YAZARLAR

Tahran vodvili ve sonrası

Türkiye hem ABD ile hem Rusya/İran ile ayrışarak, Esat’ı indirme emelinden vazgeçmeyip Şam’ı da karşısına alarak, (maalesef) kendi çıkardıkları sesler dışında ABD ve AB’nin de umurunda olmayan Idlip’in ateş topunu kucağına aldı. Saha ile masanın saatleri apayrı hızlarda ilerlediğinden, kazara çakacak bir kıvılcım meseleyi bambaşka boyutlara da taşıyabilir.

Hakkını vermeli, Erdoğan olabilecek en açık sözlü lider. Tahran dönüşü uçakta seçmece divan gazetecilerine anlattıkları, olanların ve olacakların özeti. Hariciyeciyken, bizatihi talimatlarımı Erdoğan’ın açıklamalarından çıkarırdım. Şimdi de köşeci olarak güncel sıcak konu Idlip hakkında en sağlam öngörüleri Erdoğan’ın anlattıklarına dayandırmak mümkün ve basit.

Öte yandan Idlip bombardımanının havadan Rusya ve Suriye eliyle, karadan Suriye topçusu tarafından başladığını biliyoruz. Bombardımanın TSK varlığına zarar vermeyecek biçimde, şimdilik, özenle yürütüldüğünü de. Ayrıca, TSK’nın Idlip’i kendince tahkim ettiğini de öğreniyoruz. Yine sahada güçlü olanın, masaya güçlü oturacağı ezberi devrede belli ki. Ne ki, gücün tanımında karmaşa var.

Bu durum bana, her ne kadar Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın açık açık, TSK’nın olduğu yer dokunulmazlık kazanır dese de, yıkılması mukadder barajın duvarına durmaksızın beton pompalanmasını çağrıştırıyor. Neredeyse I. Dünya Savaşı’nda sürdürülemez Süveyş Cephesi’nde ısrar gibi. Tam da Almanya’nın Türkiye’nin demiryollarının ihyasına yatırım kararı açıkladığı döneme denk gelince hele.

Dönelim Cumhurbaşkanı’nın uçağına. “Kör bahane” diye bir terim türetmiş yazmanlar. ABD’nin kimyasal saldırı önceliği ve Münbiç’te dolan 90 gün. İran’ın liderler zirvesinden canlı yayın katakullisi. Rusya’ya BMGK’da kimyasal silahların (ta I. Dünya Savaşı’ndan bu yana var olan) uluslararası düzenlemesinin güncellenmesi istirhamı. Kör bahaneler... Hepsi, Idlip’in kaçınılmaz akıbetinin engellenmesine dair.

Devam edelim. İstanbul’da ev sahibi Türkiye, Rusya, Almanya ve Fransa yöneticilerini Suriye konusunda bir araya getirecek zirve girişimi. Heyetler bir araya geliyor yakında. Liderlerin konuşma zemini hazırlanacak. Putin, sahada yarattığı oldu-bittiden memnun, Almanya ve Fransa karşısına, Türkiye’yle yaptığı gibi, Batı ittifakını dağınık tutmak için oturacak. AB ikilisi ise mülteci akınını kaynağında kesip, Türkiye’ye destek vermek için. Havanda su dövülecek. Geçelim.

Idlip’te iyi, kötü ve çirkin nasıl ayrışacak? Siviller ve silahlılar mı? Nusra, HTŞ ile diğer silahlılar ve ÖSO mu? Türkiye’ye yaslananlar ve Suriye’de kalıp çarpışmaya devam edenler mi? Batıdan, güneyden Idlip yerleşim merkezine doğru kürenecek siviller, onların arasına katışmış, karışmış silahlılar (önceki yazımda belirttiğim üzere) burada bir Peşaver/Gazze melezi yaratmayacak mı? Buranın idaresini Türkiye nasıl yürütecek?

Fırat’ın doğusuna da bakalım. ABD’nin IŞİD’le mücadele birleşik müşterek görev gücü komutanı Korg. Funk’ın YPG komutanı Mazlum Kobane ile verdiği fotoğraf siyasi amaçlı. Başka deyişle, fotoğraf vermeden de görüşmek mümkündü, görüşüyorlar da zaten. Erdoğan uçakta “300 milyon dolarlık ham petrol gelirinden” söz etti. Bakkal hesabıyla, 70 dolar/varil desek, 4 milyon 285 bin varil gibi bir üretim demek. Irak’ın günlük ham petrol üretiminin beş milyon varil/gün olduğunu düşünürsek, söz konusu rakama hangi dönemin etiketlenmesi gerektiğini bilemedim.

ABD’nin geçici ileri harekat üsleriyle (“FOB”), Rusya’nın Şam’la anlaşma imzalayarak elde ettiği kalıcı Hmeymim ve Tartus üslerinin de birbirleriyle nitelik olarak benzeşmediği ortada. İran’ın ise ne üs talep edip alarak ne resmen sahada varlık göstererek adeta bağlantılı milisleri üzerinden, Irak’takine benzer biçimde, bir gölge devlet yahut güvenlik yapılanmasıyla Suriye’ye yerleştiği malum. Türkiye ise, kendi bağlantılı milisleri sahada çuvallayınca doğrudan TSK ile Suriye’ye girip, Afrin ve Şehba’ya yerleşti.

Erdoğan ayrıca Türkiye’nin öncülük ettiği Astana sürecini, WSJ’deki makalesindeki gibi, diplomatik başarı öyküsü olarak sunuyor. Yine Erdoğan uçak sohbetindeyse, “üç çatışmasızlık bölgesi vardı, bunlar şimdi bitti, tek Idlip kaldı” diyerek, Rusya ve İran’ın Astana masasını sahada ne amaçla kurdurduğunu iyi anladığını teslim etmiş oluyor. Evet, tek Idlip kaldı ve şimdi sıra Idlip’e geldi, doğru.

Uçakta Milli Savunma Bakanı Akar’dan “duyalım”: Türkiye de Rusya’nın Vostok tatbikatına davetliymiş. Katılım değerlendiriliyormuş. Yani şu küresel ortamda, Rusya gelip kapımıza, Doğu Akdeniz’e yakın tarihin en geniş donanmasını yığmış, hani neredeyse Akdeniz’i bize yasaklamış. Özellikle verili konjonktürde bu denli önemli siyasi bir kararı ise sanki mevzu münhasıran askeriymiş gibi muhterem eski Genelkurmay Başkanı alacak.

Özetleyelim: Türkiye hem ABD ile hem Rusya/İran ile ayrışarak, Esat’ı indirme emelinden vazgeçmeyip Şam’ı da karşısına alarak, (maalesef) kendi çıkardıkları sesler dışında ABD ve AB’nin de umurunda olmayan Idlip’in ateş topunu kucağına aldı. Saha ile masanın saatleri apayrı hızlarda ilerlediğinden, kazara çakacak bir kıvılcım meseleyi bambaşka boyutlara da taşıyabilir. Barışçıl tüm seçenekleri tükettik, savaşmaya niyetimiz yok demek erdemsizlik değildir. Dış siyasetin soğuk önceliği her ülkenin kendi ulusal çıkarlarıdır.


Aydın Selcen Kimdir?

1969 İstanbul doğumlu ve Saint Joseph Lisesi ile Marmara Üniversitesi İngilizce Uluslararası İlişkiler Bölümü mezunudur. 1992-2013 arasında Dışişleri Bakanlığı'nda meslek memuru olarak çeşitli görevlerde bulundu. Son olarak 2010-13 tarihleri arasında Erbil Başkonsolosluğu görevinde bulundu. Merkeze döndüğü gün "memuriyetten istifa etti." Genel Energy petrol şirketinde bir buçuk yıl siyasi danışmanlık yaptı. 2015'den beri bağımsız olarak özellikle Irak ve Suriye konularında yazıyor. Galatasaray kongre üyesidir. Alaz adında bir kızı var.