Natürmort: Karşı mahalleden bir evet tablosu

Çarşamba, 25 Ocak, 2017
Oradaki kimi zaman örtük kimi zaman açık kavgaya bakınca Balzac’ın şu sözünü hatırlatıyor insan: “Sonradan görmelerde maymunların becerikliliği vardır: Yukarı tırmanırlarken çevikliklerine hayran kalır insan, ama zirveye geldiler mi sadece ayıp yerleri görünür.”

Şimdiden belli ki önümüzdeki 2,5 ay boyunca gündemimiz ‘başkanlık referandumu’ olacak. Ve bu referandum gündemine –bizzat Başbakan Yardımcısı da bu yönde ‘tahminlerde’ bulunduğu için söylemekte sakınca yok ki– maruz kalacağımız olası şiddet eylemleri; artık bizzat Türk Silahlı Kuvvetleri’nin de bir aktör olarak içinde yer aldığı bölgesel çatışmalar ve bir süredir dalgalanmakta olan ekonomik ‘durumumuz’a ilişkin gelişmeler eşlik edecek. Esas olarak bu dördünün bir sarmal halinde oluşturduğu ‘tarihi bir tünel’ den geçiyor olacağız. 2015 yazından bugüne kadar gelen siyasal sürecin yönü, bu zahiri tünelden ‘çıkacağımız’ nisan ayında belirginleşmiş olacak. Bir yudum ışık, yahut o tünelin sonunda da bir müddet daha karanlık mı olacak, o zaman göreceğiz.

Bu kritik tünele girerken tarafların durumu ve ne tür bir kampanya yürütecekleri hakkında, gerek Meclis’teki oylamalar sırasında yaşananlar, gerekse “yetkili” ağızlardan gelen açıklamalarla bir fikir edindik. Parlamentonun tartışma ve müzakere işlevini yok sayan ve onu kendi varlığını da müphem hale getirecek bir referandumun otomatı haline getiren; mevzuatı ve anayasal yükümlülükleri göstere göstere çiğneyen; zaman zaman açıkça ‘zor’a başvuran; Meclis’in tümüne ait tasarruf ve olanakları sayısal çoğunluğun gücüyle bir tarafın lehine kullanan bir görüntü çizdi ‘evet’ cephesi… Bu, aslında o evet oylarıyla kurulmak –daha doğrusu yasal zırhı oluşturulmak– istenen rejimin de kristal bir görüntüsünü verdi.

Biat etmenin gururla taşınan bir erdem; sorgusuz, kalın kafalı bir itaatin meziyet gibi gösterildiği ibretlik bir tabloydu bu… Herkesin ‘Metinerleştiği’ o koşullardan iki pratik sonuç çıkarılabilir.

Birinci olarak, iktidar partisinin 1 Kasım seçimleri için “ne kadar isabetli” bir aday listesi oluşturduğu ortaya çıkmıştır. Hareketin liderine ait bir ‘insan mühendisliği’ ‘başarı’sıdır bu…

Ancak ikinci ve daha önemli olan sonuç; tüm o sakillikler içinde, o “en çok ben destekliyorum” gösterişlerinin arkasında gizlenmek istenen “korku”nun görünmüş olmasıdır. Vaktiyle tümünün bir şekilde senli benli olduğu, ama şimdilerde şeytanlaştırılan ve birer vebalı gibi işaretlenip “medeni ölü” haline gelmelerinin gerekçesi olan şebekeyle bağlarından ya da kolaylıkla bağlantılanabilecek olmalarından; “FETÖ’cü” damgasını yemekten duyulan bir korku bu. Bir zamanlar kariyer olanağı olarak görüp kapısında sıraya girdikleri ama şimdi sorgusuz bir tasfiyenin gerekçesi olan bir ilişki… Neredeyse hepsi için, eski yazılardan, tiwitlerden, TV şovlarından, hatıra fotoğraflarından, bağış makbuzlarından fışkıran bir ‘sabıka’… Ve hangi nedenle, kime çıkacağı kestirilemeyen, ‘geçmiş iltisak’tan çok ‘bugünkü itaat’e bakılarak çekilen bir sabıka piyangosu!

Fakat giderek daha çok anlaşılıyor ki o “korku”, sadece Meclis grubunda, parti yönetiminde ya da vaktiyle “Hocaefendi”yi alkışlamaktan elleri kızarmış sabıkalılarda değil, hemen hemen ‘tüm mahalle’de var. Vekillerin Meclis’te, artık siyaseten ve manen ölmüş kendi doğalarıyla oluşturdukları o “natürmort” tablo, o büyük makinenin her yanına, “ölü doğa”lar yaratan bir salgın tehdit olarak yayılıyor. 7 Haziran’dan sonraki “müdahale” ile yeniden oluşturulan, 1 Kasım’dan sonra rayına oturan, 15 Temmuz’dan sonra son sürat giden tarz-ı siyaset, yıllarca birlikte yürüdüğü, en zor zamanlarda kol kola olduğu kişi ve kesimleri de “ürküterek” tüm çevresini bir natürmorta dönüştürüyor.

AKP içinde “Davutoğlucu” denebilecek bir güç temerküz etmiş midir yoksa özellikle “Pelikan vakası”ndan sonra bu, mevcut politikalara azıcık muhalefet eden, bir iki yerde soru soran, yani “biatı eksik”, yeterince “Metinerleşmemiş” herkesin tıkıldığı (ya da sığındığı) yarı meşru bir mırıldanma etiketi midir emin olamıyorum. Fakat “Davutoğlu yanlıları” ya da ona yakın isimlerin toplandığı Karar gazetesine ve bazı yazarlarına yönelik tehdit ve nefret dolu dili gizleme gereği duymuyor örneğin “Pelikancılar”…

Karar yazarı Etyen Mahçupyan, iktidar etrafında ‘çevre temizliği’ yaparak “kendilerine kariyer yolları döşeyen bir klik” olduğunu yazıyor açıkça. Bazı AK Partililerin bu kliğe ‘çete’ dediklerini ve bu ‘çete’nin bir FETÖ’cü Üretim Merkezi gibi çalıştığını söylüyor. (2)

Star yazarı Ahmet Kekeç, “evet” konusunda ya da başkanlık sisteminin detayları hakkında şüphe bildiren “mahalle sakinleri”ne sopayı gösteriyor: “HDP-FETÖ-CHP ortaklığına (ve kardeşliğine) sahne olacak kampanyada, ‘tatmin olmamış’ AK Partilileri ve ‘endişeli’ İslamcıları görürsek şaşırmayalım.”

“Bazı endişeli İslamcıların kapalı devre ‘hayır’ kampanyası yürütebileceğini” söylüyor. Tatmin olmadım ya da endişeliyim demenin karşılığını yazıyor adisyonun üstüne: “HDP-FETÖ-CHP ortaklığı (ve kardeşliği)”! (3)

Ama esas can alıcı mesajlar yine bir “ak saçlı”dan geliyor. Hareketin sembol isimlerinden, Star yazarı, Ahmet Taşgetiren, yakın zamanda gittiği bir Anadolu şehrinde gençlerin kendisine “Davutoğlu ve Gül ihanet eder mi” diye sorduğunu anlatıyor. “Konu buralara bu soru ile gelmiş demek ki… (…) Üzüldüm” diyor. (1)

Taşgetiren yılların deneyimiyle endişeli: “İnsanlarımızı azaltmamamız lazım” diyor, “Bir liderin yanına sonradan yanaşanlar, kendilerine yer açmayı birikimleriyle değil, liderin sağını solunu biçerek temin etmeyi düşünürler” diyor.

Huzursuzluğu ve yarılmayı tarif eden anahtar kavramları veriyor Taşgetiren: “Liderin yanına sonradan yanaşanlar” ve…

Bu durumun “referandum ve sonra gelecek Cumhurbaşkanlığı seçimi için ne kadar büyük risk oluşturacağını azıcık basireti bulunan herkes görür” diyor. Bu “sonradan yanaşanlar” için ise neredeyse açıkça Erdoğan’ı göreve çağırıyor: “Basiretten nasibi olmayanlar a ise söylenecek sözü, benim değil, daha yukarlarda birilerinin söylemesi lazım.”

Tek bir günde uç vermiş tartışmalardan sadece birkaç örnek bunlar.

Mesele bu “endişeli İslamcıların” sandık gücü değil; toplumun çoğunluğunun ihtiyacına destek duyan, o olmadığında darmadağın olacak bir siyasi hareketin içindeki huzursuzluktur. “Korku dolu bir itaat” ile “tehdit altında bir varlık” arasında sıkışmaktan geriye tıkır tıkır işleyen bir seçim kazanma makinesi mi yoksa sadece “sonradan yanaşma”lar mı kalır? Bunu zaman gösterecek.

Fransız romancı Balzac’ın bambaşka bir bağlamda söylediği, ama bizim şimdiki zamanımıza çok uygun düşen şu sözünü hatırlatıyor durum: “Sonradan görmelerde maymunların becerikliliği vardır: Yukarı tırmanırlarken çevikliklerine hayran kalır insan, ama zirveye geldiler mi sadece ayıp yerleri görünür.”

(1) http://www.star.com.tr/yazar/ihanet-ederler-mi-yazi-1179305/

(2) http://www.karar.com/yazarlar/etyen-mahcupyan/fetocu-uretim-merkezi-3152

(3) http://www.star.com.tr/yazar/endiseli-islamcilar-referandumda-hayir-mi-diyecek-yazi-1179385/


Hakkı Özdal kimdir?

1975 yılında doğdu. İTÜ Malzeme ve Metalurji Mühendisliği'nden mezun oldu. 1996'dan itibaren, Evrensel Kültür dergisinde, Evrensel, Referans ve Radikal gazetelerinde editörlük ve yazarlık yaptı.

YAZARIN DİĞER YAZILARI