Dikizleme kültürü ve vloglar

Cuma, 28 Nisan, 2017
Blog/vlogların en popülerleri, ergen ve genç kategorisindeki blogger/vlogger'ların hazırladıkları sanal günlükler. Genç kuşağın güncel ilgileri, jargonu, tüketim tercihleri, moda, estetik, arzular ve hayal kırıklıkları, aile ve sosyal çevreyle ilişkiler, aşk... Hasılı neoliberal düzenin yükselen değeri olan birçok şey bu mecranın içeriğini oluşturuyor.

Tecessüs ve bunun neticelerinden biri olan dedikodu, bizde kadınlara vehmedilen bir pratik. Külliyen yalan! Birbirimizin ne yaptığını, nasıl yaptığını veyahut ne yapmadığını, yapamadığını, nereye gittiğini, kiminle ve nasıl gittiğini, bir konu veya kişi hakkında ne düşündüğünü delice merak ediyoruz. Sosyalleşmenin, türdeşlerimizi tanımanın, başka alemler, yollar, yordamlar öğrenmenin bir yolu bu. Ama muhatabımızı kıstırmaya, kontrol altında tutmaya, bunaltmaya, ona ayar vermeye kalkışmaya da sebep oluyor. Üstelik, aslını astarını bilmeden uzaktan izlediğimiz hayatlara özlem duyuyor, öykünüyor ya da acınası buluyoruz onları.

Sosyal medya mecrasında sanal günlükler diyebileceğimiz bloglar ve bunların video versiyonları olan vloglar yaygınlaştığından beri, merakımızı bastırmamız pek mümkün olmuyor. Hatta hiç akılda yokken yeni meraklar doğuruyor ortalıkta yaşanan bu hayatlar. Ecnebilerin stalker’lık dedikleri, sinsice bir tarafı da olan, bizde tam karşılığı olmasa da “dikizcilik” diyebileceğimiz pratik, sosyal medya profillerini eşelemekle başlamıştı uzun zaman önce. Uzaktan tanıdığınız, gıyaben bildiğiniz ve hatta hiç tanımadığınız kişilerin hesaplarına girip fotoğrafları başta olmak üzere, her türlü paylaşımlarını, sayfalarındaki yorumları gözden geçirdiğiniz olmadı mı hiç? Böyle söyleyince, kulağa biraz tehditkar gelen dikizcilik, aslında söylediğim gibi, muhatabımızı tanımanın yollarından biri. Bu kişi hasmımız da olabilir, muhibbimiz de… Yeni taşındığımız apartmandaki komşumuz, sevgilimizin abisi, çocuğumuzun öğretmeni, mesai arkadaşımız da… Bu kişileri şov dünyasının yıldızlarından daha fazla merak ettiğimizi iddia ediyorum. Nihayetinde, popçu Murat Boz’un veya oyuncu Serenay Sarıkaya’nın muhayyilemizde geniş yerleri olmasına rağmen, günlük hayatımızda, mukadderatımızda pek bir etkileri olmuyor. Sosyal medya hesaplarını didiklemek, yanılma payı hatırı sayılır seviyede olsa da, bir insanı tanımamızı, alışkanlıkları, politik konumlanışı, karakteri, sosyal hayattaki varoluşu hakkında bilgi sahibi olmamızı sağlıyor. Peki ne yapıyoruz bu bilgiyle? İlişkileneceğimiz kişiyi yakından tanıyarak, onunla daha “sağlıklı” bir ilişki kuruyoruz, öyle mi? Bu cevap pek inandırıcı değil. Çoğunlukla merakımızı gideriyoruz. Onun hakkında dedikodu yaparken kullanacağımız malzeme oluyor elimizde. Onunkini kendi hayatımızla harmanlıyor, kıyaslıyor, haset ediyor veya şükrediyoruz. İlham alıyor ya da ibret çıkarıyoruz ondan.

Sosyal medyanın her mecrasında etkileşimsellik mümkün değil. Ama bahsettiğim blog ve vlog alemi, kaşın-gözünden başlamak üzere, yapıp ettiklerine, yaşam tarzına, evindeki eşyalara, hayatını paylaştığın kişilere, kurumsal ilişkilerine, üslubuna, siyasi angajmanına kadar uzanan geniş bir yelpazede teşrih masasına yatırılmayı göze alarak gireceğin bir cangıl. Takipçilerin başına çiçeklerden taç da oturtabilirler, bizzat insan yiyen bitkilere de dönüşebilirler. Üstelik aynı takipçi, zaman ve zemine göre her ikisi de olabilir.

Blog/vlogların en popülerleri, ergen ve genç kategorisindeki blogger/vloggerların hazırladıkları sanal günlükler. Genç kuşağın güncel ilgileri, jargonu, tüketim tercihleri, moda, estetik, arzular ve hayal kırıklıkları, aile ve sosyal çevreyle ilişkiler, aşk… Hasılı neoliberal düzenin yükselen değeri olan birçok şey bu mecranın içeriğini oluşturuyor. Bu blog/vloglara yönelik ilgi o kadar büyük ki, hem sahibine çok para kazandırıp çok sayıda yeni yetme zengin ortaya çıkmasına vesile oluyor, hem de takipçiler buluşması adı verilen etkinliklerde izdiham yaşanacak kadar bir takipçi kitlesine sahip olunuyor. Yakın zamanda Ankara’daki bir AVM’de takipçileriyle buluşacak olan meşhur genç vlogger’ı izlemeye gelenlerin yarattığı izdihamda ezilme tehlikesi ortaya çıktığı için olaya kolluk kuvvetleri müdahale etmek zorunda kalmıştı ve etkinlik yapılamamıştı. Düşünün artık!
****
Benim daha fazla üzerinde durmak istediğim, takipçisi de olduğum kadın vloggerlar. Önceleri akademik bir ilgiyle başlayan macera, herkesten biraz daha meraklı olmam ve kadınların kalpleri ve hayatları hakkında bir iz bulabilirim ümidiyle gündelik hayatımın bir parçası oldu. Artık yemek yerken veya çalışmaya ara verdiğimde vlog açıp izlemeye başladım. Bu öyle bir hale geldi ki, yakın arkadaşlarıma belli aralıklarla, “ne var, ne yok?” diye sormak gibi oldu takipçisi olduğum vlog’u açıp bakmak. Bir sağlık probleminin nasıl neticelendiğini, doğumun yaklaşıp yaklaşmadığını, planlanan yaz tatilinin gerçekleşip gerçekleşmediğini ve hatta bahçeye dikilen begonvil fidesinin çiçeklenip çiçeklenmediğini merak ederken buldum kendimi. Oralardan aldığım yemek tariflerini uyguladım, hayatı kolaylaştıran pratik bilgiler edindim, başka ülkelerin eğitim sistemlerini, sosyal ilişkilerindeki çarpıcı farklılıkları gözlemledim. Sizi hayatına kendi arzusuyla dahil eden kişiyi meşru bir şekilde takip etmenin, aslında bir dikizleme fiili olduğunu da benimle birlikte vlog takip eden ve yorum bırakan takipçiler sayesinde öğrendim. Nasıl mı?

Kadınların dile gelmeleri, görünür olmaları, “özel” denilerek kapalı kapılar ardında yaşanan ve zaman zaman yaşayanı yaralayan şeylerin tartışma konusu edilmesi bakımından vloglar epey sağaltıcı mecralar. Öte yandan, takipçi biriktirdikçe artan özgüven, yeni arkadaşlar edinmek, övgü almak, destek görmek, rol modeli ilan edilmek kadınlara çok iyi geliyor. Yalnız ve yalıtılmış yaşayanlara sosyal hayata katılma imkanı veriyor. Takipçi sayısına göre reklam gelirinden kazanılabilecek para da cabası. Hatta bazen temel motivasyon kaynağı.

Kadın vloggerların en fazla rating alanları, moda, güzellik, makyaj gibi konulara ağırlık verenlerle gezi, yemek temalı olanlar. Tabii bir de evlilik, eğitim, iş sebebiyle yurt dışında yaşayan Türkiyeli kadınların vlogları büyük ilgi görüyor. Bunu hem izleyici sayılarından, hem de vlogların altına yazılan yorumlardan anlayabiliyorsunuz. “Günlük vlog” adıyla anılan, izleyiciye vloggerın bir gününü özetleyen uzun vlogların çok rağbet gördüğü söylenebilir. Günlük vloglar, vlogcunun uyanık olduğu saatler boyunca yaptığı her şeyi içeriyor. Gündelik hayatın rutini hatıra getirilecek olursa, kimi zaman bu kadar uzun videoların izleyiciyi sıkacağını düşünürsünüz. Oysa, çok izlenen vlogların kemik izleyicileri vloggerdan sık sık günlük vlog talep ediyor ve bunların yalnızlıklarını giderdiğini, evde temizlik veya yemek yaparken, çocuklarla ilgilenirken kendilerine eşlik ettiğini söylüyorlar.

Vloggerlık yaşam tarzını ve günlük hayatı belirleyen bir kimlik. Artık anlatmak ve aktarmak için yaşamaya başlayabiliyorsunuz. Yapıp-ettiklerinizi, hissiyatınızı, sorunlarınızı ve hazlarınızı takipçilerle paylaşmak göreve dönüşüyor. Bu durum, birlikte yaşadığınız insanları ve hatta sokaktaki insanı rahatsız edebiliyor. Bir restoranda yemeğe başlamadan evvel çekilmesi gereken bir “ne yedim?” videosu mutlaka var. Veya marketten satın aldığınız ürünleri hızlıca poşete doldurup çıkmak isteyen kocanızı öfkelendirecek bir “neler aldım?” videosu çekmelisiniz. Tatilde sizinle gezip tozan ve yanınızdakilerle sohbet etmenizi, manzaranın, yemeğin, denizin tadını çıkarmanızı engelleyen bir üçüncü göz eksik değil.

Takipçilerle vlogcuların ilişkilenme tarzları dikkate değer. İşte dikizcilik olarak nitelediğim şey bu noktada ortaya çıkıyor. Vlogların içeriklerini takipçilerin belirlediğini söylemek abartı olmaz. En çok talep edilen şeyler, aile ve aşk ilişkileri hakkında konuşulması, gezilen yerlerin, yemek, temizlik gibi ev işlerinin kayda alınması ve alışveriş videoları. Mahremin ifşa edilmesi vlogcunun rakipleri arasında öne çıkmasını sağlıyor. Kim daha cesursa ilgiyi ve parayı o kazanıyor. Mahrem kapsamına giren konular ise genelde, aşk ve evlilikte yaşanan tecrübeler ile ailevi ilişkiler ve özellikle de çatışmalar/çözümler. Tabii vloggerların mahrem saydıkları ile takipçilerinki farklılaşabiliyor. Çoğunlukla takipçiye sunulmak için kurgulanan mahremiyet haritasının sınırları yer yer ihlal edilse de, vlogger bundan fazla zarar görmeyeceğini varsayıyor. Ama bununla yetinmeyen takipçiyi tatmin etmek zor. Kendisine abla, kocasına enişte dediği bir vlogcuyu muhasara altına alıyor takipçi. Bu yakınlık yanılsaması, her aile ilişkisinde olduğu gibi mahremin ihlalinden kaynaklanan çeşitli huzursuzluklar yaratıyor. Vloglara bırakılan yorumlar, takipçiler arasında yorum sayfasında süren tartışmalar/kavgalar, bunlara vloggerın da dahil olması sık rastlanan bir durum. Çatışma genellikle, takipçinin vloggerı yalancı, samimiyetsiz, açıkgöz, kolaycı veya ketum bulmasından kaynaklanıyor. Bu yorumları takip edince görüyoruz ki takipçi, vloggerın vermek istediğinden fazlasını alıyor vlogdan. Blogların aksine vloglar görüntülü paylaşımlar olduklarından, video kayıtları süresince kadraja girenler ve girmeyenler vloggerın hayatı, halet-i ruhiyesi, ailevi durumu, refah seviyesi vb. hakkında takipçiye akla gelmedik ipuçları sunuyor. Moda tabirle “buradan yürüyor” takipçi yorum yaparken. Vloggerın canını yakmasını, sırlarını ifşa etmesini iyi biliyor kimisi. İşte bu noktada insan yiyen bitkiye dönüşüyor takipçi. “Kocana hiç sıcak davranmıyorsun, hayırdır?” diyor mesela. “Kayınvaliden niye hiç size gelmiyor?” diye sorabiliyor. “O çocuk öz kızın mı?”, “Eviniz neden bu kadar küçük?”, “Hiç de hayatından memnun görünmüyorsun?” gibi sorular peş peşe sıralanabiliyor. Alın size aile içi çatışma!

Bunun yanında, takipçilerin mutlu ve uyumlu ilişkilerden çok gerilimli ve çatışmalı olanları görmek istemeleri kayda değer. Başkalarının mutsuzluğunda kendi ilişkisinin sağlamasını yapmak ya da tam tersi, mutlu ve uyumlu görünen bir ilişkiden yola çıkarak kendininkini sorgulamak, vlog takipçilerinin yorumlarından takip edilebilecek diğer yaklaşımlar.
Tıpkı dizilerde olduğu gibi, çatışma ile açılan bir video çok rating alıyor ve bu çatışmayı günlerce sürüncemede bırakıp izleyici ilgisini canlı tutmak mümkün. Vloggerların büyük kısmı da bunun farkında. Bu yüzden, izleyicilerine günlerce konuşacakları, yorum sütunlarında kendi aralarında ve vloggerla tartışacakları, hatta kavgaya dönüştürecekleri gerilimler, problemler sunuyorlar. Bu noktada profesyonelleşme söz konusu. Ama her vlogger bu kadar profesyonel değil ve sizi hayata bağlasın diye kurduğunuz bir ağ, sizi yutma potansiyeli taşıyor.

Vlog, birçok sosyal medya mecrası gibi, kendimizi “dikizci”nin nazarına sunmamız için bir araç. Ama bu sunum düşündüğümüz kadar kurgusal olmayabiliyor. Dikizci de o kadar cevval ve kötücül değil her zaman. Vloggerlar ve takipçileri birbirlerine iyi de gelebiliyorlar. Kimi örnekte eş zamanlı olmak üzere, kendini başkasının aynasında görmek, izlendiğini bilmek, ulaşılır ve konuşulur olmak vlog hazırlamaya teşvik ediyor kadınları. Takipçiler, kimi zaman didişilen, kimi zamansa özlenen uzaktaki bir dost olabiliyorlar.


Funda Cantek kimdir?

Doğma büyüme Ankara'lı. Ama aslen Niğde'li. Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi'nde okurken basın sektöründe çalıştı. Mezun olunca akademisyenliğe geçiş yaptı. 1994-2010 yılları arasında Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi'nde, 2010 yılından, 686 No'lu KHK ile ihraç edilene kadar Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi'nde çalıştı. Kent sosyolojisi, kent tarihi, toplumsal cinsiyet, basın tarihi çalışma alanlarıdır. İletişim Fakültesi ve Kadın Çalışmaları Programı'nda lisans, yüksek lisans ve doktora dersleri verdi. Yabanlar ve Yerliler: Başkent Olma Sürecinde Ankara (İletişim Yayınları, 2003); Sanki Viran Ankara (der), (İletişim Yayınları, 2006); Cumhuriyet'in Ütopyası: Ankara (der) (Ankara Üniversitesi Yayınevi, 2011); Kenarın Kitabı (der) (İletişim Yayınları, 2014) ve İcad Edilmiş Şehir: Ankara (der) (İletişim Yayınevi, 2017) adlı kitapları, çalışma alanlarında çok sayıda makalesi, araştırması bulunmaktadır. Şehirleri keşfetmeyi, sokaklarda yürümeyi, fotoğraf çekmeyi, arşivlerde eşelenmeyi, okumayı sever. Tuna'nın annesidir.

YAZARIN DİĞER YAZILARI