Yalan hürriyeti

Pazartesi, 18 Mart, 2019
Gazetecilik mesleği açısından “söylenmeyeni söylenmiş gibi yazma hürriyetini” kullanmaktan daha büyük bir tehdit olduğunu düşünmüyorum. Yalan da bir siyasi faaliyettir ama gazetecilik bu faaliyetin üreticisi değil, olsa olsa ifşacısı olabilir. Aksisi gazetecilik istismarına girer.

14 Mart Perşembe akşamı Artı TV’de yayınlanan Sibel Hürtaş’ın sunduğu ve HDP Eş Genel Başkanı Sezai Temelli’nin konuk olduğu programa, gazeteci olarak Derya Okatan ve Murat Aksoy’la beraber katıldık. Programın ilk yarısının sonlarına doğru Temelli’yle aramızda şöyle bir soru-cevap oldu:

İ. Aktan: Bir arkadaşım geçen gün şöyle söylüyordu: “Ben Özhaseki’nin asla kazanmasını istemiyorum. Ama Mansur Yavaş’a da oy atıp kişisel tarihime hiç yakıştıramayacağım, yarın ‘bir solcu olarak ben de milliyetçi bir isme oy verdim’ demek de istemiyorum.” “Beni” dedi, “tek bir şey kurtarır. O da benim şahsi yükümü partimin sırtlanması. Yani partim diyecek ki, şunu yap. Ben de o zaman partim o kararı verdi ben de bunu yaptım.” Hakikaten pek çok kafada bu tür sorular var. Muhakkak, insanlar sizin de saydığınız iktidarın pek çok yıkıcı politikalarının hem mağduru hem tanığı oldular. Büyük olasılıkla herkes buna göre tercihini yapacaktır ama bir yandan da sanki HDP ortaya bir seçenek koyuyor ama “ister alın ister almayın” diyorsunuz. Biraz sorumluluğu seçmenle paylaşma(ma)ya mı meyyalsiniz, ne dersiniz?

Sezai Temelli: Asla böyle bir şey yok. Yani “ortaya bir şey koyduk, ister alın ister almayın…” Ama tüm seçmenlerimizin tek tek eleştirilerinin hepsi kıymetlidir, çok önemlidir. Bu duygusal hali çok iyi anlıyorum. Özellikle ben çok iyi anlıyorum. Kendi tarihimle anlıyorum, anlayışımla anlıyorum, mücadelemle anlıyorum ama şu anda faşizme karşı mücadele ediyoruz. Faşizme karşı mücadele ederken burada bir dayanışma siyasetini var etmek zorundaydık. Bu seçeneği yaratmak zorundaydık. Özhaseki’den bahsettiniz. Özhaseki şöyle bir şey söyledi, ilk defa belki de Türkiye’de böyle bir şey söylendi: “Haram oy, helal oy”. Ayrışmanın geldiği nokta bu. Faşizm böyledir.

Aktan: “Haram oylarını istemiyorum” dedi.

Temelli: “İstemiyorum” dedi. Şimdi burada artık seçenek netleşmiştir. Özhaseki Ankara’yı yönetemez. Çünkü Özhaseki’nin kafasında Ankaralılar ayrışmıştır: Haram oylar, helal oylar. Bütün bu anlayışımızla, evet, duygusal olarak tabii ki içimize sindiremediğimiz, kırılmalar yaşayacağımız, kolay kolay kabul edemeyeceğimiz şeyler vardır. Ama faşizme karşı omuz omuza diyerek biz kongremizi yaptık ve yola çıktık. Bu süreci kırmak zorundayız. Bu gidişat Türkiye için hayırlı bir gidişat değil. Sonrasında bu sürecin, yani 1 Nisan’dan sonra, Türkiye toplumu bir değişim özlemi içinde. Bu gidişatın artık durmasını istiyor, bu gerilimden, bu çatışma ortamından, sürekli halkların, insanların aşağılandığı, ötekileştirildiği nefret söyleminden kurtulmak istiyor. Mansur Yavaş da bilecek ki, seçilmişse HDP oylarıyla seçilmiştir. HDP’lileri yok sayarak, Kürtleri yok sayarak, Ankaralıları yok sayarak siyaset yapamaz. O da işte bizim gücümüzdür. Ekrem İmamoğlu seçilmişse, bilecek ki o kentte yaşayan 3 milyon Kürdün oyuyla seçilmiştir. Kürtlere rağmen siyaset yapamayacağını bilecek. Yapmaya çabalarsa, zaten siyaseten bir karşılığı olmayacak. O kentin belediye başkanı olmayacak, olsa olsa o kentin kayyımı olur. İşte siyaset budur. Biz bu riski alıyoruz. O yüzden de seçmenimize, halkımıza diyoruz ki, hep beraber bu riski alacağız ama Türkiye’yi de değiştireceğiz.

TEMELLİ’NİN SÖZLERİNİN SKANDALİZE EDİLMESİ

İki saatlik programın sanırım en az çarpıcı diyaloğunun Erdoğan tarafından meydanlarda “HDP-CHP gizli ittifakının itirafı” olarak izletilmesi son derece olağan.

Uzun bir süredir HDP-CHP ittifakını kanıtlamaya çalışan iktidar elbette her sözü skandalize edecekti.

Öncelikle TBMM’nin en büyük üçüncü partisi olan HDP’yi terörist ilan edip daha sonra da bu “teröristle” CHP’yi müttefik göstermeyi başarması halinde AKP, özellikle İstanbul ve Ankara’daki milliyetçi oyların CHP adaylarına kaymasının önüne geçeceğine inanıyor.

CHP de AKP’nin bu stratejisinden fena halde korkuyor, ayrı mesele.

Buraya kadar her şey “siyasete” dâhil.

GERÇEĞE SADIK KALMAMA İLANI

Fakat devamı kesif bir tüp gazı kokusu.

Zira Hürriyet gazetesinin web sitesi (ve aynı grubun CNN Türk’ü vs.) Temelli’nin bu sözlerini Twitter’dan şu başlıkla duyurdu: HDP Eş Genel Başkanı Temelli’den açık açık itiraf ve tehdit: “İstanbul ve Ankara’yı İmamoğlu ve Yavaş değil HDP yönetecek.” 

Temelli’nin “açık açık itiraf ve tehdit” ettiğini, programda “İstanbul ve ve Ankara’yı İmamoğlu ve Yavaş değil HDP yönetecek” dediğini söyleyerek “haberleştiren” Hürriyet’i hakikatle savaşta bu kadar motive eden ne olabilir acaba? Hakikatin istendiği gibi yağmalanabilecek kadar sahipsiz olduğuna dair bir inanç mı mesela?

Böylesi bir “haberciliği” siyasetçiler siyasi bir tutum olarak okuyabilir ama bu aynı zamanda gazeteciliğin hakikate bağlı kalma ilkesine yönelik saldırıdır da. Öyle ki, zaten bir kesim dışında hiçbir itibarı kalmayan ve belli ki bunu pek de önemsemeyen iktidar yanlısı medya bu son “habercilik maharetiyle” bir nevi “gerçeğe sadık kalmamı beklemeyin” ilanını duvara asıyor.

Normalde ana akım medya “fake news” üretmekte mahirdir. Tarih boyunca türlü yalan haberler gördük ama çoğu öyle veya böyle “destekliydiler.” Yalan söyleme sanatı diye bir şey var sonuçta. Fakat öyle görünüyor ki, iktidar yanlısı medya artık yalan sanatını bile üretemeyecek durumda.

YALANINI YALANLAYAN HABER

O yüzden bizatihi aktardığı içerikle kendi yalanını yalanlayan bir haberi belki de ilk defa görüyoruz. Temelli’ye atfedilen ve tırnak içinde aktarılan sözler de, tehdit de, bizzat kendilerinin yayınladığı videoda ve iki saatlik programın hiçbir yerinde yok. Ama hurriyet.com.tr, “haberinin arkasında” duruyor!

Nitekim hurriyet.com.tr gelen yoğun tepkiler üzerine şu açıklamayı yaptı: “hurriyet.com.tr, Temelli’nin açıklamalarıyla ittifaktaki varlıklarını söylemesi haberini vermiştir. CHP’li adaylar ya da haberi eleştiren çevreler bizden değil HDP Eş Genel Başkanı Sezai Temelli’den açıklama istemelidirler.”

Nasıl yani? Temelli’nin tehdit ettiğini söyleyen ama hiçbir delil sunamayan söz konusu gazete, insanların aklıyla mı, okurların kendisini gerçeğe bağlı kalmaya davet etmesiyle mi alay ediyor? Çünkü bu açıklamasında bile hakikatle savaşa devam ediliyor: “Temelli’nin açıklamalarıyla ittifaktaki varlıklarını söylemesi haberini vermiştir.” Halbuki programın hiçbir yerinde Temelli, ittifakta varlıklarının olduğunu söylememişti.

Peki ya Hürriyet’in ileri sürdüğü Temelli tehdidi nerede?

Hürriyet sanki haberinden haberi yokmuş gibi “ben bilmem, gidin onu da Temelli’ye sorun” gibi sinik bir tavır takınmayı tercih ediyor: “CHP’li adaylar ya da haberi eleştiren çevreler bizden değil HDP Eş Genel Başkanı Sezai Temelli’den açıklama istemelidirler.”

MEKANİK BİR ŞEKİLDE HAREKET EDEN KUKLALAR

Gazetecilik mesleği açısından “söylenmeyeni söylenmiş gibi yazma hürriyetini” kullanmaktan daha büyük bir tehdit olduğunu düşünmüyorum. Yalan da bir siyasi faaliyettir ama gazetecilik bu faaliyetin üreticisi değil, olsa olsa ifşacısı olabilir. Aksisi gazetecilik istismarına girer.

Travma ve tanıklık alanında çalışan en önemli kuramcılardan Cathy Caruth, Hannah Arendt’ih Siyasette Yalan kitabının sonsözünde şöyle diyor: “Yalanın tehlikeli yanı tarihi gizlemesi değil, kendi eylemini (ve tarihini) hakiki siyasi başlangıçların yerine geçirmesidir. Arendt, Totalitarizmin Kaynakları adlı kitabında totaliterlikte ‘tarihin toptan yeniden yazımı’ girişiminin yalnızca geçmiş tarihi inkâr etmekle kalmadığını, ‘tamamen uydurma bir dünya’nın üretimini de başlattığını söyler. Bu uydurma dünya, hem uydurulan yalanların zorla gerçeklerin yerine koyulmasıyla, hem de ‘organize’ propaganda ve korku saçma yoluyla insanların eyleme geçme kabiliyetlerinin tasfiye edilmesi, böylelikle tamamen öngörülebilir ve mekanik bir şekilde hareket eden kuklalarla dolu bir dünya yaratılmasıyla oluşturulur.” (Sel Yayıncılık)

Hiçbir gözün “görmedim” diyemeyeceği kadar aleni olan bir hakikatle savaşa girişmek için epey büyük bir güç lazım. Bırakın belli bir medya grubunun, siyasi iktidarın kendisi bile böylesi bir mutlak güce sahip değil. Dolayısıyla iktidar yanlısı medya, hakikatle savaşta muzaffer olacağını sanıyorsa, fena halde aldanıyor olabilir. Dahası, hangi sebeplerden olduğunu bildiğimiz üzere üretmeye giriştiği uydurma dünyada “mekanik bir şekilde hareket eden kuklalar” kendisinden ibaret kalabilir.

Fakat işin o kısmı biz okurları da gazetecileri de kısmen ilgilendirir; gerisi kendilerine kendilerine kalmış.


İrfan Aktan kimdir?

Gazeteciliğe 2000 yılında Bianet’te başladı. Sırasıyla Express, BirGün, Nokta, Yeni Aktüel, Newsweek Türkiye, Birikim, Radikal ve birdirbir.org ile zete.com web sitelerinde muhabirlik, editörlük veya yazarlık yaptı. Bir süre İMC TV Ankara Temsilciliği’ni yürüttü. "Nazê/Bir Göçüş Öyküsü" ile "Zehir ve Panzehir: Kürt Sorunu" isimli kitapların yazarı. Halen Express, Al Monitor ve Duvar'da yazıyor.

YAZARIN DİĞER YAZILARI