Kültigin Kağan Akbulut
Kültigin Kağan Akbulut

Çiftdüşünmek bizi kurtarır mı?

Pazar, 4 Haziran, 2017
Pera Müzesi'nin yeni sergisi Çiftdüşün: Çiftgörü George Orwell'in çiftdüşün kavramının günümüzde açtığı olanaklara bakıyor. Çiftdüşün teriminin küresel düzlemde açabileceği yeni ifade ve siyaset yapma olanaklarına dair öneriler sunuyor.

Pera Müzesi’nin yeni sergisi Çiftdüşün: Çiftgörü uzun süredir görmediğimiz ağırlıkta bir küratöryel sergi. Deutsche Bank koleksiyonunun küratörlüğünün yanı sıra bağımsız sergileri ve kitaplarıyla dünya sanatının önemli aktörlerinden Alistair Hicks’in hazırladığı sergi son elli yılda büyük dönüşümler geçiren düşünme biçimlerimizi temel alıyor. 1970-80’li yıllarda devlet tarafından sanatçı olarak tanınmadıkları için farklı ifade yolları arayan Rus kavramsalcıları başta olmak üzere dünyadan ve Türkiye’den birçok sanatçının işinin yer aldığı sergi George Orwell’ın 1984 romanında kullandığı “Çiftdüşün” kavramına referans veriyor.

George Orwell 1984 romanında Çiftdüşün terimini devletin bireyin zihni üzerinde nasıl egemenlik kurduğunu gösterebilmek amacıyla kullanır. Hicks, “Çiftdüşün zihninizde birbiriyle çelişen iki düşünceyi bir arada tutma ve bu düşüncelerin ikisine aynı anda inanabilme yeteneğidir,” diyor. Ancak Hicks bu noktada olumsuz anlamdaki terimi tersine çeviriyor: “1984’te Devlet çiftdüşünü kendi ‘doğru’ düşünme biçimi dışındaki her şeyi görmezden gelebilmek için kullanırdı.

Bugün çiftdüşün bizim yegane umudumuz haline geldi. Dünyanın dört bir yanında sanatçılar, yalnızca çiftdüşünü değil, birbirine paralel ve teğet geçen çok sayıda çizgiyi aynı anda kullanarak bir çokludüşünün nasıl geliştirilebileceğini gösteriyorlar bize.”

Hicks’i çiftdüşün teriminin sanatçılar için yeni bir ifade olanağı olabileceği düşüncesine getirense Moskovalı kavramsal sanatçılardan Pavel Pepperstein’ın sözü oluyor: “Siz muhtemelen çiftdüşünü olumsuz bir kavram olarak görüyorsunuz. Rusya’da bize göre yalnızca bir başlangıçtır.” Moskovalı kavramsalcılar 70’lerde yola çıktıklarında Sovyet bürokrasisini hicvedip dönemin sanat anlayışından kaçış noktaları yaratmışlardı. Sovyetlerin çöküşüne giden yolda bir önceki kuşağın sanat, edebiyat ve siyaset tartışmalarından beslenip yeni olanakların peşinden koştular.

kült1

Galim Madanov & Zauresh Terekbay, Sınıraşımı, 2007-2011, Yerleştirme.

Bu koşu uzun bir dönem politik açıdan “Ancien Regime”in uzun mesafe raylarıyla perestroykanın patikaları arasında salınımın bir ifadesi olarak değerlendirildi. Ancak bugünden baktığımızda Rus kavramsalcılarının işlerini çözülüş tartışmalarının dışında bir yerde konumlandırıyor Çiftdüşün: Çiftgörü sergisi.

Batı’daki örnekleri gibi Rus kavramsalcılarının başat ifade biçimlerinden biri de dil/metin. Ancak Hicks, Rus edebiyat geleneğinden ilham alan sanatçıların “narrative”in olanaklarını zorladığını da vurguluyor. Bu noktada Batı’daki ve Rusya’daki sanat pratikleri arasındaki sürtüşmeye de değiniyor. Yuri Albert’in “Ben Lichtenstein Değilim!” resmi çağdaş Batı sanatına Rusya’dan gelen imrenmeyle eleştiri arası bir cevaptır mesela.

Nedko Solakov’un “Kitap Hikayeleri”, Nikita Alexeev’in “İkonostasis Kravatı”, Ciprian Mureşan’ın sanat tarihini sorguladığı “Ölü Ağırlıklar”ı, Marko Maetamm’ın “Nasıl Sanatçı Oldum” mektubu Pera Müzesi’ndeki Çiftdüşün: Çiftgörü sergisinde yer alan Rus kavramsal sanatının izini sürüyor.

Küratör Hicks bu noktada serginin çerçevesini Sovyet ülkeleriyle sınırlı tutmayıp Çiftgörü düşüncesini global bir ağa genişletiyor. Erdem Taşdelen’in “Erdem Taşdelen” kartvizitleri ve “Sevgili” mektupları kavramsalın metinle olan ilişkisine direkt bir noktadan dokunuyor. Ali Kazma’nın yazar Alberto Manguel’in evinde çektiği “House of Letters” videosu, Hera Büyüktaşçıyan’ın “Kayıp Cennetten Mektuplar” kinetik işi, Gavin Turk’ün “Retorik Somun”u, Claire Fontaine’in “Enfance et historie tuğlası”, Sandra Gamarra’nın “Özgün Dilinde İspanyolca Altyazılı” resmi günümüzde kavram ve metin ilişkisine değiniyor.

Çiftdüşün: Çiftgörü sergisi kavramsal sanatın 80 sonrasında geçirdiği dönüşümü ve bugüne yansımalarını ele alan bir sergi olarak düşünülebilir.

Batı dışı bir noktadan yola çıkıp küresel anlamda kavramın getirdiklerini ele alan Hicks bu sergide ayrıca daha genel bir politik atmosfere dair de söz üretiyor. Çiftdüşün teriminin küresel düzlemde açabileceği yeni ifade ve siyaset yapma olanaklarına dair öneriler sunuyor.

YAZARIN DİĞER YAZILARI