Ali Duran Topuz
Ali Duran Topuz

Bu yol Erdoğan’ı devirmeye çıkmaz

Perşembe, 21 Şubat, 2019
Kılıçdaroğlu, Erdoğan’ın çok başarıyla uyguladığı “denkleştirme” ya da “eşitleme” stratejisini Ozan Arif vesilesiyle denedi. Ama ne deneme: Irkçı, saldırgan, şiddeti öven ve sevincini ya da öfkesini lümpen bir dille bağırmaktan gurur duyan bir figürü Pir Sultan’dan Neşet Ertaş’a gelen bir ozan geleneğiyle eşitleyiverdi. CHP ya takiye yapıyor ya da Ozan Arifleşiyor…

Bu işin ustası Erdoğan’dır. Siyasal şöhreti sadece farkları güçlendirerek, kutuplaştırarak elde edilmiş değildir, büyük eşitleyicidir de. Büyük düzleştirici. Dümdüz eder.

Anti emperyalizm yapacaksa Amerikalara Nazım Hikmet ile kafa tutar mesela. Faşist darbelere karşı çıkılıyormuş görüntüsü üretilecekse Erdal Eren ve Necdet Adalı’yı Mustafa Pehlivanoğlu ile birlikte zikredip gözyaşı döker.

İttihatçı paşaları şeytan tahtına oturtsa da konu Ermeni soykırımı oldu mu yüce ecdat katına çıkarır.

Kürtlerin gönlünü mü alacak? Saymaya başlar: “Cumhuriyeti biz hep birlikte kurduk. Mevlana ne kadar bu toprağın insanıysa, Ahmedi Hani (Ehmede Xanî) de işte o kadar bu toprağın insanıdır. Yunus Emre ne kadar bu toprağın sesiyse, Mela Ceziri (Melayê Cizîrî) de işte o kadar bu toprağın sesidir. Hacı Bektaş Veli ne kadar bu toprağın evladıysa, Faki Teyra (Feqiyê Teyra) da İbrahim Gülşeni de işte o kadar bu toprağın evladıdır. Bizim derdimiz bu. Aşıklar, ozanlar nasıl bu toprakların sesi, nefesiyse, dengbejler de aynı şekilde bu toprakların sesidir, nefesidir.”

SİYASİ NEZAKET BAŞKA ÇAM DEVİRMEK BAŞKA

Bu sureti haktan görünen denkleştirici tutumun bir örneğini de Kemal Kılıçdaroğlu verdi dün. Ama ne örnek! Bir siyasi lider olarak, bir seçmen kesimini gözeterek, cenazeye karşı vazife geleneğine yaslanıp Ozan Arif’e başsağlığı dileyebilirdi. Ailesini arayabilir, yoldaşlarına seslenebilirdi. Bundan hoşlanmayan olsa bile siyasi nezaket örneği sayılabilirdi. Fakat Kılıçdaroğlu başka bir şey yaptı, Erdoğan’ın çok kullandığı denkleştirme, düzleştirme tekniğini alıp Ozan Arif’e uyguladı.

Böylece bir angaje militan, “ülkücülerin ozanı”, Pir Sultan Abdal ile Aşık Daimi ile Aşık Mahzuni ile Aşık Veysel ile Neşet Ertaş ile denkleşiverdi. Elbet sorun Ozan Arif’in angaje olmasında değil tek başına, militan olmasında da değil. İkisi de haktır.

Fakat ortaokullar arası kardeşlik açıklamaları yarışması finalinde değiliz, siyasetin göbeğindeyiz. Ülkücü gazetelerin (Ortadoğu ve Türkgün) ölüm haberini vermediği, MHP yönetiminin daha bir yıl önce hakaretler yağdırdığı siyasal bir figür hakkında konuşuyoruz. (“Şerefsiz” koşuğu nedeniyle Bahçeli dava da açtı) Bir yıl önce bir başka CHP’li, Atila Sertel aynı kişinin ırkçılığı iktidar eleştirisinin temeli yapan bir başka koşuğunu Meclis kürsüsünde okumuştu. (Şöyle bir bölüm var içinde “Trabzon’a bile Katarlı girmiş,/Uzungöl’e Arap postunu sermiş…)

OZAN ARİF KAPISINDAN CHP’YE AKIN

Siyasetin göbeğindeysek yapılanın önce siyasi anlamını bulmak gerekir. Ya bu açıklama çok samimidir yani CHP, “Ozan Arif”i has adamları sayan ülkücü gurubun ideolojisini benimsemiş, onun koşuklarını, adını saydığı beş Alevi şairin düzeyinde görmektedir ya da ülkücü oyları almak amacıyla bir tür takiye yapmaktadır. Tabii ki siyaset/samimiyet bağı ele gelir bir bağ değildir, en samimi görünen en gayri samimi olabilir ve tersi. Örneğin, Ehmedê Xanî’yi “değerimiz” diye zikreden iktidar ile heykelini parçalayıp görüntülerinin yayılmasını zafer sayan iktidar aynı iktidar. Yine “milliyetçiliği ayaklar altına alan” iktidar ile onu bugünlerde baş tacı yapan iktidar da aynıdır. Özetle, ya ülkücü oyları almak için böyle yapıyor CHP ya da gerçekten böyle görüyor. Elbette “iktidar bloku” etrafındaki seçmenin gönlünü kazanmak, oylarını almak mümkün olmazsa durum hep aynı kalır. O oyları almak gerekir.

Fakat Ozan Arif kapısından CHP’ye akın edecek seçmenin, Pir Sultan kapısından girecek seçmenle el ele yol yürüyeceğini kim söylemiş? Hem de iktidara kadar? Yani hem Alevi kanı dökenlerin yoldaşı hem Pir Sultan’ın yoldaşı aynı yerde mi olacak? Hem Ozan Arif Kapısı hem Pir Sultan kapısı nasıl açık kalacak?

ÇARE DAHA IRKÇI, DAHA GERİCİ OLMAK MI?

Ne engel var denilebilir. İkisi de insan. İkisinin iki eli iki kulağı var. Sazı o elle tutup çalıyor, söylediklerini o kulakla işitiyor. Zaten benzerlik de en fazla bu kadar. Ozan Arif sadece angaje militan bir ozan değildir, açıkça ırkçıdır, cinayetleri, katliamları övmüştür. Hrant Dink’in katillerini, tetikçisinden azmettiricisine kahramanlaştırmaya girişmiş bir suç ve suçlu övücüsüdür. Maraş, Sivas ve Çorum katliamcılarının yol arkadaşı, ülküdaşı, eylemdaşıdır. Ozan Arif adı üzerinden gelecek seçmen sizi bu kanlı sahaya taşımaktan başka işe yaramaz.

Türkiye’yi gemiye benzetmeyi sever siyasetçiler, gemi dört nala ırkçı, dinci ve lümpen bir yolda çocuklar gibi şen ilerlerken daha ırkçısı, daha sağcısı, daha dincisi benim diye bağırmak çözüm olabilir mi?

ERDOĞAN’IN TARİHİ SİLME YÖNTEMİ

Kılıçdaroğlu’nun eşitlemesi, özel bir temele dayanıyor: Tarihsizleştirmeye. Bu tarihsizleştirme olmadan Ozan Arif ile o beş ismi denkleştirmek mümkün olamaz. Hiçbir bakımdan. Erdoğan’ın eşitlemeleri de kısmen öyleydi ama o hangi isimleri yan yana getireceğini biliyordu her zaman. Feqiyê Teyra ya da Ehmedê Xanî ile Hacı Bektaş veya Yunus Emre’yi “bizim” diye sahiplenirken Erdoğan’ın gizlediği, tarihsizleştirdiği şey, Kürtçeye siyaseten biçilen kaderdi. Yoksa Xanî ile Yunus Emre arasında ne sorun olacak? İkisini birden sahiplenmede de elbette sorun yok. Ama birinin dili yok oluyorsa ve bu yok oluşu siyaseten destekliyorsanız, tarihsiz düşünme yoluyla (bir reklam tekniği mi bu?) iki ismi birlikte anıp yaptığınızı gizlersiniz.

‘LÜMPEN MUHAFAZAKARLIK’

Kılıçdaroğlu’nun eşitlemesi hem Pir Sultan’dan Neşet Ertaş’a gelen müzikal, dini, siyasi ve ahlaki tarihsel gelişmeleri unutturuyor hem de bizzat o tarihe karşı yürümüş, kurşun sıkmış, ateş açmış bir kesimin yapıp ettiklerini unutturuyor. Ozan Arif’in açıkça Aşık Mahzuni ile sorunu vardı mesela. Unutmadan, bir not da mezkur militanın edebi/sanatsal/ozansal değeri hakkında: Kemal Can’ın dün Duvar’da yazdığı “Lümpen muhafazakarlık” makalesinde saptadığı lümpen tarzın ve dilin üreticilerindendir Ozan Arif. Kılıçdaroğlu’nun eşitlediği beşlinin sazlarının gölgesinde bile kat kat daha fazla şiir, sanat, edebiyat vardır.

Unutmaktan bahsettik, unutmak gerekir tabii ki, her şey her an hatırlanarak devran dönmez. Ama neyi hatırlatıp neyi unutturduğu önemli bunu yapanın. Ozan Arif unutulmasın diyorsanız, Maraş unutulsun diyorsunuz. Hrant Dink unutulsun diyorsunuz. Ogün Samast beresi takmaya da hazır mısınız o zaman? Siz çok yanlış gelmişsiniz. Bu yol Erdoğan’dan iktidarı almaya, onu devirmeye çıkmaz en fazla çam devirmeye çıkar. Çünkü bu yol onu iktidar yapan yol zaten.

YAZARIN DİĞER YAZILARI