YAZARLAR

Cinsel istismarın üzerini örten aileler

Etrafın ne düşündüğünü çocuklarından daha çok önemseyen aileler ne pahasına olursa olsun suçun üzerini örtüyor. Böylece suçlunun cezasız kalmasına sebebiyet veriyorlar ve suçlu da sıradaki mağduru gözüne kestirmek üzere elini kolunu sallayarak gezinmeye devam ediyor.

Cinsel istismar konusuyla ilgili son günlerde kafamı fazlasıyla meşgul eden noktayı sizlerle paylaşmak ve dikkati bir miktar o noktaya çekmek istiyorum. Aslında hepimizin bildiği; fakat diğer unsurlar sebebiyle belki de yeterince yoğunlaşamadığımız bir nokta: Cinsel istismar vakalarının ortaya çıkmasında veya failin gereken cezayı almasında ‘aile’ engeli.

Hepimiz cinsel istismara uğrayan bir çocuğun ailesinin bu duruma aşırı öfkelenip failin yakalanması ve ceza alması için elinden geleni yapacağı ortak kanaatine meyilliyiz. Fakat somut yaşamda bu şekilde olmadığı da oluyor. Hatta çok fazla oluyor. Bir avukat olarak bana gelen vakalarda beni en çok sıkıştıran durumun bu olduğunu itiraf etmem lazım. Ki, soruna bir çözüm bulabilelim. Hatta bu yazı ile ne yapabileceğimiz konusunda önerilerinizi bekliyorum. Bir olay ile başlayayım (Gerçekte yaşananın onda birini anlattığımı bilerek okuyun lütfen):

13 yaşında bir ortaokul öğrencisi. Muhafazakar bir ailenin tek kız çocuğu. Okulda beden eğitimi öğretmeninin istismarına uğruyor. Kimseye söyleyemiyor, en başta ailesinden çekiniyor. Duyarlarsa öldürürler diyor. Dersleri çok iyi olmasına hatta kitap okumayı her şeyden çok seven bir çocuk olmasına rağmen okula gitmeyi bırakıyor; çünkü faili görmek istemiyor. Çocuk okulu bırakınca evde kardeşine bakmaya, evi çekip çevirmeye başlıyor. Bir süre sonra başını kapatmasını istiyor aile. Çocuk, belki örtünürsem bana zarar veremez kimse, diye düşünerek kapanıyor. Bir süre sonra alt katta yaşayan kuzeninin istismarına uğruyor. Abisi olayın tanığı olmasına rağmen çocuğu kimseye söylememesi için tehdit ediyor. Aile de öğreniyor ve çocuğa susması için büyük bir baskı uyguluyorlar. Çünkü ayıp, çünkü rezil olurlar. Çocuk bu gerçekle yaşayamadığından gerekli yerlere şikayet ediyor ve sosyal hizmetler çocuğu aileden alıyor. Aradan aylar geçtikten sonra aile çocuğun ifadesini baskı ve tehditle geri almasını istiyor. Böylece dosya kapanıyor ve çocuk eve geri dönüyor. Çünkü daha çok küçük ve her şey onu fazlasıyla korkutuyor. Yetmiyor, aile, çocuğun istismarcısından bir de özür dilemesini istiyor. Bu arada, demek ki kapanmak beni kötülüklerden koruyamıyor deyip başını açıyor. Evde kıyametler kopuyor. Çocuk direniyor. Sonunda aile kabulleniyor. Çocuk hala evde çocuk bakıyor, yemek pişiriyor, temizlik yapıyor. He bir de aşırı kitap okuyor. Ailesi onu evlendirmeye çalışıyor. Çocuk hala direniyor. İçindeki korkunç sıkışmalara dayanamadığı için beden eğitimi öğretmenini savcılığa şikayet ediyor. Savcı 5 yıl önceki olay sebebiyle adli tıp raporu istiyor. Çocuk buna da direniyor. Ailenin haberi olmadığı için avukat tutamıyor, avukatlar bir şey yapamıyor, dosya kendiliğinden kapanmaya mahkum öylece duruyor. İstismarcı kuzen hala alt katta yaşıyor. Abi kardeşinin yüzüne bakarken utanmıyor. Çocuk 18 yaşına basana kadar direnmeye devam ediyor. He, yaşayabilmek için arada bir de intihar mektubu yazıyor…

Evet, bu, çoğu söylenmemiş, gerçek bir hikaye. Bunun gibi nice hikaye, nice gerçek var. Çocuk diyor ki; “Biz ailelerimize güveniyoruz. Çünkü biliyoruz ki onlar bizi sever. Onlar ne derse onu yapıyoruz, çünkü onlara ihtiyacımız var. Ama galiba en büyük hatayı bunu yaparak yapıyoruz. Oysa yanımda olsalardı, her şey çok daha kolay olurdu…”

Etrafın ne düşündüğünü çocuklarından daha çok önemseyen aileler ne pahasına olursa olsun suçun üzerini örtüyor. Böylece suçlunun cezasız kalmasına sebebiyet veriyorlar ve suçlu da sıradaki mağduru gözüne kestirmek üzere elini kolunu sallayarak gezinmeye devam ediyor.

Ankara Mamak’ta 6 kişinin istismarına uğrayan çocuğun annesi bu durumu öyle güzel özetlemiş ki aslında. Şöyle diyor: “Bu süreçte ailem sürekli ‘sessiz kal’ telkininde bulundu. Bu olay karakolun, benim ve ailemin arasında kalacaktı. Ben, ‘asla burada kalmayacak’ dedim. Çünkü bugün benim kızıma yaşattılar, yarın başkasına da yaşatacaklardı. Kızım sessiz kalmıştı, korkmuş ve korkutulmuştu. Ben bunun arkasına düşmeseydim, bunlar elini kolunu sallayarak geziyor olacaklardı. Sosyal medyadan olayı duyurduk, yaydık, tüm Mamak’ta eylemler yaptık. Hiçbir şekilde utanmadım. Bizler değil, bunu yapanların utanması lazım. Bunun üzerine birçok insan sahiplendi. İstismara uğrayan bütün kız çocukları ve kadınlar için mücadele etmeye çalıştım.”

Ben “İdam çözüm değildir” dediğimde, ağız dolusu küfreden, mağdur sizin çocuğunuz olsa yine aynı şeyi ister miydiniz, diyen kişilere işte bu ailelerden ve karşılaştığım bu çocuklardan bahsetmek istiyorum. Örneğin biz idam geldiğinde, suç oranının artmasından korkuyoruz; çünkü diyelim ki istismarcı aile içinden biri. Suç sabit hale gelirse ve cezanın idam olacağı malumsa, aile bizzat iddiasından vazgeçiyor. Niçin? Neticede istismarcı aileden biri ve kendi elleriyle ölüme göndermek idam istemek kadar kolay bir şey değil. İdam çözüm değil, çözüm suç üreten zihniyeti eğitmek derken işte bu aileleri de kendine getirmekten bahsediyorum. Bazen anlatıyorum, çoğu zaman anlatamıyorum.

Çocuklarının yaşadığı korkunçluğa göz yuman aileleri tartışmaya açmış olmam sakın ola ki suçu meşrulaştırmak olarak algılanmasın. Suçlu da, suçu da sabit. Lakin bu mağdurlar küçük. Gerçi birçoğu olması gerekenden evvel büyüyor, o kadar hızlı büyüyor ki ölmek istiyor. Ailelerine ihtiyaçları var. Çok yalnızlar. Suçlunun korunduğunu, kendilerininse terk edildiğini düşünüyorlar. Ve böyle düşünmekte çok haklılar. Tüm dünya bir araya gelip ‘yanındayız’ dese, o çocuğun ailesinin güven veren bir bakışı etmez. Bunu hep hatırlamamız gerekiyor.

Bakın, canım Büşra Sanay’ın o muhteşem “Kardeşini Doğurmak” kitabının ilk sayfalarına koyduğu intihar mektubunda mağdur ne diyor:

“İnsanlar bir vasiyet bırakır, değil mi? Benimki şu: Ailemi istemiyorum, cenazeme gelmesin. Hayatımda en çok kötülüğü onlardan gördüm. Hiçbiri zor günümde yanımda olmadı. Artık bu kötü gidişe bir son vermeliyim. Kızmayın bana. Bunu, yalnız kalmamak ve sonsuzluğa karışmak için yapacağım. En çok da yalnız kalmamak için. Çünkü daha fazla yalnız kalırsam, bu yalnızlık çok şey yaptıracak bana. Bu yüzden yalnızlığı öldüreceğim ve yaşadığım kötülüklerden hiçbiri kalmayacak bende.

Umudun kanatları sizi seviyorum… Kanadınız hiç ama hiç kırılmasın. Beni iyi tanıyın, çünkü ben sizi hep sevgimle besleyeceğim.”

Amacım okuyanları depresyona sürüklemek değil. 'Bu çocukların yalnızlığını nasıl paylaşabiliriz’i sormak, konuşmak.

Bu çocukların yaşadıklarıyla ilgili kamuoyu oluşturmak da pek mümkün olmuyor; çünkü ailenin izni olmadığı için insanlar çocukla röportaj yapmaya ya da haberini yapmaya da yanaşmıyor.

Çocuk, “Aileme bir şekilde kafa tutsam bile sosyal hizmetlere ya da sığınma evine gitmek istemiyorum çünkü şartlar çok kötü” diyor. Biz şunu da yaparız, bunu da yaparız, sen merak etme de desek, çocuk “Atladığınız bir nokta var, ben çok korkuyorum” diyor.

Çocuktan öğrenecek çok şey var.

NE YAPALIM?

Üstüne basa basa belirtmeyi bir borç bilirim; “Çocuk Koruma Hizmetlerinde Koordinasyon Strateji Belgesi” diye bir belge var. Bu belge, Avrupa Birliği tarafından finanse edilen "Önce Çocuklar: Çocuk Koruma Mekanizmalarının İl Düzeyinde Modellenmesi" projesi çerçevesinde Adalet Bakanlığı'nın koordinasyonu ve UNICEF'in teknik desteğiyle Çocuk Koruma Hizmetlerinde Koordinasyon Stratejisi hazırlık çalışmaları neticesinde ortaya çıkan çok çok detaylı ve kapsamlı bir belge. Şöyle diyelim, eğer bu belge tam olarak uygulanırsa, cinsel istismar vakalarında çok ciddi bir ilerleme kaydedilmiş olur. Kadınlar ve çocuklar için mücadele veren “Kadın Meclisleri” bu belgeden sık sık bahsediyor, buna ilişkin hap bilgiler içeren bildiriler hazırlıyor ve tanıtımı için var güç çalışıyor.

Örneğin bu belgede, öngörülen tedbirlerin uygulanması ailenin velayet ilişkisine veya çocuğun özgürlüğüne müdahaleyi gerektiriyorsa neler yapılması gerektiğini detaylı şekilde ele alıyor.

Hani hep, idam değil de ne? diye soruyorlar ya, işte bu mesela. Siz burada ve altında imzamız olan nicesinde sayılı önlemleri alırsanız, toplum mantığı suçluyu öldürmek üzerinden geçici bir çözüme değil, suçu azaltmaya yönelik kalıcı çözümlere kanalize edilmiş olur ve aileler de bu suçun kendi çocuklarının ayıbı olmadığını belki bir miktar daha kavrayabilir hale gelir.

Ailesinden destek göremeyen mağdur çocuklara yönelik olarak, kalacakları yerlerin şartlarının iyileştirilmesi, rehabilite yöntemleri, topluma kazandırma/istihdam etme, eğitimlerine devam etmelerini sağlama vs. gibi hayati tedbirlerin de uygulanabilecek şekilde planlanması ve hayata geçirilmesi o çocukların hayatını kurtarmak demek.

Bununla birlikte, belki 15-18 yaş arası mağdurlara aileden bağımsız kendi avukatlarını tayin hakkı verilebilir, bunun üzerine kafa yorulabilir. Düşünecek çok detay var.

İstismarın ailelerle ilgili yüzünü de görmemiz ve bu noktaya toplu şekilde işaret etmemiz suçun üzerini örtmeye meyilli aileleri daha kontrollü davranmaya itebilir. Dikkatlerimize sunmuş olalım.


Tuba Torun Kimdir?

Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur. İstanbul Barosu’na bağlı olarak serbest avukatlık yapmaktadır. Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu ve Kadın Meclisleri avukatı ve Kadın Adayları Destekleme Derneği yönetim kurulu üyesidir. ‘Bayan Değil Kadın’ programını hazırlayıp sunmaktadır. Aktif olarak siyasi faaliyetlerine devam etmektedir.