Özlem Akarsu Çelik
Özlem Akarsu Çelik

Mehmet Özhaseki: Tayyip Bey izin verirse Mansur Yavaş'la televizyonda tartışmak isterim

Salı, 5 Mart, 2019
Rakibi Mansur Yavaş’la aralarında ciddi oy farkı olduğu ve AK Parti’nin Ankara’yı kaybedebileceği yönündeki haberlere gülen Cumhur İttifakı'nın Ankara Büyükşehir Adayı Mehmet Özhaseki “Mansur Yavaş’la bir televizyon programına çıkar mısınız?” sorumuza, “Tayyip Bey izin verirse çıkmak, tartışmak isterim” yanıtını verdi. Projelerini 11 başlık altında toplayan Özhaseki, Yavaş'a "Üçüncü kez aday ama bir projesi bile yok" eleştirisi yöneltiyor. “Allah korusun, evine su parasını getiren tahsildarın militan olduğunu düşünün" sözlerinin arkasında duran Özhaseki de, Millet İttifakı'na 'yerli ve milli olmamak' suçlaması yöneltiyor.

AK Parti’nin Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Adayı Mehmet Özhaseki ile 3 Mart Pazar günü Keçiören’de bulunan Estergon Kalesinde buluştuk. Profesyonel bir ekiple çalışan Özhaseki’nin nerede fotoğraf çektireceğinden mülakatı hangi odada yapacağına kadar her ayrıntı saatler öncesinden planlanmıştı. Özhaseki’yle sohbetimizde bize ayrılan süreye dakikası dakikasına uyuldu. Zamanımız dolduğunda odaya giren bir görevli Özhaseki’ye bir sonraki programa yetişmeleri gerektiğini söyledi. Söyleşi boyunca “Aman üşütmeyeyim! Çok az zaman kaldı seçime, kendime iyi bakmam lazım!” diyen Mehmet Özhaseki’nin keyfi yerindeydi.

Rakibi Mansur Yavaş’la aralarında ciddi oy farkı olduğu ve AK Parti’nin Ankara’yı kaybedebileceği yönündeki haberlere gülen Özhaseki “Mansur Yavaş’la bir televizyon programına çıkar mısınız?” sorumuza, “Tayyip Bey izin verirse çıkmak, tartışmak isterim” yanıtını verdi.

Özhaseki, Mansur Yavaş’ın, kazanması halinde belediyeye 20 bin kişiyi işe alacağı iddiası üzerine PKK ve DHKP-C gibi örgütlerin ‘Sana destek verdik, sen de bizi gör’ diyeceğini öne sürmüş ve “Allah korusun, evine su parasını getiren tahsildarın militan olduğunu, başımıza gelecek felaketleri bir düşünün” demişti. Özhaseki’ye bu açıklamasını da sorduk, sözlerinin arkasında olduğunu vurguladı.

İşte AK Parti’nin Ankara Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Mehmet Özhaseki’nin sorularımıza verdiği yanıtlar…

BANA ANKARALI DEĞİLSİN DİYEN TUNCELİLİ KILIÇDAROĞLU İSTANBUL’A ADAY OLMUŞTU’

Kayseri’de 5 dönem büyükşehir belediye başkanlığı yaptınız. Üç dönemdir de Kayseri milletvekilisiniz. 31 Mart yerel seçiminde partiniz sizi Ankara’dan aday gösterince en fazla yöneltilen eleştiri Ankaralı olmamanızdı. Halkla temasınızda bu konuyla ilgili bir tepkiyle karşılaştınız mı?

Bunu Kemal Bey (Kılıçdaroğlu) başlattı ama iki aydır meydanlarda, çarşılarda, toplantı salonlarındayım, yüz binlerce insanla bir araya geldim, bir tek Allah’ın kulu bu konuyu açmadı. Üzücü tarafı, nihayetinde ana muhalefetin başındaki birisinin böyle bir şeyi söylemiş olması. Kayserili birisinin Ankara’ya aday olması ayıp, gibi bir cümle… Neresinden bakarsanız utanacağımız bir cümle olarak görüyorum.
Kendisi Tunceli’de doğmuş, ana muhalefetin başına gelmiş, İzmir’den milletvekili olmuş, İstanbul’a da büyükşehir belediye başkan adayı olmuş. Ankara’da iki CHP’li belediye başkanı var. Yenimahalle’deki arkadaş Afyonlu; Çankaya’daki arkadaş Tuncelili. Ben de şunu sordum, insanlar dünyaya gelirken Yaratıcı’ya dilekçe mi veriyorlar? Sonra utanıp Ankara’yı bilmez dediler. Ben burada 3 dönemdir milletvekiliyim, genel başkan yardımcısıyım, bakanlık yaptım. Ayrıca 17 yaşından beri Ankara ile içli dışlıyız. Yakınlarımızın hepsi Ankara’da. Çocuklarım burada okudular. Evimiz oldu burada 2000’li yılların başından itibaren. Eşim hep buradaydı, ben de gidip geliyordum.

“Mansur Bey ülkücülerden oy istiyorsa MHP’de dursaydı, MHP’den aday olsaydı. Ülkücü arkadaşları, partiden ayrılırken ‘siz CHP’lileştiniz’ diyerek suçlayan -CHP çok kötü ya, tu kaka ya- biri gidip CHP’nin adayı olup, arkasından ülkücülerden oy isterse gülerler adama.”  (Fotoğraflar: Eren Güvendik)

ANKARA’NIN 5-10 YIL SONRASINI EN ÜCRA KÖŞESİNE KADAR BİLEN TEK KİŞİ BENİM’

Ankara’nın 1/100.000’lik planlarına imza atan benim deyince kalakaldılar. Bakanlıkta Ankara için o dönem gördüğüm sıkıntı buydu, 1/100.000’lik planları yoktu. O olmayınca ona bağlı olarak yapılan 5000’likler, 1000’liklerin çoğu mahkemeye gittiğinde iptal oluyordu. 1/100.000’likle Ankara’da konutlar, sanayi alanları, iş yerleri nerede olacak, bağlantıları nasıl sağlanacak, ormanlar, korunacak alanlar nerede?.. Bütün bunları belirlediğimiz tüm paftalara en çok çalışan insan benim. Ankara’nın en ücra köşesine kadar, bundan beş, on sene sonra nasıl olacağını bilen tek kişi benim. Bana söyledikleri burada da tutmadı ama çok ayıp bir şeydi. Sevindirici taraf şurası, kimse bana ‘tembel, bu adam iş bilmez, büyükşehir idare edecek kapasitesi yok’ demedi, affedersiniz hırsız uğursuz da demedi, bundan dolayı seviniyorum.

MANSUR BEY ÜLKÜCÜLERDEN OY İSTİYORSA MHP’DE KALSAYDI’

Ülkücüler Ankara’da Mansur Yavaş’a mı oy verecek, size mi?

Mansur Bey ülkücülerden oy istiyorsa MHP’de dursaydı, MHP’den aday olsaydı. Şimdi ülkücü arkadaşları, partiden ayrılırken ‘siz CHP’lileştiniz’ diyerek suçlayan -CHP çok kötü ya, tu kaka ya- biri gidip CHP’nin adayı olup, arkasından ülkücülerden oy isterse gülerler adama. Çok komik bir durum olur. Benim çizgim çok net ve belli: Yerli ve milli bir duruş. Bunun temsilcileri de iki tane günümüzde, biri AK Parti diğeri Milliyetçi Hareket Partisi…

ANKARA HALKININ TEPKİ VERECEĞİNİ BİLDİKLERİ İÇİN ‘EVET, ANLAŞTIK’ DEMİYORLAR’

Diğerleri gayri milli mi?

Biz kendimizi tarif ediyoruz. Bu söylediklerimizden tersinden anlam çıkarırsanız başka yerlere gideriz. Karşı taraftaki ittifakta da CHP ve İYİ Parti var. Meşru iki parti. Ne diyebiliriz? Eleştiririm ama kötü bir söz söylemem ama bir de utandıkları ortakları var. Bunu netleştirseler, işte o zaman milli mi gayri milli mi çok net söyleyeceğiz. Kim o? HDP… Ahmet Türk ile Kılıçdaroğlu görüşüyorlar. Gazetecilere yakalanınca Ahmet Türk şöyle söylüyor: Kılıçdaroğlu davet etti, yerel ittifak teklif etti, destek bekledi bizden, onu görüştük… Bak ne kadar güzel, mertçe söylüyor! Sezai Temelli diyor ki, Kürdistan’da biz kazanacağız, batıda da kaybettireceğiz. Burada destekleyeceklerini söylüyorlar.

“Mansur Bey’e bakarsan yüzde 80’leri buluyor o (gülüyor). İlk günlerde neredeyse öyle söylüyordu. Yeni CHP yönetimi son birkaç yıldır özellikle bu taktiği uyguluyor. Referanduma giderken, cumhurbaşkanlığı seçiminde, genel seçimde yaptı. “Öndeyiz, öndeyiz, geliyoruz, aldık!”… O akşam oluyor, sandıklardan çıkan gerçekler yüzlerine çarpıyor, o zaman taktik değişiyor. “Oylar çalındı, sandık güvenliği yok!”

İstanbul’da, Adana’da, İzmir’de diye sayıyorlar ama Ankara’yı söylemiyorlar. Burada ne (Kemal) Kılıçdaroğlu anıyor ne de HDP tarafı. Kendi aralarında ittifak konuştular mı, konuştular; görüşmelerini anlaşmalarını yaptılar mı, yaptılar. Çıkıp Ankara halkına desinler ki, “Evet biz anlaştık, bizi destekleyecek”. Ankara halkının milli ve manevi değerlere bağlı olduğunu, onlara tepki vereceğini biliyorlar. Onları ürkütmemek adına bunu yapıyorlar ama bunun adına çirkin siyaset deniyor. Siyaset dürüst adamların işi bana göre.

PKK VE ONUN SİYASİ UZANTISI LANET ADAMLARDAN UCUNA KAN BULAŞMIŞ OY İSTEMİYORUM’

Rakibim, gidin Haseki’ye sorun demiş. Düşüne düşüne bana danışmanlarıyla bir soru gönderdiler. HDP’den oy istiyor mu, istemiyor mu? Allah Allah çok şaşırdım(!)… O kadar net ki! Ne PKK ne onun siyasi uzantısı lanet adamlardan zerre kadar ucuna kan bulaşmış oy istemiyorum. O oyların ucuna kan bulaştı çünkü. Ancak, Ankara’da yaşayan Kürt kökenli kardeşlerimin hepsinin oyuna talibim. Bakanlığım döneminde Güneydoğu’dan sorumlu koordinatör bakandım. Doğu’nun temsilcisi olduğunu söyleyen HDP’lilerden daha çok gittim 2016-2017 yıllarında, 2.5 yıl boyunca oraya. Sur’un içerisine, Nusaybin’e, Yüksekova’ya, İdil, Cizre, Silopi, Şırnak’a… Teröristlerin yaktığı yıktığı orada 30 bin Kürt vatandaşımızın evi vardı. 50-60 bin civarında ev de hasarlıydı. Eşyaları falan yanmış, alt yapıları, hiçbir şey yok. Onları yapmak için gittik. Bir, bir buçuk sene içerisinde onları yaptık. Cizre’de, İdil’de, Silopi’de 10-15 günde bir su akıyordu. Her gün su akar hale getirdik.

KÜRT KARDEŞLERİMİZE HİZMET EDEN BENİM’

Yüksekova’da, bir metre kanal yoktu. Yüz binden fazla nüfus, ortalık lüks arabalardan geçilmiyor ama belediye bir metre kanal yapmamış. 400 küsur kilometre kanal yaptırdım. Hizmet eden benim, oradaki Kürt kardeşlerimize.

Benim iddiam ve özellikle altını çizerek söyleyeyim şu: PKK’lılar asla Kürt kardeşlerimizin temsilcisi değildir, onları ayırmak lazım. PKK lanet bir örgüttür, herkesin onu kınaması lazım. Eli kanlı, cani bir örgüttür. Ama Kürt vatandaşlarımız, kardeşlerimiz ayrı. O yüzden ben elbette kan bulaşmış hiçbir oyu istemiyorum ama Kürt kardeşlerimizin hepsinin oyuna da talibim, çok net söylüyorum bunu.

YÜZDE 100 HDP’YE OY ÇIKAN SANDIK SAYISI 2 BİN 350’DEN 230’A DÜŞTÜ’

HDP 6 milyonun oyunu almış, Meclis’teki meşru bir parti…

Orada oylar iki türlü alınıyor. Geçtiğimiz iki seçimde, yerel yönetimler başkanlığı yaptığım sırada inceledim. İlk 7 Haziran 2015 seçiminde 2 bin 350 civarında sandıkta HDP yüzde yüz, firesiz ve iptalsiz oy aldı. Türkçe bilinmeyen bir yerde olabilir mi şimdi? Hiç iptalin olmaması mantıklı geliyor mu? Oradaki vatandaşlarla konuştuk, şöyle söylediler. Bizim her birimizin köyüne üç dört PKK’lı geldi seçim öncesi ve dediler ki, “Buradan bir tane AKP’ye oy çıkarsa bir kişi, iki tane oy çıkarsa iki kişi, üç tane oy çıkarsa üç kişiyi vuracağız”. Böyle olunca muhtarlar korkudan sandıkların başına oturmuşlar, kimseyi yaklaştırmamışlar, kendileri oy kullanmışlar. Arkasından 1 Kasım 2015 seçimi geldi. Bakanlık önce tedbir aldı. 230 sandığa düştü yüzde yüz oy kullanma oranı. Böyle bir yapı var orada.

SEÇİLEN MİLLETVEKİLLERİ MEŞRU OLMAKLA BİRLİKTE SUÇ İŞLEYENDEN HESAP SORULUYOR’

Vatandaşın bazen tehditle bazen zoraki vermiş olduğu oyla gelen insanlardan beklenen şu; Meclis’e gelmiş, yemin etmiş, oturmuş yerine, legal bir parti, buna kimse bir şey söyleyemez. Burada önemli olan, bunlar için büyük bir fırsat. PKK terör örgütü ile aralarına bir gün olsun mesafe koysalar hiç kimsenin diyeceği bir şey yok. Bir gün olsun kürsüye çıkıp da ‘bu PKK terör örgütüdür’ diyemediler. Her çıkan şöyle söylüyor, “Biz barıştan yanayız”. Güzel! Ardından, “İki taraf da silah bıraksın”. Anlamadım! İki taraf derken kimi kastediyorsunuz? Türkiye Cumhuriyeti’nin legal, meşru güçleri silah mı bırakacak? Bu nasıl bir tekliftir böyle ya! Kendilerini ordu gibi görüyorlar. Sanki kurtuluş ordusu gibi görüp Türkiye Cumhuriyeti’nin askeriyle, polisiyle savaş verdiğine inanan bir yapı var. Bundan dolayı ki, seçilen milletvekilleri meşru olmakla birlikte suç işleyenlerden hesap soruluyor. Eskiden bu da sorulmuyordu. Çok büyük yanlışlıktı bana göre. Evet, Apo’nun heykelini dikeceğiz, terör örgütüne sırtımızı yasladık… Bu ülkede bölücülük yapanlardan, insanları tahrik edip sokağa dökenlerden mahkeme, çağırıp hesabını soruyor. İddianamelerini takip etmiyorum ama suçlarını biliyorum. Orada oturan kişi eğer yeminine sadıksa ve terör örgütüyle arasına mesafe koyuyorsa başımızın tacıdır ama değilse bunları söylemeye hakkımız var. Bunları söyleyeceğiz, milleti uyandıracağız.

MANSUR YAVAŞ BELEDİYEYE 20 BİN KİŞİ ALACAK İDDİASI…

Mansur Yavaş’ın seçildiği takdirde belediyeye 20 bin kişiyi işe alacağını ve bunların içinde PKK ve DHKP-C örgüt üyelerinin olacağını iddia ettiniz ve şöyle dediniz, “…Sana destek verdik, sen de bizi gör, diyecekler. İnsanların parklarında artık o militanlar olacak. Allah korusun, evine su parasını getiren tahsildarın militan olduğunu bir düşünün!” Bu iddianın kaynağı neresi?

Şöyle çıktı bu söz, zannedersem Ahmet Hakan’ın programıydı. CHP Ankara milletvekili olan bir hanımefendi, yanında Mustafa Balbay ve yine kendileri gibi düşünen üçüncü bir kişi… Karşı taraftaki arkadaşlar şöyle bir iddiada bulundular, ‘CHP binalarında şimdi iş formu almaya başlamışlar, 20 bin kişi işe alınacakmış.’ (CNN Türk’te, 18 Şubat 2019 tarihli Tarafsız Bölge’de Takvim Gazetesi Ankara Temsilcisi Zafer Şahin’in, ‘Mansur Yavaş’ın 20 bin kişiyi belediyede işe alacağı konuşuluyor. Kimlerden oluşacak bu liste? Teröristlerden mi oluşacak?’ sözlerine CHP Ankara Milletvekili Gamze Taşcıer, “Korkarım ki, bu liste çoğalacak çünkü bu işsizlik listesi!’diye yanıt vermişti. ÖAÇ) Ben CHP milletvekilinden, Mustafa Balbay’dan ‘ya bırakın böyle şeyi!’ demelerini bekledim.

SÖZÜMÜN ARKASINDA DURUYORUM. CHP, YÜKSEK SESLE REDDETSİN’

Zaten 30 bin kişi çalışıyor. Belediyenin elindeki bütçe ve gelir-gider dengesine baktığınızda bir kişinin daha girip maaş alabileceği bir ortam yok orada. 20 bin kişinin gelmesi demek, belediyeye aylık 130-140 milyon lira maliyet demektir. Bu bile başlı başına bir felaket! Gidip bankalardan faiziyle para alıp CHP’den işe girecek adamları işe almak demektir. Fakat orada ne yazık ki savundular. Reddetmediler ve dediler ki, ‘sizin getirdiğiniz ekonomi politikalarının sonu bu, insanları işe mahkûm ettiniz, belediye de istihdam sağlayacak, tabii alacak’…

Tartışma büyüdü, sosyal mecralara taşındı ve televizyonlar da bana ’20 bin kişinin alınacağını inkâr etmiyorlar’ diye soru sordu. Ben de ‘şahsi kanaatim şu dedim; 20 bin kişi eğer parti binalarında iş müracaatı sırasına giriyorsa her türlü örgüt elemanı gelir. Allah korusun insanlar artık parklarda bu tür tehditlerle karşı karşıyadır demektir, evine makbuz getirecek adamın böyle biri olması demektir’. Arkasında da duruyorum. Yüksek sesle CHP bunu reddetsin hakikaten!

CHP’NİN SÖYLEDİĞİYLE CHP’NİN ADAYININ SÖYLEDİKLERİ ARASINDA FARK VAR’

CHP’nin adayının söylediğiyle Cumhuriyet Halk Partisi’nin söylediği arasında dağlar kadar fark var. O bir taraftan aşağıda milliyetçi seçmene oynadığı için kendince bir şeyler söylüyor. Ancak bir adam iş başına gelirken onu kim getiriyorsa yalnız bırakmazlar.

Mansur Bey’in ülkücü çalışma arkadaşları olmayacak mı?

CHP oraya getirecek ama siz onları reddedeceksiniz, meclisiniz de tümden CHP’lilerle dolu olacak ama sizin kadronuz ülkücü olacak! İnandınız mı buna siz? Güldürmeyin n’olur adamı!

TAYYİP BEY İZİN VERİRSE MANSUR YAVAŞ’LA TELEVİZYONDA TARTIŞMAK İSTERİM

Mansur Yavaş’la bir televizyon programına çıkmak, kendisiyle Ankara’yı tartışmak ister misiniz?

Her zaman isterim, bunda bir sıkıntım yok. Zaten o konuda kendime özgüvenim var. Ancak partimiz karar verirse ki, yaklaşık on yıldır, parti genel merkezi adayların tartışma programlarının kavgaya dönüştüğü, milleti de bunalttığıyla ilgili kanaat sahibi olduğu için o prensip itibariyle duruyor. Ben önümüzdeki günlerde şahsen Tayyip Bey izin verirse çıkmak, tartışmak isterim.

ANKETLERDE “ÖNDEYİZ”, SEÇİM GECESİ “OYLAR ÇALINDI” DEMEK BİR CHP TAKTİĞİ’

Anketlere göre Mansur Yavaş önde deniyor. Cumhurbaşkanı ise anketlere güvenmediğini söylüyor. Anketleri bizzat seçmen mi manipüle ediyor yoksa Yavaş gerçekten önde mi?

Mansur Bey’e bakarsan yüzde 80’leri buluyor o (gülüyor). İlk günlerde neredeyse öyle söylüyordu. Ben de öyleyse çalışmasın, çayını kahvesini içsin dedim. Yeni CHP yönetimi son birkaç yıldır özellikle bu taktiği uyguluyor. Referanduma giderken, cumhurbaşkanlığı seçiminde, genel seçimde yaptı. “Öndeyiz, öndeyiz, geliyoruz, aldık!”… O akşam oluyor, sandıklardan çıkan gerçekler yüzlerine çarpıyor, o zaman taktik değişiyor. “Oylar çalındı, sandık güvenliği yok! YSK yok mu zaten! Hiç güvenilmez bunlara!”… Dört seçimdir böyle. Hiç değişmiyor.

YEMİNLE SÖYLÜYORUM, OY NASIL ÇALINIR BİLMİYORUM’

Beş kere belediyelere, üç kere de milletvekilliğine aday olmuş birisiyim, yeminle söylüyorum, sandıktan bir tane oy nasıl çalınır bilmiyorum! Vallahi bilmiyorum! 7-8 kişi oturuyor sandığın başında. Devletin görevlisi 20-25 yıllık memur. En ufacık bir şeyde adamın memuriyetine son verirler. Bir tane, beş tane oy için tenezzül eder mi insan? Ve herkes kameralarla çekiyor. Böyle bir ortamda oy nasıl çalınır, inanın bilmiyorum. Nihayetinde her sandıkta 100-150 tane oy var. Altına 8-10 kişi imza atıyor. Götürülüyor, herkesin huzurunda açılıyor. Herkes görüyor ve netice ilan oluyor. Ya buna niye insanlar şaibe bulaştırırlar ki!

DENİZ BAYKAL YÖNETİMİNİ AYIRIYORUM. ONLAR FARKLIYDI’

Deniz Baykal yönetimini ayırıyorum. Onlar farklıydı. Farklı şeyler söylüyorlardı. Şimdiki yönetim çok ayrı. Çok özel bir yönetim. Bu arkadaşların taktiği böyle ve akşam olduğunda da başlıyorlar oylar çalındı diye, ardından YSK’ya iftira ediyorlar. Peki kardeşim Karşıyaka’da seçimi aldığınızda gidip mazbatayı alıyorsunuz, YSK’nın oraya tayin ettiği hâkimlere teşekkür ediyorsunuz, burada niye iftira ediyorsunuz adamlara?

BAYKAL’IN YERLİ VE MİLLİ OLUŞUNDA ŞÜPHE YOKTU’

Deniz Baykal ekibini neden ayırıyorsunuz?

Deniz Baykal benim bildiğim kadarıyla ulusalcı ve yerli duruşu olan bir adam. Kendine göre hassasiyetleri vardır ve bütün programını cumhuriyet, laiklik üzerinden devam ettirir. Karşı tarafta gördüğü en küçük bir şüphe veya soru işaretini de abartarak anlatırdı, o hassasiyetini devam ettirirdi ama devlet adamlığından kimsenin şüphesi yok. Yerli ve milli oluşundan şüphe yoktu. Ama yeni yönetimde eski hassasiyetler gitti. Arkasından iftiravari ortamlar başladı. Herkes hakkında çok rahat iftira edecek, yalan söyleyecek bir yapı…

BÜYÜK İHTİMALLE CHP YÖNETİMİ GÖBELS’DEN TAKTİK ALIYOR’

Şimdi diyorum ki onları görünce, büyük ihtimalle bunlar, Hitler’in bir propaganda bakanı vardı, adı Göbels (Joseph Goebbels: Hitler’in iktidara geldiği 1933 yılından 1945’e kadar Halkı Aydınlatma ve Propaganda Bakanı olarak görev yaptı. ÖAÇ), ondan taktik almışlar, kitabını okumuşlar. Göbbels’in ciddi birkaç tane teorisi var. Diyor ki, “durmadan yalan söyleyin, bu yalanda ısrar edin, yalanı büyük büyük söyleyin”… Bizim bu CHP yeni yönetimi bunu kendisine rehber edinmiş ve devam ediyorlar. Çok çirkin bir şey.

Devletin tüm kurumları, gücü, medyanın büyük çoğunluğu ellerinde diyerek aynı eleştiriyi onlar da sizin için, partiniz için yapıyor…

Allah Allah!..Mahkemeye gitsinler. Yalan varsa, kendilerine iftira edilmişse lütfen mahkemelere gitsinler. Ben şahsen buna uğramış birisiyim ve mahkemeye gittim. Ona yakın yalanı da Kılıçdaroğlu’nun yalanlarını mahkemenin huzuruna koymuş birisiyim. Savcılık bunları inceledi, Kılıçdaroğlu’nun itirazını reddetti ve beni haklı buldu. Birçok tazminat alıp sucuk döner dağıtmış bir adamım. Onlar hakkında bir cümle yalanım varsa, açsınlar davayı mahkemeler orada, ispatlasınlar!

25 YILIM ŞEHİR HİZMETLERİYLE GEÇTİ’

Hem beş dönem belediye başkanlığı yapmış olmanız hem de Çevre ve Şehircilik bakanlığı tecrübeniz projelerinize nasıl yansıdı?

21 yıl belediye başkanlığım var. Milletvekili olunca belediyelerden sorumlu genel başkan yardımcısı oldum. 2.5 yıl kadar da bakanlığım var. Yine belediyelerden, şehircilikten sorumlu bakandım. Son 25 yılım, şehir hizmetleriyle geçti. Bir özelliğim de kendimi yenilemeye çok meraklıyım. Çok şükür, dünya şehirlerinin gelmiş olduğu noktayı çok iyi biliyorum. Bunların hepsinin bana bir avantaj olduğunun farkındayım.

Ankara için adaylığım belli olduğunda, Sayın Cumhurbaşkanımız bana söylediğinde 30 kişilik bir ekip oluşturdum. Şehir plancıları, mimar mühendis arkadaşlar var; belki şimdiye kadar hiçbir adayın yapmadığı kültür sanat danışmanları, sporcu arkadaşlar, çocuk psikologları ve sosyologlarla çalıştım. 11 ana başlık belirledik.


Projelerimizden bir tanesi, ulaşım. Ankara’nın raylı sistemlerinin nereden nereye gideceğini, nerelerde öncelikli olarak metro sistemlerinin yapılacağını tek tek belirledik.

30 KİŞİNİN ÜZERİMİZE ÇÖKÜP ÖLDÜ DİYE BIRAKILDIĞIM DÖNEMLER OLDU’

Ankara’da yer altı ulaşım ağı, dünya başkentleriyle mukayese edilemeyecek kadar kısa. Neden geçtiğimiz 25 yılda bir başkente yakışır yer altı hattına kavuşamadı Ankara?

90’lı yıllardan itibaren raylı sistem gündeme girmiş, temelleri atılmış, nihayetinde geldiğimiz noktada 64 kilometre metro hattı, raylı sistem ve füniküler var. Ancak bizimle emsal olabilecek başkentlere baktığınız zaman buralardaki raylı sistem ağları Ankara’dan çok daha fazla. Bizim haritayı ortaya serdiğiniz zaman sadece birkaç çizgi görüyorsunuz metro hattı olarak. Ankara misali başkentlere baktığınız zaman içinden çıkmak için yanınıza rehber tutmanız lazım. O ülkeler 1900’lü yıllardan itibaren Avrupa başkentleri. Hükümet desteğiyle raylı sistemlerini yapmışlar. Bizde ise 50’li yıllarda göçler başlamış. 60’lı 70’li yıllarda ideolojik takıntılı bir belediyecilik anlayışı var. Ta 94’e kadar neredeyse belediyecilik rayına oturmamış, şehir planlamaları bile doğru düzgün yapılmamış. Ancak 90’larda hizmet belediyeciliği konuşulmaya başlandı.

Öğrenciliğim burada geçti. Hiç unutmuyorum, sene 1976…Kaldığımız yurda Mimar Mühendis Odaları’ndaki seçimden dolayı ziraat mühendisi birkaç ağabey geldi. Dediler ki, bize oy kullandırmıyorlar, bize yardımcı olur musunuz? Belediyenin işçileri bizi içeri almıyor dediler. O günkü ideolojik kamplaşma içinde biz de ağabeylerimizin yanına düştük, Mimar Mühendis Odaları’na gittik, 200 yüz kadar öğrenci. Bizi orada Vedat Dalokay’ın çöpçüleri karşıladı, ellerinde birer metrelik sopalarla.

Dayak yediniz mi?

Öğrenciliğimde epeyce yedim.

Çöpçülerden?..

Çöpçülerden o gün dayak yemedim çok şükür. Ancak 30 kişinin falan üzerimize çöküp öldü diye bıraktıkları dönemler oldu. O günler öyleydi. Allah bir daha göstermesin diye dua ediyorum. Gerçekten çok üzücüydü.

ÇOCUKLARIN, GENÇLERİN AVM’LERDE YA DA EVDE İNTERNETE BAĞIMLI OLMASINI SEVMİYORUM’

Bir Ankaralı olarak Ankara’da en sevmediğiniz şey ne?

Çocukların, gençlerin, ailelerin AVM’lerde ya da evlerde internete bağımlı olmasını sevmiyorum. Özellikle “Çocuk Köyü”ne çok özendim. Kültür yolu projesine, stadyum ve spor tesislerine, millet bahçelerine çok emek verdim. Herkesin çocuğu, benim de torunlarım, artık evde. Dışarı bırakılamıyor, internet ortamında büyüyorlar. Anne yemek yedirmek için bile oyun açıyor. Karşılarında play station’lar var… Veya arada bir çocukla beraber AVM’ye gidip geziyorlar. Hâlbuki biz hayatı sokaklarda öğrendik. Dostluğu, paylaşmayı, arkadaşlığı, oyun oynamayı hatta kavgayı bile sokaklarda öğrenmiş bir nesiliz. Çocuğun içeride, internet ortamında sağlıklı büyüyeceğine inanmıyorum. Psikolojisinin normal olacağına da inanmıyorum. “Çocuk Köyü” projesi bir milyon metrekare üzerine oturuyor. Orada yüze yakın etkinlik var. Çocuk hayata hazırlanıyor. İtfaiyeciyi, eczaneyi, karakolu da görüyor. Sinemaya, tiyatroya, bilim merkezine giriyor, deney yapıyor.

ÇOCUK KÖYÜ İÇİN ANKARALILAR KUYRUĞA GİRECEK’

Bu projeyi yaptığımızda Ankara’daki tüm ailelerin buraya girmek için kuyruğa gireceğini zannediyorum. Ankara’ya yaptığınız işin en güzel tarafı da tüm Türkiye bunu örnek alır ve çocuklarımızı geleceğe hazırlayacak müthiş bir ortam çıkar oradan diye düşünüyorum. Biraz önce Vedat Dalokay’ın ismini vererek onu andım ama onun da bir çabası var, Karayalçın’ın da bir çabası var, Melih Bey’in de var. Herkes kendi zamanına tesadüf eden dönemlerde hizmetlerini yapmışlar.

11 KM’LİK KÜLTÜR YOLU HATTINDA 411 TESCİLLİ ESER VAR’

Kültür Yolu, Ankara Kalesi’nden başlıyor. Ankara Kalesi ile Hacıbayram arasına bir teleferik hattı. Roma Hamamı’ndan Ulus, Sıhhiye, Kızılay, Saraçoğlu, Anıtkabir kısa kültür yolu. Atakule’ye uzanan hat, uzun kültür yolu. Buranın 11 kilometrelik hat üzerinde tam 411 tane tescilli eser var. 72 tane müze var Ankara’da, kimsenin haberi yok. Tek tek saydım, 29 tane Atatürk zamanında başlayıp yapılmış olan en güzel kamu binaları var. Türkiye’nin en güzel kamu binaları ilk Cumhuriyet dönemine ait.

BUNLARI YAPTIĞIMDA EVDE ÇOCUKLARI DURDURAMAYACAKSINIZ’

Ama biri yıkıldı biliyorsunuz, Ulus’taki tarihi İller Bankası…

Bu değerlerin farkında bile değiliz. ‘Kültür Yolu’ ile Ankara’ya değer katacağız diye bakıyorum. 13 tane millet bahçesi yeri… Siz buna park, rekreasyon alanı, orman deyin. Yerlerini de tek tek hazırlayıp bakan arkadaşlarımızla görüşüp, protokol yapar mısınız buralara bunu yapacağım diyerek izin alıp yazdım. 12 milyon 950 bin metrekare… İçinde spor alanları, yürüyüş yolları, yeme içme yerleri, ihtiyaç mahalleri, keyifli mekânlar, millet kıraathaneleri olacak. Bir de stadyum var. Çocukları, gençleri evde durduramayacaksınız. Saraçoğlu Mahallesi’ne kültür sanat evleri yapacağım, gençler için. Envai çeşit, hem modern hem de geleneksel sanatların icra edildiği, gençlerin uğrak yeri bir mahalle haline getireceğim orayı.

MANSUR YAVAŞ, ÜÇÜNCÜ KEZ ADAY AMA BİR PROJESİ BİLE YOK’

Ben bunlara emek verdim ama saflığıma bakın ki, aday olduğumda zannettim ki rakiplerim de çıkacak proje söyleyecekler, ben de kendi projemi söyleyeceğim. Aradan üç ay geçti, iki satır bir broşür yazıp da dağıtan olmadı. İki dönem aday olmuş, üçüncü dönem insanların önüne çıkmış CHP’nin adayı ve zannediyor ki, eski iki dönemde olduğu gibi Melih Bey’e karşıtlık üzerinden bir propaganda, o olmasın da bu olsun diye bir dert, bir kamplaşma ve ben oradan gelirim. Zaten bir de mağduriyet ayaklarına yatmış! Vay benim hakkım yendiydi gibi bir numara. Bu Ankara halkına da hakarettir; Ankara şehrine de büyük bir zulüm bana göre.

SU PARASI FİYATI PROJE MİDİR?’

Mansur Bey, su fiyatlarında indirim yapacağını söyledi, böyle proje olmaz dediniz.

Size göre su parasının fiyatı proje midir? İki satır yerel yönetim dergisi okuyan birisi bilir ki belediyenin hizmetleriyle ilgili bir tarife çıkar. Bu belediye meclisince belirlenir. Su, ekmek, otobüs fiyatları bunun içindedir. Oradan maliyet çıkarırsınız, ya zarar edip halka ucuz verirsiniz hizmeti ya da üstüne para kazanırsınız. Bu başkanın tercihi. Benim sistemim, maliyetlerin minimize edilmesidir. Zarar ederseniz sürdüremezsiniz sistemi; üstüne kâr koyarsanız millete eziyet edersiniz. Bunu meclise getirirsiniz, hesap yapılır iki dakikada, eller kaldırılır. Mansur Bey bunu söyleyince şaşkınlıktan küçük dilimi yutacaktım. En büyük projem su fiyatı dedi ya, geçenlerde Mustafa Bey (Tuna) yaptı zaten bunu. O zaman bizim CHP’nin adayının tüm projeleri bitti. Niye aday oluyorsun kardeşim diye adama sorarlar!

OTURSUNLAR DERS ÇALIŞSINLAR LÜTFEN!’

Rakipleriniz, ‘Size proje yazmak kolay tabii. Hem bakanlık yapmış birisiniz hem de 17’inci yıldır iktidarda olan bir partinin mensubusunuz’ diyebilir…

Desinler! İşte tecrübe belli olsun! Onlar da otursunlar ders çalışsınlar lütfen. Ben her gün 06 00’da kalkıyorum, en az iki saat çalışıyorum. Ben şehirciliği bildiğimi iddia ediyorum. Ankara gelecekte nasıl bir şehir olmalı? Ticarette, sanayide, turizmde, kültürde, sanatta, sporda neler yapılabilir diye başlık attım ve bunların altını doldurdum. Ankara Büyükşehre adaysanız siz de bunlara çalışacaksınız. Yoksa haybeden, eskiden yaptığın gibi öbürüne karşıtlık üzerinden seçim kazanacağım diye ortaya çıkarsanız vallahi garip olur.

DAVASINA HAZA İNANMIŞ BİR ADAMLA KARŞI KARŞIYAYIZ’

Cumhurbaşkanının size önerileri oluyor mu kampanyaya ilişkin?

Cumhurbaşkanımızla son birkaç ay içerisinde birlikte çalıştık. Belediye başkanlarını belirledik, ittifak görüşmelerini sürdürdük. Saatlerce süren çalışmalarda hep beraberdik. Gördüğümü net olarak söyleyeyim, samimi olarak içimden geldiği için söylüyorum, davasına haza inanmış bir adamla karşı karşıyayız. Ne söylüyorsa inandığı için söylüyor. Arka planda hiç kimse bir şey aramasın. Zaten kızdığı veya sevindiği bir şey varsa net olarak ifade ediyor, yüzüne de yansıyor. Cumhurbaşkanımızın böyle bir gerçekçilik bir tarafı var. Siyaset dünyasında çok insanla karşılaştık, onlar kızdığını belli etmemek adına gülümseyen adamlardır çoğu zaman. Böyle riyakârca bir dünyanın içinde gerçekçi, düşündüğünü net söyleyen ve davasına inanan bir adam diye görüyorum.

(Fotoğraflar: Eren Güvendik)

SİYASET ÜSTÜ. KİM NE DERSE DESİN!’

Siyaset üstü, kim ne derse desin! Partiyi kuruyorsunuz, iktidar oluyorsunuz, 16 yıldır oradasınız. Cumhurbaşkanlığına yeniden aday olmuşsunuz ve seçilmişsiniz. Bunu herkesin takdir etmesi lazım. Bu siyaset bilmeden, Türkiye’deki dinamikleri okumadan olmaz. Bu anlamda Cumhurbaşkanımızın hocalığına, rehberliğine her zaman ihtiyacımız var. İstişare ediyoruz, soruyoruz da zaten. Bu konuda çok şükür yol arkadaşlığından tecrübemize tecrübe kattık diyebilirim. En son ses tellerini nasıl koruduğunu sordum Sayın Cumhurbaşkanımıza…

CUMHURBAŞKANININ SES KORUMA İLACI: MAYDANOZ-LİMON

Nasıl koruyormuş?

Maydanoz ve limon kaynatılıyor 20 dakika, soğutuluyor ve içiliyor. Ses tellerine çok iyi geliyor.

PARTİ KURACAKLARINI ZANNETMİYORUM’

Eski yol arkadaşlarınızdan bazılarının yeni parti veya partiler kuracağından söz ediliyor. Görüşüyor musunuz kendileriyle ve yeni partilere ihtimal veriyor musunuz?

Söyleniyor ancak kendilerinden bir açıklama olmadı. Zaten tanıdığımız insanlar, yıllarca kader birliği yaptığımız insanlar. Ben zannetmiyorum bir parti kuracaklarını. Belki kendilerine has bazı gerekçeleri, muhalefetleri vardır ama ben bir parti kurmaya kadar gidecek ciddi bir gerekçe olduğuna da inanmıyorum. Eğer açıklarlarsa böyle bir şey o zaman fikrimi söylerim tabii.

ANKAPARK’A 1.3 MİLYAR LİRA HARCANMIŞ. MAKUL GÖZÜKÜYOR’

Gökçek döneminde yapılan ve maliyetiyle tartışılan Ankapark ne olacak?

Büyükşehirlerde eğlence merkezleri olur. Ankara için de belki bu bir ihtiyaçtı ve yapıldı. Ben çok yüksek maliyetli olduğuna da inanmıyorum. 1.3 milyar lira gibi bir rakam harcanmış. Yani 250 milyon dolar civarında deniyor. Bunu Melih Bey de açıkladı, belediye yönetimi de böyle söylüyor zaten. Yapılanlara baktığınızda da az çok bunları bilen birisi olarak söylüyorum, makul gözüküyor. Bir tek tartışılacak konu var, yer olarak burası mı olmalıydı yoksa şehrin biraz daha çeperlerinde bir yer mi olmalıydı? Yoksa ‘Ankapark niye yapıldı, bu oyuncakların ne işi var burada, gençler burada ne yapacak?’ gibi bir söz çok abes ve şehirciliği bilmeyen adamların sözü. Konuşulacaksa yer meselesi konuşulabilir, ona hak veririm.

OPERA BİNASI BU SENENİN SONUNDA BİTİYOR’

Ankara’nın yıllardır en büyük ihtiyaçları stat ve opera binası… Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası(CSO) binası yaklaşık 25 yıldır bitemedi. Bunlar yapılacak mı?

İkisinde de emeğim var. Bakanlığım döneminde CSO’nun inşaatını hızlandırdığım gibi ciddi de bir bütçe ayırdım. O projeyi, inşaatı takip eden arkadaşları da geçenlerde aradım. İnşallah bu senenin sonunda bitiyor. Muhteşem bir CSO çıkıyor ortaya! Yani ömrümde gördüğüm -Türkiye’de zaten bu kadar güzel bir salon yok- en müthiş yer çıkıyor ortaya. Ankara’ya yakışacak!

STAT, İKİ-ÜÇ YIL İÇERİSİNDE BİTECEK’

19 Mayıs Stadı yıkıldı biliyorsunuz ve bu şehirde 25 senedir maç yapılamamış. Kadir Has Stadyumunu yaptırdığım mimarları çağırdım. Onların bir hazırlığı vardı. Üzerinde çalıştım. Çok güzel bir stadyum ortaya çıktı. Sayın Cumhurbaşkanımıza da izlettim animasyonla. O da spor bakanımıza emir verdi. Yani bizim taslak proje tadil oluyor. Önümüzdeki günlerde ihalesi yapılacak. İki üç yıl içerisinde Ankara’da bir taraftan 50 bin kişilik bir stadyum ve yanında da tam 26 tane ferdi spor yapılabilecek salon ortaya çıkıyor. Çok şükür daha adayken bu ikisine çok emek vermiş birisiyim ve bununla övünüyorum.
Bakın sıfır atığın mucidi benim, bakanlık dönemimde. Bir yıl bakanlıkta uyguladık. Emine Hanım’a arz ettiğimizde hemen himayesine aldı. Şimdi tüm Türkiye’de uygulamaya çalışıyoruz. Önemli bir projem de Ankara’da, tamamında beş yıl içinde sıfır atığa geçmek. Çöp kamyonlarının ortalıkta dolaşmadığı bir Ankara, bütün atıkların değerlendiği bir Ankara. Ben uğraşacağım bunun için, bu benim için bir hedef.

YAZARIN DİĞER YAZILARI