Ve terörün kazandığı an!

Çarşamba, 24 Mayıs, 2017
İslam’ın “senin dinin sana benim dinim bana” ayeti hükmünce Reina’nın yanında durabilmekti mühim olan. Biz inançlı insanlar, inançlarımıza ters olsa bile gidip orada dileyenin dilediğince eğlenme hakkını savunabilseydik dinimiz adına işlenen cinayetleri gerçekten, fiilen kınamış olurduk.

Reina eğlence merkezi hakkında yazacağımı rüyada görsem hayra yormazdım. Öyle ya ne işim olur benim bu tarz eğlenceyle, böylesi bir eğlence mekanıyla? Gitmem, görmem, bilmem de. Dünya görüşüme uymaz. Dindarlığıma sığmaz zaten. Uzak dururum.

Ancak uzağımdaki varlığından da rahatsız olmam. Hoşlanmadığım bu hayat tarzına “bana ne” der geçerim. Beşeri ilişkileri bir arada yürütebilmenin altın kuralı yeri geldikçe “bana ne ve sana ne” diyebilmek zaten. Bu iki sihirli sözcük çocuk safiyetiyle kendi özel alanını belirlerken ötekinin özel alanını da kabullenişin adı… İşte bu nedenle Reina hakkında yazmayı hiç düşünmezdim.

Ne var ki pazartesi günü yıkım haberini okurken gayri ihtiyari dilimden dökülen başlıktaki nida mıh gibi çakılı kalınca zihnime, yazmaktan başka çare yok.

Evet, Reina’nın yıkım anı terörün kazandığı an. Ve bunu ben yazmalıyım. Tam da yukarıda ifade ettiğim uzak duruş nedenlerim dolayısıyla ben yazmalıyım.

Çünkü Reina’nın aylardır kapalı kalmasına yol açan terörist benim inançlarımı kullandı. Dinimi, hayat tarzımı kendi vahşetine maske yaptı. O maskeyi yırtıp atmanın tek yolu ben ondan “berîyim” demek. Lafla demek yetmez ama…

Lafla söyleyen çok zaten. Nitekim son örneklerden birisi Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın’a ait: “İslam’ın adını kullanarak ve Müslüman ümmetin tamamını karşısına alarak terör eylemi yapanların eylemlerinin ‘radikal İslam, İslami terörizm’ gibi isimlerle adlandırıldığını görüyoruz. Bu çok sinsi bir küresel oyundur” sözleri İran Araştırmaları Merkezi (İRAM) ve Yıldırım Beyazıt Üniversitesinin ortak düzenlediği “Kuzey Afrika, Türkiye ve İran’da Süreklilik ve Değişim Sempozyumu açış konuşmasından. 20 Nisan 2017 tarihli sempozyum, İslam’ın terörle ilişkilendirilmesini komplolarla, tuzaklarla, oyunlarla kısacası dış düşmanla izah etmenin bir adım ötesine geçemeyen binlerce örnekten birisi. Lafta kalan itirazlardan yani…

Ben ondan “berîyim” demenin fiilî haline ihtiyacımız var. Haksızlığı eliyle yani eyleme geçmiş haliyle engellemek Müslümanın temel görevi. Ancak gücü yetmediği takdirde diliyle de olsa kınama mecburiyetimiz var. O da imkan dışıysa ancak o vakit hiç değilse kalben lanetlemek geliyor ki, imanın en zayıf hali olarak tanımlanır.

Şimdi iktidar adına sadece dille/lafla karşı çıkış izah edilir şey değil. Gücü yeten, muktedir olansın ve gereğini yapacak olansın. Nedir gereği? Teröristi yakalamak ve yargılamak elbette ama bu yeterli değil. Çünkü terörizmle mücadele terörist avlamaktan ibaret değil. Asıl mesele terörizmin finans kaynaklarından, istihbarat ve güvenlik önlemlerinden de çok çok ötede. Asıl yapılması gereken terörizmin kendine toplumsal destek bulmasını önlemekten bile daha önemli olarak kültürel dayanaklarını elinden almak.

İslam’ın “senin dinin sana benim dinim bana” ayeti hükmünce Reina’nın yanında durabilmekti mühim olan. Biz inançlı insanlar, inançlarımıza ters olsa bile gidip orada dileyenin dilediğince eğlenme hakkını savunabilseydik dinimiz adına işlenen cinayetleri gerçekten, fiilen kınamış olurduk. İşte o zaman “berî” olma halimiz fiiliyata geçerdi. Olmadı. Yapmadık. Biz kendi üstümüze düşeni yapmadığımız için de dış düşmana, komploya sorumluluğu atma kolaycılığına saplanıyoruz.

Diğer yandan sadece IŞİD ya da DAEŞ terörü değil tüm terör eylemlerine toplumsal ve siyasal meydan okuma yolu, o terör eyleminin hedefini sahiplenmek değil mi? Her saldırıdan sonra saldırı hedefine kitlesel ziyaretlerin, hayatını kaybedenler anısına karanfiller bırakmanın sebebi bu değil mi?

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Reina ’ya siper olmalıydı, yıkmak yerine. Ama zabıta ekiplerini gönderip yıkmayı seçti. Tam olarak teröristin yapmayı istediği şeyi belediye yaptı. Ve terör kazandı.

Tam olarak bilemediğimiz mülkiyet-işletme sorunları, ne zaman alındığını bilemediğimiz encümen kararları, çok uzun yıllardır orda öyle durduğunu bildiğimiz imara aykırı kısımlarla ilişkili hukuki süreçler bir tarafa sırf terörün hedefi olduğu için siyasi irade Reina’yı korumalıydı.

Orada hayatını kaybeden 39 insana borçluyduk bu korumayı. Borçlu kaldık.


Berrin Sönmez kimdir?

1960 Ankara doğumlu. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Tarih bölümünde okudu. Öğrencilik yıllarında Maliye Bakanlığı'nda çalışıp mezuniyet sonrası Ankara Üniversitesi Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü'nde araştırma görevlisi olarak akademiye geçiş yaptı. Halkevi üzerine yaptığı doktora tezini sağlık nedeniyle yarım bırakarak üniversiteden ayrılıp çeşitli orta okul ve liselerde tarih öğretmenliği yaptı. Yaklaşık beş yıl sonra önce okutman sonra öğretim görevlisi olarak tekrar akademiye döndü. Afyon Kocatepe Üniversitesi'nde öğretim görevlisiyken yakalandığı 28 Şubat sürecinde ve bu defa isteği dışında üniversiteden bir kere daha ayrıldı. Sözleşmesinin haksız olarak yenilenmeyişine itiraz ederek açtığı idari dava, dönemin keyfi idaresi ve idareye tam bağlı yargısının pervasızca verdiği “rektörün takdir yetkisi” gerekçesiyle reddedildiği için emekli oldu. Dört-beş yıl çeşitli kurum ve konumlara demir atarak geçirdiği çalışma hayatı sonrası kendisini ilk defa gerçekten ait hissettiği tek yer olan Başkent Kadın Platformu Derneği üyesidir. Sivil toplum alanında kadın, çocuk, insan hakları, demokrasi ve barış savunusuyla gönüllü çalışmayı sürdüren feminist-aktivist Berrin Sönmez’in çeşitli dergilerde makale ve denemeleri yayınlanmıştır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI