Rüşveti kimler alır?

Pazar, 3 Aralık, 2017
“Para para para / Varlığı bir dert, yokluğu yara…” Flamenko şarkılarıyla adından söz ettiren Berk Gürman, “Para” adlı şarkısında, paranın kimseye yaramadığını anlatıyor ve sözü “üreten”e getiriyor: “Madenciler aç gezerken madenlerin hepsi kayıp”. Rüçhan Çamay şarkısında, buna benzer dizeler var: “Unutmayın her şeyi yaratan biziz / Matbaada parayı basan ellerimiz / Sanmayın onun hükmü değişmez yasa / Para neye yarardı eller çalışmasa…”

Türkiye’nin ilk caz şarkıcılarından Rüçhan Çamay, cazın popüler olduğu yıllarda sahnelerde fırtına gibi esiyordu. 1944 yılında sahneye ilk adımını (gelecek tepkileri engellemek için) Ruşa adıyla atmış, Sevinç Tevs, Ayten Alpman gibi şarkıcıların ortaya çıkışıyla birlikte kendi adını kullanmaya başlamıştı. İlerleyen yıllarda ortalığı saran “aranjman”ın saltanatına dayanamayarak geri plana çekilen Çamay, ‘70’li yıların ikinci yarısında, sözleri ve müziği Şanar Yurdatapan’a ait bir şarkıyla geri döndü ve ortalığı karıştırdı. 1975 tarihli “Para Parra Parrra”, hâlâ söylenen, para denince akla gelen şarkılardan. Bu ara yine dilimizde, sebebi malûm.

Şarkı, “Gariptir insanoğlu neler yaratmış / Yarattığı her bugün dünü aratmış / Aklı ile her şeyin sırrını bulmuş / Kendi yarattığı putun kölesi olmuş” dizeleriyle başlıyor ve hepimizin bildiği şeyleri söylüyor. Paranın değiştirdiği insanlardan söz ediyor mesela: “Çerçeveletir kimi asar duvara / Kimi onu bulunca dosdoğru bara / Kimi sıkar elinde çıkarır suyunu / Kiminin değiştirir güzel huyunu…” Birkaç gündür ortalıkta yüksek meblağlar dolanıyor. Bir değil yüz kişi buluşup hayatımız boyunca kazandığımız/kazanacağımız paraları bir araya getirsek erişemeyeceğimiz meblağlar bunlar ve görüyoruz ki kolaylıkla el değiştiriyor. Amerika Birleşik Devletleri’nde görülen, hepimizin kitlendiği davada “konuşan” Reza Zarrab, kimilerine göre itirafçı. Onu iftiracı sayan da var. Bizzat iktidar kanadı, yaptıkları açıklamalarda bunu vurguluyor: Onlara göre, sanıkken tanık konumuna geçen Zarrab, işkence altında Türkiye’yi karalayacak cümleler kurmak zorunda bırakıld. Bunu savunanlar, birkaç hafta önce bu meselede ABD’ye nota verenler. Dava öncesinde, Kılıçdaroğlu’nun açıkladığı belgelerle gündeme geldiler –ki onları da “sahte” addediyorlar.

Siyasete dalmayayım, çıkamam. Neler olup bittiğini hep birlikte görüyoruz, izliyoruz. Yılın son pazar günlerinden birini tatsız konularla gölgelemeyeyim, biraz ortamı şenlendireyim. Davayı takip ederken kulağımızda bulunmasında fayda olan kimi şarkılar var. Rüçhan Çamay’ınki tek örnek değil ama hâlâ hepsinin en iyisi. Napolyon’un meşhur sözünden yola çıkarak söylediği dizeler, gerçekleri yüzümüze vuruyor: “Üç şey demiş Napolyon ‘para, para, para’ / İnsanlar öldürülür onun uğruna / Servetin ulaşsa da yüz milyonlara / Kefenin cebine sığmaz bir tek lira…” ‘70’li yıllarda algımızı zorladığımızda ulaştığımız miktar, “yüz milyonlar”. Bugün, “birkaç milyar dolar”dan söz ediliyor. Bunu Türkçeye çevirdiğimizde karşımıza çıkacak rakam, algımızı tümüyle değiştirecek kadar çok.

Ankaralı Turgut’tan Ebru Polat’a, Cavit Karabey’den Abdullah Özdoğan’a pek çok şarkıcı, adını “Para’” koydukları şarkılara imza attı. Ercan Turgut, “Parasız Milyoner” olduğunu söylerken Cengiz Coşkuner, bir şarkısında “Parasızlık”tan söz ediyor. “Metelik”, bir Ersen plağında karşımıza çıkan şarkı. “Meteliksiz Zampara” ise, Adnan Varveren imzalı. Fakirlik, dertlerin belki de en büyüğü: Füsun Önal, bir şarkısında “Fakir Kızın Öyküsü”nü anlatırken 36. Paralel, “Fakirin Aşkı”nı plağına taşımış. Kimi şarkılarında parasızlığa isyan ediyor, kimi çare arıyor. Abdurrahman Dağses, isyan edenlerden: “Akıl Değil Para İsterim Arkadaş”. Yürekleri dağlayan bir başka isyan, arşivi karıştırırken karşıma çıkan bir Abdullah Papur plağında: “Param Yok ki Doktor Bakmaz Yavruma”.

Ali Ercan, durumu bizzat yaşayanlardan; plağında, “Az Parayla Bakmadı Yavruma Doktor” diyor, bir başka şarkısında “Para Bulunur da İnsan Bulunmaz” diyerek mevzuyu özetliyor. “Param Yok” diyen Âşık Reyhani’ye Dursun Salkım cevap veriyor: “Para ile Saadet Olmaz”. Nurinnisa Toksöz, öyle düşünmüyor olmalı ki şarkısına “Parasız Saadet Olmaz” başlığını koymuş. Bahsi değiştirmeden önce, “Param Yok Pulum Yok” diyen Meral – Zuhal ikilisini ve “Umurumda mı Dünya”da pahalılığa aşkıyla direnen Ömür Göksel’i de anayım…

Cem Karaca, “Yoksulluk Kader Olamaz”dan “Beni Siz Delirttiniz”e uzanan şarkılarında parasızlıktan ve pahalılıktan söz etti. “Bi’ Kasım ikindisi”nde İstanbul’da yaşanan dramı anlattığı “Mor Perşembe”nin şu dizeleri, durumu çok iyi özetliyor: “Cebindeki taşra damgalı o lise diploması / Bir köfte ekmek parası bile etmez ki bu şehirde…” Karaca, 1987 yılında yayımlanan ve Orhan Veli Kanık’ın dizelerinden uyarladığı “Bedava Yaşıyoruz”da, giderek pahalılaşan hayatı ti’ye alıyor. 1999 yapımı Ortaoyuncular oyunu “Parasız Yaşamak Pahalı”nın yazarı, Ferhan Şensoy, bunu günümüze taşıyor. Özdemir Erdoğan, “Bedava Yaşıyoruz”u Selmi Andak bestesiyle seslendirmişti. ‘70’li yılların sonunda “Pararın Ne Önemi Var Mühim Olan İnsanlık” şarkısını yapan da o. Bulutsuzluk Özlemi, “Ekmek Aslanın Ağzında” derken her devrin derdi işsizlikten söz ediyor. Bir başka dert, Ali Avaz şarkısında dile geliyor: “Taksitle Yaşıyoruz”.

‘80’li yıllarda Hurşit Yenigün tarafından yaratılan “Cafer Ortadirek”, tutunmaya çalışan bir kahraman. Şarkılarında enflasyondan söz edenlerden. Yalnız değil: Balarısı Özdemir ve Şen Bahriyeli Turgut, ‘90’lı yılların başında birlikte yaptıkları “Acil Güldürü” adlı kasetlerinde “Enflasyonla Ortadirek Güreşi”ni anlatmıştı. Ali Albay, yakın zamanda yaptığı şarkılardan birine “Enflasyon” adını verdi. Ekonomi, şarkılara giren bir başka kavram. Âşık Ali Nurşani, bir türküsüne bizzat bu ismi vermiş. Bu bahiste en eğlenceli şarkı, Timur Selçuk imzalı. 1981 – 82 sezonunda Ankara Sanat Tiyatrosu’nda oynanan “Küçük Adam Ne Oldu Sana” adlı oyun için yaptığı şarkı bu: “Ekonomi Bilmecesi” Bugünü özetleyen şarkılardan…

Gelelim gündemi meşgul eden diğer konuya… “Rüşvet”, 1993 tarihli MFÖ albümüne adını veren şarkı. Bir soru ve bir cevapla başlıyor: “Rüşveti kimler alır? / Hiç kimse rüşvet almaz, olamaz!” Sonrasında sorular artıyor: “Bakan rüşvet alır mı? Almaz, katiyen almaz, olamaz!” Bunun üzerine, hızla karşı soru geliyor: “Neden alsın?” Rüşvetten yakınan çok. ‘80’li yılların en önemli rock topluluklarından Whisky misal… İlk albümleri “Babaanne”de yer alan şarkının adı “Rüşvet”. Devlet dairesine yolu düşenin başına gelenleri anlatıyor: “Süründürürler hep seni kapılar önünde / Ama verirsen rüşvet görürler işini elbet / Utanmayı bilmezler yüzsüzce isterler…” Bu noktada, Selda Bağcan tarafından yorumlanan Âşık Mahzuni Şerif türküsü “Yuh Yuh”ta mevzuyla alakalı dizelerin altını çizeyim: “Fakir soymak yakışır mı kemale? / Rüşveti hak bilip her dakika hile / Yapıp inkâr etti isem yuh…” Yakınmanın sağı – solu yok: Milliyetçi cenahın en büyük sesi Ozan Arif, “Yıktı bizi, şu iki şey: Biri rüşvet, biri torpil” diyor. Ali Avaz’ın “Rüşvetçi”si “Halimeyi samanlıkta bastılar” diye başlayan türküden tornistan: “Rüşvetçiyi suç üstünde bastılar / Kirli çamaşırlarını saçtılar…”

Elektro bağlamalı ve oldukça neşeli olan bu şarkı, “Aman aman rüşvetçi / Para için ar namusu terk etti / Bu hastalık hepimizi mahvetti” sözleriyle devam ediyor. Rüşvet kelimesi, “Aşk Rüşveti” adlı Zeki Müren şarkısına da ironik bir yolla girmiş: “Rüşvet diye ömür verdim kadere / Bağlanan gönlümü çözdüremedim…”

Rüşvet kelimesiyle yan yana anılan kelimelerden biri, hortumculuk. ‘90’lı yıllarda dilimize pelesenk olmuştu, Tansu Çiller icraatıydı. Uğur Dündar’ın dilinden düşürmediği, Gülay Atığ’dan Mesut Yılmaz’a pek çok insanı yakan bir kelime bu. Şarkıda kullanan, onu ölümsüzleştiren, Moğollar: “Ey hortumcu dayı / Soktun gözüme yayı / Görmez oldu gözlerim / Ne güneşi ne ayı…”

Başa döneyim… Yazının başında sözünü ettiğim şarkının nakaratı şöyle: “Para para para / Varlığı bir dert, yokluğu yara…” Flamenko şarkılarıyla adından söz ettiren Berk Gürman, “Para” adlı şarkısında, paranın kimseye yaramadığını anlatıyor ve sözü “üreten”e getiriyor: “Madenciler aç gezerken madenlerin hepsi kayıp”. Rüçhan Çamay şarkısında, buna benzer dizeler var: “Unutmayın her şeyi yaratan biziz / Matbaada parayı basan ellerimiz / Sanmayın onun hükmü değişmez yasa / Para neye yarardı eller çalışmasa…”

Son söz, Âşık Mahzuni Şerif’in olsun. Selda’nın plağına hep bir ağızdan eşlik etmenin tam zamanı: “Yuh yuh, soyanlara / Soyup kaçıp doyanlara / İnsana kıyanlara / Yuh nefsine uyanlara / Yuh!”


Murat Meriç kimdir?

1972’de doğdu. Çanakkale ve İzmit’te okudu. Ankara’da kimya mühendisliği eğitimi alırken, dinlediği müziğin tarihine merak saldı ve oradan ilerledi. Kendini bildi bileli plak topluyor; okuyor, dinliyor, dinlediklerini yazıyor, sevdiklerini çalıyor. Kedi gibi meraklı. Rakı, roka, bamya, erik seviyor. İstanbul’da yaşıyor ama Ankaracı. 1996’da Müzük adlı dergiyi çıkartan ekipten. Sonrasında Roll mürettebatına katıldı. Mürekkep, Birikim, Milliyet Sanat, Virgül, Bant gibi dergilerde yazıları yayınlandı. Yeni Binyıl, Radikal ve BirGün'ün yazarlarındandı. Ankara’da Radyo Arkadaş’ın kuruluşuna katıldı ve pek çok radyoda programlar yaptı. Şu anda Açık Radyo'da, hafta içi her sabah Şarkılarla Memleket Tarihi adlı programı hazırlıyor ve sunuyor. Pek çok televizyon programının danışmanlığını yaptı, metnini yazdı. 2002 - 2003 yıllarında hazırlayarak sunduğu Kırkbeşlik adlı televizyon programı TRT’de yayımlandı. Kalan Müzik için bir Tülay German albümü (Burçak Tarlası 64 – 87, 2001) derledi, pek çok albüme yazar ve danışman olarak katkıda bulundu. Pop Dedik / Türkçe Sözlü Hafif Batı Müziği (İletişim Yayınları, 2006) ve 100 Şarkıda Memleket Tarihi (Ağaçkakan Yayınları, 2016) adlı iki kitabı, üzerinde çalıştığı pek çok projesi var. Üniversitelerde ve kültür merkezlerinde müzik tarihi üzerine seminerler verdi, veriyor. Düzenli olarak Gazete Duvar, Vatan Kitap ve Kafa’da yazıyor.

YAZARIN DİĞER YAZILARI