Bitmeyen tartışma: Türkçe ezan ve plaklardaki yankıları

Pazar, 11 Kasım, 2018
Ezanın Türkçe okunmaya başladığı tarih, 30 Ocak 1932. Bir Ramazan ikindisinde Fatih Camii’nde Hafız Rıfat Bey tarafından okunan ezan bu: “Allah büyüktür / Tanrıdan başka tapacak yoktur / Ben şâhidim ki Tanrım büyüktür / Nebi Muhammet, Allah Resulü / Ben şahidim ki o haktan geldi / Ey dinleyenler, geliniz namaza! / Ey işitenler koşunuz felâha / Allah büyüktür / Tanrıdan başka tapacak yoktur…” Bu sözler, Cumhuriyet’in 31 Ocak tarihli nüshasında yayımlandı. Bir gün önceki nüshada manşet şöyleydi: “Bugün Fatih Camiinde İkindi Ezanı Türkçe Okunacak”.

Memleket, durup durup aynı tartışmaların körüklendiği bir platform. Sürekli bir tartışma ortamı içinde zaman zaman eski tartışmalardan biri açılıyor, mevzu o güne dek hiç tartışılmamış gibi yeniden tartışılıyor ve kimi zaman ağır sözlerle biten tartışma, bir sonraki gündeme gelişe kadar rafa kaldırılıyor. Sürekli tartışılan mevzulardan biri Türkçe ezan meselesi. Geçtiğimiz günlerde CHP Ardahan milletvekili Öztürk Yılmaz’ın yeniden gündeme getirdiği tartışma, bu kez kati bir kararla son buldu: Partinin genel başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, ezanın dünyanın her yerinde olduğu gibi Türkiye’de de Arapça okunduğunu ve bunun böyle süreceğini dile getirerek Yılmaz’ı kesin ihraç talebiyle disiplin kuruluna sevk etti. “Arapça ezan İslam dinimizin evrensel bir değeridir” diyen Kılıçdaroğlu, konuşmasında “toplumun değerlerine saygı” çerçevesinde böylesi bir tartışmanın gündeme dahi getirilmemesi gerektiğine dair vurgu yapıyor: “Bu tür tartışmaları asla doğru bulmam. CHP olarak bu tür konuların tartışılmasında hassasız. (…) Halkın bu kadar sorunu varken ezan tartışmasının açılmasını ise hiç doğru bulmam -ki şunu da unutmamak gerekir, 16 Haziran 1950 tarihli Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu’nda görüşülen ezanın Arapça okunabilmesine ilişkin yasa teklifine CHP grubu olumlu oy vermiştir.”

Ezan, Atatürk’ün “din inkılâbı” olarak da adlandırılan dinde reform çalışmaları çerçevesinde bir dönem Türkçe okundu. 1932’de başlayan bu dönem, on sekiz yıl sürdü ve 14 Mayıs 1950’de yapılan ilk çok partili seçimlerde halkın büyük desteğiyle iktidara gelen Adnan Menderes başkanlığındaki Demokrat Parti tarafından yeniden Arapça’ya döndürüldü. Bu, Menderes icraatının başlama vuruşu. Koltuğa oturur oturmaz yaptığı ilk iş, Türkçe ezanı Arapça’ya döndürmek. Yasanın TBMM’den geçmesi üzerine 17 Haziran 1950’de, müftülüklere gönderilen tebliğde, ezanın ‘istenirse’ Arapça okunabileceği söyleniyor. Aksi yapıldığı taktirde bir yaptırım yok ancak bir anda bütün camilerde ezan Arapça okunmaya başlıyor ve bir daha hiç Türkçe okunmuyor.

Dinde reform çalışmaları, Menemen hadisesinden sonra hızlandırıldı. 23 Aralık 1930 tarihinde, İzmir’in Menemen ilçesinde yaşananları tarih kitaplarından hatırlarsınız: ‘Şeriat’ isteyen bir grup ayaklanmış, bu ayaklanmayı bastırmak üzere alay komutanı tarafından emrindeki askerlerle olay yerine gönderilen öğretmen Mustafa Fehmi Kubilay öldürülmüş, başı kesilerek yeşil bayrağın sopasında Menemen sokaklarında dolaştırılmıştı. Kubilay, askerliğini yedek subay olarak Menemen’de yapan bir gençti. O gün onun yardımına koşan Hasan ve Şevki adında iki bekçi de aynı kaderi paylaştı ve şeriatçılar tarafından öldürüldü. Hadisenin yankıları büyük oldu. 27 Aralık’ta Dolmabahçe Sarayı’nda Atatürk başkanlığında yapılan bir toplantı, reform sürecini hızlandırdı.

Türkçe ezan bahsine az sonra ayrıntılarıyla gireceğim ama öncesinde, Kubilay’a selam çakan bir şarkıdan söz edeyim. Cem Karaca’nın 1977 yılında yayımlanan “Yoksulluk Kader Olamaz” başlıklı albümünde karşımıza çıkan “Bir Öğretmene Ağıt”: “Bugün okul yok artık çocuklar / Ama yarın mutlaka açılır / Ellerimi hemen kavuşturmayın ne olur / Bırakın biraz daha yatayım / Başıma değen taşlar çocuklar / Şakağımdan sızan kan / Ağlamayın çocuklar / O eller de bir gün kırılır / Kapatın gözlerimi bağlayın çenemi / Ben toprağa hazırım / Yanında yer ayır Kubilay Teğmenim / Yoksul bir köyde öğretmenim…” Karaca, şarkının bir yerinde konuşuyor ve şu cümleyi kuruyor: “Biliyorum bütün kabahat bende, öğretmen oluşumda ve saklamamamda aydınlık düşüncelerimi…” Sonrasında müzikle ilerliyor: “Ama ben Cumhuriyette doğdum / Cumhuriyet çocuğuyum / Olamaz öğretmen oluşum suçum…” Aydınlanmanın simgesi olarak anılan, “devrim şehidi” kabul edilen Kubilay, yakın dönemde TGB tarafından uyarlanan bir marşta da karşımıza çıktı: “Gençliğin sesini duyuyor musun? / Bu vatana feda olmaya geldik / Hepimiz Kubilay olmaya geldik!”

Kubilay’ın öldürülmesi, Atatürk’ün hızla birkaç adım atmasına sebep olur. Bunlardan ilki, Kur’an-ı Kerim’in Türkçeleştirilmesi. Riyaset-i Cumhur İncesaz Heyeti Şefi Binbaşı Hafız Yaşar’ın (Okur), 22 Ocak 1932’de İstanbul Karaköy’deki Yeraltı Camii’nde kılınan bir cuma namazı sonrasında Yasin Suresi’ni Arapça ve Türkçe okuması, bilinen ilk örnek. Türkçeleştirme çalışmaları sırasında din âlimleri ve hafızlar kadar dil bilginleri ve şairlerden de öneriler alan Atatürk, ezan konusunda da 1931 yılının sonlarında görevlendirdiği dokuz kişilik “kurul”a başvurdu.

Ezanın Türkçe okunmaya başladığı tarih, 30 Ocak 1932. Bir Ramazan ikindisinde Fatih Camii’nde Hafız Rıfat Bey tarafından okunan ezan bu: “Allah büyüktür / Tanrıdan başka tapacak yoktur / Ben şâhidim ki Tanrım büyüktür / Nebi Muhammet, Allah Resulü / Ben şahidim ki o haktan geldi / Ey dinleyenler, geliniz namaza! / Ey işitenler koşunuz felâha / Allah büyüktür / Tanrıdan başka tapacak yoktur…” Bu sözler, Cumhuriyet’in 31 Ocak tarihli nüshasında yayımlandı. Bir gün önceki nüshada manşet şöyleydi: “Bugün Fatih Camiinde İkindi Ezanı Türkçe Okunacak”. Kimi kaynaklar, ilk Türkçe ezanın 20 Ocak 1931’de Babaeski’de okunduğunu yazar ancak resmî tarih yukarıdaki.

Türkçe ezan, Kur’an-ı Kerim, tekbir ve kametin Türkçesiyle birlikte 3 Şubat 1932’ye denk gelen Kadir Gecesi’nde Ayasofya’da okundu ve radyo aracılığıyla ülkeye duyuruldu. Sonrasında camilerde Arapçadan Türkçeye geçildi. İki gün sonra, bir başka “yenilik” yapıldı ve Hafız Sadettin (Kaynak), cuma hutbesini frakla ve başı açık şekilde okudu. Diyanet İşleri Başkanlığı (ya da o dönemki söyleyişiyle Riyaseti) 18 Temmuz 1932 tarih ve 636 sayılı kararda ezanın bundan böyle Türkçe okunacağını sabitledi ve duyurdu. Arapça okuyanlara ağır yaptırımlar getirildi –ki bugün “zulüm” olarak anılan bu. Tartışmanın bu kısmını tarihçilere havale edeyim, ben yayımlanan plaklar üzerinden ilerleyeyim.

O dönemde art arda piyasaya verilen kimi plaklarda Türkçe ezan kayıtlarına rastlıyoruz. Bunlardan en mühimi, Columbia tarafından basılan, Hafız Sadettin’in sesinden plağa raptedilen “hicaz makamında” Türkçe ezan. Cumhuriyet’in 15 Şubat 1933 tarihli nüshasında, şöyle duyuruluyor: “Memleketimizin güzide okuyucularından Hafız Sadettin Bey’in Columbia plâklarına yeni okumuş olduğu Türkçe Kuran ve Türkçe Ezan plâkları satışa çıkarılmıştır.” Sözleri, camide okunan ilk ezandan farklı: “Tanrı uludur / Şüphesiz bilirim, bildiririm / Tanrı’dan başka yoktur tapacak / Şüphesiz bilirim, bildiririm / Tanrı’nın elçisidir Muhammed / Haydin namaza / Haydin felâha / Tanrı uludur / Tanrı’dan başka yoktur tapacak…” Bu sözler, sonrasında bütün camilere yayılan Türkçe ezanın “kurul” tarafından belirlenmiş sözleri. Sabah ezanında bu sözlere “Namaz uykudan hayırlıdır” cümlesinin eklendiği bilgisini de buraya iliştireyim. Sözler konusunda da tartışmalar var elbette… En büyüğü, Allah ve Tanrı sözcüklerinin kullanımı konusunda. Yıllar süren, bugüne kadar uzanan bir başka tartışmanın ateşleyicisi belki de bu.

Columbia dışında Odeon ve Parlafon firmaları, 1929-33 yılları arasında, aralarında Türkçe ezanın da bulunduğu bir seri dinî plak piyasaya sürdü. Columbia’nın Hafız Sadettin’e okuttuğu plaklarda Türkçe ezan dışında Esselat (Salât), Ezan-ı Muhammedi ve Isra-A’li İmran sureleri de yer aldı.

Adnan Menderes, iktidara geldiğinde Arapça ezanı yeniden yürürlüğe soktu ve ezanın yeniden “din dili”nde okunmasını sağladı. Bir Ramazan günü Türkçeleştirilen ezan, bir arife günü Arapçaya döndü. TBMM’den hızla geçirilen yasa, dönemin cumhurbaşkanı Celâl Bayar tarafından telsizle onaylandı ve o gün yürürlüğe girdi. Belki de memleket tarihinin en hızlı yasalarından biridir bu. Hız, başka alanda da sürdü: Türkçeleştirme çalışmaları sırasında art arda yayımlanan plaklar gibi, Arapça yasağının kalkmasını takiben pek çok plak yayımlandı. ‘50’li yıllarda taş plağa raptedilen Arapça ezan, ‘60’lı yılların başında kimi 45’lik plaklarda da karşımıza çıktı. O dönem, eğitim amaçlı dinî plakların da yayımlandığı dönem ama bu yazıda buna girmeyeyim, onları başka bir yazıya bırakayım.


Murat Meriç kimdir?

1972’de doğdu. Çanakkale ve İzmit’te okudu. Ankara’da kimya mühendisliği eğitimi alırken, dinlediği müziğin tarihine merak saldı ve oradan ilerledi. Kendini bildi bileli plak topluyor; okuyor, dinliyor, dinlediklerini yazıyor, sevdiklerini çalıyor. Kedi gibi meraklı. Rakı, roka, bamya, erik seviyor. İstanbul’da yaşıyor ama Ankaracı. 1996’da Müzük adlı dergiyi çıkartan ekipten. Sonrasında Roll mürettebatına katıldı. Mürekkep, Birikim, Milliyet Sanat, Virgül, Bant gibi dergilerde yazıları yayınlandı. Yeni Binyıl, Radikal ve BirGün'ün yazarlarındandı. Ankara’da Radyo Arkadaş’ın kuruluşuna katıldı ve pek çok radyoda programlar yaptı. Şu anda Açık Radyo'da, hafta içi her sabah Şarkılarla Memleket Tarihi adlı programı hazırlıyor ve sunuyor. Pek çok televizyon programının danışmanlığını yaptı, metnini yazdı. 2002 - 2003 yıllarında hazırlayarak sunduğu Kırkbeşlik adlı televizyon programı TRT’de yayımlandı. Kalan Müzik için bir Tülay German albümü (Burçak Tarlası 64 – 87, 2001) derledi, pek çok albüme yazar ve danışman olarak katkıda bulundu. Pop Dedik / Türkçe Sözlü Hafif Batı Müziği (İletişim Yayınları, 2006) ve 100 Şarkıda Memleket Tarihi (Ağaçkakan Yayınları, 2016) adlı iki kitabı, üzerinde çalıştığı pek çok projesi var. Üniversitelerde ve kültür merkezlerinde müzik tarihi üzerine seminerler verdi, veriyor. Düzenli olarak Gazete Duvar, Vatan Kitap ve Kafa’da yazıyor.

YAZARIN DİĞER YAZILARI