK sonuçlarına yansımasını sağlayacak bir mekanizma yok mu?

Seçim sayım sisteminde ateşe odun atacak açıklar var. Bir örnek daha vereyim. Son seçimlerde en sık duyduğumuz şikâyetlerden biri de görevlilerin, isimleri olmadığı halde sandıkta oy kullanması. Normalde sandık kurulundakilerin o sandıkta oy kullanmasına izin var. Genelde sandığın bulunduğu yerde görevli olan kolluk görevlileri İçişleri Bakanlığı’ndan aldıkları belgeyle, sandıkta isimleri olmamasına rağmen oy kullanabiliyorlar. Bunda bir sorun yok. Ama bazı sandıklarda 30-40 tane görevlinin oy kullandığını görüyoruz. YSK’ya, tutanağa kaç görevlinin o sandıkta oy kullandığına dair bir sütun eklemelerini önerdik. Buna da herhangi bir yanıt vermediler. Çok net söylüyorum, 1 Nisan’da yine muhalefet “şu sandıkta 30 tane görevli oy kullandı, aynı kişiler başka sandıkta da oy kullandı” diye itiraz edecektir. Siz YSK olarak bunun önlemini almakla yükümlüsünüz. Üstelik bunun önlemini almak son derece basitken neden alınmıyor?

MÜHÜRSÜZ TUTANAKLARIN GEÇERLİ SAYILMASI 2014’TE MANSUR YAVAŞ’A KAYBETTİRDİ

31 Mart için herhangi bir çalışmanız olacak mı?

Valla CHP’ye söyledik, ihtiyaç duyarlarsa “Ne Oldu Grubu” olarak elimizden gelen yardımı yapmaya hazırız. Seçmen verilerinin çok ayrıntılı bir analize tabi tutulması gerektiğini, bize bu verileri sunmaları halinde hiçbir beklenti olmadan, seve seve bu analizi yapabileceğimizi de CHP’ye söyledik.

30 Mart 2014 yerel seçimlerinde, Ankara’daki mühürsüz tutanakların geçerli sayılmasının seçim sonuçları üzerindeki etkisini inceleyip raporlaştırmıştınız. O zaman Mansur Yavaş önde görünürken, mühürsüz tutanakların son anda YSK tarafından geçerli sayılmasıyla Melih Gökçek öne çıkmıştı. Neydi o olay?

30 Mart’taki seçimler Ankara’da Mansur Yavaş ve Melih Gökçek arasında başa baş gitmişti. Seçimden birkaç gün sonra CHP’den beri arayıp Ankara’daki tüm tutanakları incelemek istediklerini, bunun için yardım edip edemeyeceğimi sordular. CHP, YSK’dan 11 bin küsur tutanağın görüntüsünü almıştı. Gönüllü arkadaşlarla sabaha kadar çalıştık. Bazı tutanakların altında, olması gereken mühür yoktu. O zamanki kanuna göre mühürsüz tutanak kabul edilemezdi. Bu kanun daha sonra değiştirildi. Mühürlü tutanaklara baktığımızda, Mansur Yavaş yüzde 45.57, Melih Gökçek ise yüzde 43.61 oy almıştı. Fakat mühürsüz tutanaklar eklendiğinde Mansur Yavaş’ın oyları yüzde 43,85’e iniyor, Gökçek’in oyları ise yüzde 44,87’ye çıkıyordu. İstatistiksel olarak olmaması gereken bir sonuç ortaya çıkmıştı o zaman. Mansur Bey o zaman çok itiraz etti, uğraştı. “Gelin mühürsüz tutanakların olduğu sandıkları yeniden sayalım” dendi ama YSK buna yanaşmadı. Enteresan bir olaydır o da. Daha sonra 2017’deki Anayasa referandumunda da, sabahleyin kabul edilmeyeceğine dair karara rağmen akşam saatlerinde mühürsüz tutanakların geçerli sayılacağı açıklandı. Neticede 24 Haziran öncesinde bu uygulama yasal hale getirildi. Her şeye rağmen eğer muhalefet kendi yazılımlarını, sistemlerini, altyapılarını güçlendirirlerse, hata veya oynama ihtimallerini azaltabilirler. Yapmaları da gerekir.


İrfan Aktan kimdir?

Gazeteciliğe 2000 yılında Bianet’te başladı. Sırasıyla Express, BirGün, Nokta, Yeni Aktüel, Newsweek Türkiye, Birikim, Radikal ve birdirbir.org ile zete.com web sitelerinde muhabirlik, editörlük veya yazarlık yaptı. Bir süre İMC TV Ankara Temsilciliği’ni yürüttü. "Nazê/Bir Göçüş Öyküsü" ile "Zehir ve Panzehir: Kürt Sorunu" isimli kitapların yazarı. Halen Express, Al Monitor ve Duvar'da yazıyor.

YAZARIN DİĞER YAZILARI