Yavuz Dizdar: Ya Joker’ler çıkacak ya da zehirlenecek insanlar

Yavuz Dizdar marketler için modern zamanların gıda mezarlıklarına dönüştüğü yerler diyor. O halde biz ne yiyoruz? “Valla siz mumyalanmış ürünler yiyorsunuz” diye yanıtlıyor. “Joker” filminden anlatıyor Dizdar: “Hemen her şehir Gotham şehrine dönüşüyor. Zenginler fakirler arasında açılmış olan makasın sonucu olarak ya Joker’ler ortaya çıkacak ya da keşmekeş içinde zehirlenip gidecek insanlar.”

Filiz Gazi  fgazi@gazeteduvar.com.tr

DUVAR – Tarım ilaçları, hayvan endüstrisi, gıda endüstrisi, ilaç endüstrisi… Bu tanımlar modernitenin bir sonucu. 21. yüzyıl sadece teknolojik gelişmelerden, muğlak ve yıkıcı devlet politikalarından, sosyal medyanın insanları her daim huzursuz, teyakkuz halinde tutmasından ibaret değil. Yediğimiz besinlerle de zehirleniyoruz.

16 Ekim Dünya Gıda Günü’nde İstanbul Üniversitesi Onkoloji Enstitüsü’nde radyasyon onkolojisi uzmanı olarak çalışan ve aynı zamanda bilimsel verilerle gıda-hastalık ilişkisinin ortaya konulduğu “Yemezler!” kitabının yazarı olan Yavuz Dizdar’la konuştuk.

Yavuz Dizdar, İstanbul Üniversitesi Onkoloji Enstitüsü’nde radyasyon onkolojisi uzmanı.

Marketler için modern zamanların gıda mezarlıklarına dönüştüğü yerler diyorsunuz. O halde biz ne yiyoruz?

Valla siz mumyalanmış ürünler yiyorsunuz. Mumyalandığı için uzun raf ömrüne sahip oluyor. Normalde bir taze gıdanın uzun raf ömrüne sahip olması mümkün değil. Uzun raf ömrü ancak gıdanın yapısını bozarak elde edilir. Gıdanın sizin için besleyici olan unsuru neyse o aynı zamanda gıdanın bozulmasına da neden oluyor. Siz bunu yüksek basınç sıcaklık altında ortada kaldırdığınız zaman zaten yaşama seviyesi düşürülmüş, yarı ölü bir gıda elde ediyorsunuz. Zira bir süt, yoğurt ekşimiyorsa onun besleyici özelliği yoktur. O yüzden açık süt alın, yoğurdu kendiniz yapın diyorum. Bu dediğim şey karşılık buldu. Yapanlar memnun oldu ve artık piyasadan kapalı yoğurt almıyorlar ama bunun bir de biyolojik tarafı var. Felaket…

‘ADAM KENDİ SATTIĞI İLACI NİYE DENETLESİN?’

Nedir o felaket?

Tarım ilaçları, hızlı büyütülen piliçler… Yumurtanın sarısıyla dahi oynuyorlar. Kafes içerisindeki hayvanların stresleri kortizon olarak yumurtaya geçiyor. Hayvan 40 cm’lik alanda kapalı tutuluyor. Bu koşullarda hayvana 180 gün ömür biçiliyor. Ondan sonra zaten toplanıyorlar ve itlafa gidiyor. İtlaf sonrasında tekrar tavuk yemine dönüştürülüyor. Bu sistem insanlıktan fazlasıyla uzaklaşmış olan bir sistem olduğu için üretimin çıktısının da insan için sağlıklı olması mümkün değil. Dolayısıyla bunları yiyenler tabii ki de yan etkisinden layıkıyla faydalanıyor. Organik üretimde sıfır ilaç kullanılıyor falan deniliyor, öyle bir şey yok. Yoğurdu evde yaparlarsa o ilaç kalıntısından kurtulurlar. Bertaraf edebiliyor vücut. Fakat seralardaki üretimle ilgili o kadar çok geri bildirim alıyorum ki… Kullanılan ilacın haddi hesabı yok. Çiftçinin bir kısmı zaten kendi kendini zehirliyor. İyi tarım, temiz tarım diye kendini etiketlemiş bütün ürünlerde tarım ilaçları kullanılıyor.

Denetimi sağlanamıyor mu?

Hayır sağlanamıyor efendim. Siz neyin denetimini sağladınız ki bugüne kadar? Aynen böyle yazın. Eğitimdeki müfredatın denetimi sağlanabildi mi? Hayır. Kafasına göre yazmadı mı adamlar? Şu şöyledir, onu çıkarıyorum, bunu koyuyorum demedi mi? Tarımda denetimin yapılması zaten mümkün değil. Çünkü ilacı satanlar zaten genelikle tarım alanında faaliyet gösteren ziraat mühendisleri. Onlar bayiler zaten. Adam kendi sattığı ilacı niye denetlesin ki? Öyle düşünün. Mesela tavuk yeminin içerisinde “Formaldehit” denilen bir madde var. Yemin bozulmasını önlüyor. Biz bunları kadavraların hazırlanmasında kullanıyoruz. Bunun tebliğinin kopyası var bende. Üç ay koyabilirsiniz, ondan sonra koymayın diyor. Bu madde birinci sınıf kanserojen. Sonuçta hayvanın vücuduna geçiyor ve bu hayvan 40 günlük hayvan. Tavuk değil zaten. Beyaz et dediğiniz şey çocuk. İrileştirilmiş çocuk bunlar, hatta bebek. Bunu yiyen insan evladının tabii ki vücudundan iyi şey beklemek mümkün değil.

‘SAVAŞ SİLAHLARI TARIM ENDÜSTRİSİNE ÇEVRİLİR’

O halde hastalıklarla gıda arasında bir ilişki olduğu sonucuna varıyoruz. Doğru mudur?

Birebir ilişki var efendim. Bu bir endüstridir. Bu bir savaş endüstrisidir ki zaten savaş silahları tarım endüstrisine çevirilir. Yaprak dökücü ilaçlar zamanında Vietnam’da insanların saklanmasını engellemek için kullanılmış olan bir ilaç. Ağaçların yapraklarını döküyor, otların da büyümesini engelliyor. Savaş zamanında bu amaç için kullanılıyor, barış zamanında tarıma uygulanıyor. İçinde ilaç olsa bile vücudu etkilemeyecek bitki elde ediliyor ama sonuçta ilaçlı bir ürünü vatandaşa satıyorsunuz. Bu ilaç bütün endüstriyel üretimlerde kullanılıyor. Sizin bundan kaçmanızın ihtimali yok. O yüzden diyorum akıllı olun. Mevsiminde yenildiğinde tarım ilacına maruz kalma olasılığınız azalır. Açın bakın internete. Ne neyin mevsimidir bulacaksınız zaten.

‘ZARARLI MADDENİN PATENT SAHİBİ AYNI ZAMANDA İLAÇ FİRMASI’

Bu durumda ilaç şirketleri hastalıklar için var. Endüstriyel gıda ise hastalık yapmak için var diyebilir miyiz?

Tabii ki de öyle. İlaç şirketleri hastalıkların çıkmasını bekler. Hiç iyimser olmayın. Bakın yumurta sarısını üreten firma ilaç firması zaten. Yumurtanın sarısını belirleyen madde yemin içerisine konuluyor. Bunu üreten patent sahibi bir ilaç firması. Bu sarı madde insan vücudunda değişikliğe neden olan bir asitin türevi. Siz şimdi bunu hayvana verdiğinizde hayvan da yumurtasının içine yerleştiriyor. Fakat bunun biyolojik etkisi sınanmamış. Halbuki baktığınızda aynı firmanın mesela sivilce ilacı var. Yumurtayı biliyorsunuz, yediğiniz zaman acayip sivilce de yapabiliyor. İçerisindeki maddeler buna neden oluyor. Böylece sivilce ilacını satabiliyorsunuz. 2007’de lenfoma taraması yaptırdılar. Şaka değil. Niye tarattınız dedim. Efendim dediler Yunanistan’da çok lenfoma var, şirket merkezimiz soruyor, Türkiye’de niye lenfoma yok diye? O yüzden taradık dediler. Bu düzeyde kepazelik… Taratan firma aynı zamanda bakanlığın bütün kamu spotlarının sponsoru pozisyonunda. Yine bu firma dünyada bir numaralı kanser ilacı üreticisi haline geldi.

Şirket ve devlet ortaklığı diyebilir miyiz?

Şahane söylediniz. Yarın yayınlanacak haberin esas konusu bu. Savaş dönemlerinde silah üretirler, barış dönemlerinde tarım ilacı üretirler. Tarım ilacı fazla üretilirse azot gübresi dediğimiz patlayıcıya dönüştürülebiliyor. Dolayısıyla o zaman da savaş çıkartma zorunda kalıyorsunuz. Bir savaş, bir barış şeklinde devam ediyor.

‘FAO’NUN TÜRKİYE TEMSİLCLİĞİ MARGARİNİ AKLAMA TOPLANTISI YAPTI’

Endüstriyel gıda konusunda uluslararası sözleşmeler ne diyor sorusunu o vakit iptal mi edelim?

Yavuz Dizdar

Hiçbir şey ifade etmiyor. Sözleşmeleri zaten şirketlerin kendileri oluşturuyor. Bu tip örgütler altına girilen bir şemsiye vazifesi görür. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) dediğiniz şey yapaydır. Geçen haftalarda davet üzerine konuşmacı olarak Elazığ’da bir toplantıya katıldık. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) ve Dünya Sağlık Örgütü’yle (WHO) ortak düzenlenen bir etkinlikti. İlk bir saatinde ana akım medyaya plaketler verildi. Sonuna doğru anladım ki toplantının amacı margarinin aklanmasıymış. Ben utandım. Biz orda figürandık. Sonra da lafımı söyledim. Size de bir kere daha söylemiş olayım: FAO’nun Türkiye temsilciği Dünya Sağlık Örgütü’yle birlikte Elazığ’da margarini aklama toplantısı yaptı.

Bu durumda kentte yaşayan kentliler ne yiyecek?

Yeni köylüye dönecekler efendim. Kendi ürünlerini yetiştirmek üzere bir şekilde birbirleriyle anlaşacaklar. Bugünlerde “Joker” diye bir film gösterimde. Biliyorsunuzdur. Hemen her şehir Gotham şehrine dönüşüyor. Zenginler fakirler arasında açılmış olan makasın sonucu olarak ya Jokerler ortaya çıkacak ya da keşmekeş içinde zehirlenip gidecek insanlar. Zenginler içinde biz şuradan alışveriş yapıyoruz diyenler var. Çok büyük yanılgı içerisindeler. Çünkü vücutları tarım ilacını kaldırmıyor. Civcivlere, tavuklara yapılanların sonuçlarını çocuklarının ellerinden gitmesiyle görecekler. Bu çocuklarda dikkat eksikliği var. Herkes kendi cep telefonunun ekranına hapis. Etrafıyla iletişim kurmuyor ki… Bunlar normal şeyler değil. Kazanılmış otizm tablosu bu. Bu bir kompleks. Elinde telefonu olmadan dolaşamıyor. Daha bu sabah öğrencilerimle gördüm. Unutuyorlar. Çünkü şehirdeki yaşam bu çocukları bu hale getirdi.

‘İNSANLAR YAHNİ YAPTIKLARI GÜNLERE DÖNMELİ’

Endüstriyel gıdanın pazarı daha çok üçüncü dünya ülkeleri mi?

Evet, tabi. Kendi ülkelerinde sıradan tarım yaptırmayan ülkeler var. İngiltere gibi… Yumurtanın üzerinde, ‘Karbon ayak izi nedeniyle en yakın çiftlikte üretilmiştir’ diye notlar var. Tavuğun üzerinde 1 saat 40 dakikada pişer diye ibare var. Aklı başına gelmemiş ama gelişmiş Kuzey Avrupa ülkelerinde ise hijyen saplantısı var. Zamanında vebanın yaptığı yıkımdan dolayı. Delilik düzeyinde hijyene o yüzden vardılar. Sonra baktılar işlerine geldi. Sütün 6 ay boyunca bozulmaması dağıtım açısından kârlı bir durum. Londra’da her gün evlerin kapısına şişe sütü bırakılır. Bunun adı uygarlıktır. Yahni yapılan günlere geri dönsün insanlar. Onun dışında ben çeşitlilik istiyorum, suşi falan yiyeceğim deniliyorsa sonu belli bu işin.