Bahadır Özgür
Bahadır Özgür

Patron çıldırdı!

Perşembe, 27 Eylül, 2018
Krize karşı halkı tatmin edecek çözüm reçetesi elinde olmayanların psikolojiye sarılmaları boşuna değil. Zira psikolojiyi insanı anlayan, tedavi eden, iyileştirici bir bilim değil; bir algı yönetimi, manipülasyon tekniği, ürkütücü bir etiketleme ve hatta hokkabazlık marifeti olarak görüyorlar.

Adalet Bakanı Abdülhamit Gül’ün “Ekonomik kriz yok, olay psikolojik” açıklaması pek çok bakımdan tuhaftı. Vaka ekonomik kriz, tetkiki yapan adalet bakanı, teşhis ruhsal dalgalanma… Sosyal bilim disiplinleri arasındaki bu ‘sürreal’ sörfünün öylesine bir yaklaşım olmadığını da kısa sürede gördük. Çocuğuna okul kıyafetlerine uyumlu pantolon alamadığı için intihar ettiği belirtilen İsmail Devrim’e de çabucak ‘psikolojisi bozuktu’ teşhisi konuldu. Resmi beyanata bakılırsa, kolundaki sorun nedeniyle iş yapamama korkusundan bunalımdaydı. Sanki geçim sıkıntısına düşme korkusuyla, ihtiyaçlarını karşılayamama farklı şeylermiş gibi…

İktidarın ekonomik krize karşı stratejisini de öğrenmiş olduk böylece. Pek çok siyasi gelişmede yaptığı gibi; nedenlerle sonuçların yerini değiştirmek, olayların birbiriyle ve geçmişle bağlantısını kesmek. Havalimanı işçileri önceden değil de neden açılış yaklaşırken tahta kurusundan şikayetçi, İsmail Devrim niye şimdi intihar etti, dolar iyiydi de nasıl oluyor da bugün fırladı vs.
Herkesin görebileceği veriler ve olgular ortadayken, daha da önemlisi herkesin ekonomideki durumu kendi kesesine göre ölçebileceği gerçeğine rağmen ‘psikolojik etkenlere’ başvurulmasının bir nedeni olmalı.

***

Sinemaya gitmişsinizdir mutlaka. Bilet alırken yanında farklı fiyatlarda üç boy mısır ve artı içecek menüsü sunulur. Araştırmalara bakılırsa en fazla tercih edilen orta boydur. Yine de diğer ikisi aynı ürün olmasına rağmen az satsa dahi daima seçenekler arasında yer alır. Tüketim dilinde ‘Decoy efekti’ denilen bu yaklaşımın Türkçe’deki en güzel karşılığı ‘yem etkisi’ veya ‘yemlemek’, yani tuzağa düşürmek, yanıltmaktır. İnsan aklının yanlış kararlar verme, çarpıklıklara inanma eğilimine dayanır mantığı. Şirketler bu ‘bilişsel önyargıyı’ silaha dönüştürüp, algıya asimetrik saldırılar düzenler. “En akıllı seçimi sen yaptın” hissi, diğerini tercih edeni akıl dışı alana iter. İhtiyacı, neden böyle yaptığı, cebindeki parası sorgulanmaz, aptalca bir tercihtir sadece!

AKP’nin taktikleri de bir açıdan bu pazarlama stratejisini andırıyor. Her olayda rasyonel seçimi yapanlar ve yapmayanlar olarak toplum adeta ‘doğal seleksiyona’ tabi tutuluyor: İntihar edenler ve etmeyenler, tahta kurusundan şikayet edenler ve etmeyenler… Reaksiyon gösterenin dini, siyasi veya etnik kimliğinde bir ‘leke’ bulunamıyorsa eğer, saldırı doğrudan tercihi hedef alıyor. Sosyal medyasından gazete ve televizyonlarına, bakanlarından kamu görevlilerine kadar herkes aynı üslupla, aynı hedefe hücuma geçiyor. İsmail Devrim ve inşaat işçileri vakası bir menü gibi insanların önüne konuluyor: Sen bu yolu seçmeyip o seçiyorsa, ya haindir ya deli!

Peki hükümet ve o sayın bakan; aynı teşhisi ülkeden kaçan yabancı sermaye, kredileri kısan ve geri çağırmaya başlayan bankacılar, borçlarını ödeyemeyeceklerini, devletin duruma el atmasını, işçi maaşının altı aylığına İşsizlik Sigortası Fonu’ndan karşılanmasını talep eden patronlar için yapabiliyor mu? “Siz aklınızı kaçırmışsınız, çıldırmışsınız” diyebiliyor mu? Ya da biri 100 diğeri 70 yıla yakın geçmişe sahip iki ayakkabıcının iflas kararını dengesiz ruh haline bağlayabiliyor mu? Veya BİM, Migros yüzde 40’a yakın zammı bunaldıklarından mı yaptı? Elektrik, su, doğalgazın ruh hali çok mu kötü? 500 milyar dolara yakın toplam brüt dış borç, Temmuz 2019’a kadar ödenmesi gereken 146 milyar doları özel sektöre ait, 179 milyar dolar dış borç Xanax’a harcanmadıysa, bir illüzyon mu?

Krize karşı halkı tatmin edecek çözüm reçetesi elinde olmayanların psikolojiye sarılmaları boşuna değil yani. Zira psikolojiyi insanı anlayan, tedavi eden, iyileştirici bir bilim değil; bir algı yönetimi, manipülasyon tekniği, ürkütücü bir etiketleme ve hatta hokkabazlık marifeti olarak görüyorlar. Bu yüzden de Kürt, eşcinsel, Gezici, bölücü, darbeci vs. diye ‘lekelediği’ ve çoğunlukla da başarılı olduğu siyasal tasnifi ekonomide deniyorlar şimdi.

Ne var ki, krizin faturasının yıkılacağı adres düşünüldüğünde aynı argümanları kullanmak işe yaramayabilir. Yaramıyor da; ekonomik kriz kimlik kartına değil, sınıfına bakıyor çünkü. Hokkabazın bir şeyleri yokmuş gibi gösterme mahareti de, eninde sonunda izleyicinin olmayan bir şeyleri yaratması isteğiyle sınırlı sonuçta.

YAZARIN DİĞER YAZILARI