'Dövülecek at var, sevilecek at var'

Barbarlığı tribünden izleyen insanların içinde illaki tez zamanda köşeyi dönmeyi kafayı takmış, bir gün kendisinin de voleyi vuracağını düşünen dramatik sınıfsal hikâyeler var. "Ganyan oynayıp, zengin olan var mı?" soruma hep aynı mimikle yanıt veriliyor: Burası cebindeki parayı yer...

Filiz Gazi  fgazi@gazeteduvar.com.tr

DUVAR –  Zeytinburnu, Veliefendi’de seçsen o derece muntazam bulamayacağın iki ayrı kategoride insan tipi var. Hemen hep kaybeden, bir şekil tutunamayan ile hali vakti yerinde olup, sıkılan adamlar. Hepi topu 2 saat geçirdiğim için sosyolojik anlamlar çıkarma gayretim bu kadarla sınırlı olsun.

Konuştuğum bir beyefendi, “Sen insanları buraya bir girerken çek, bir de çıkarken. Sonra yan yana koy bakalım” diyor. Altına müzik yerleştir, fena fikir değil. Lanetli kazanma umudunun hep kaybetmekle sonuçlanmasının hazin hikayesi.

‘FAYTONLA BU ATLARI BİR TUTMA’

Tribün ve civarını süpüren temizlik işçilerinden bir kaçıyla konuşuyorum. Atların Bursa, Karacabey’de eğitildiğini anlatıyorlar. “Bu da zulüm değil mi?” dediğimde “Bunlar para kazandıran at” diyorlar. “Faytonla bu atları bir tutma!”

Koşuya başlamadan önce atların ısınmaları için bir kaç tur attırılıyor. Onları görebileceğiniz en yakın mesafe burası. Bir ara video çekmeyi bırakıp bir bir önümden geçen atlara bakıyorum. Birisinin gözleri kapatılmış. Her şey o kadar olağan ki, belli belirsiz kötülük ancak sezilebiliyor ve her şey o kadar olağanki müdahale edemiyorsunuz. Anlatması zor. Oysa atları kırbaçlayarak koşturmak, bunun üzerine bahis oynamak nerden baksanız aklın alamayacağı bir şey olmalıydı. Kırbaçlanan atlara ağlayarak sarılan Nietzsche de “aklını kaybetmiş” değil miydi? Akıl ile merhametin doğru orantılı olmadığı gerçeği. İnsanlık tarihinden biliyoruz.

Barbarlığı tribünden izleyen insanların içinde illaki tez zamanda köşeyi dönmeyi kafayı takmış, bir gün kendisinin de voleyi vuracağını düşünen dramatik sınıfsal hikayeler var. “Ganyan oynayıp, zengin olan oldu mu?” soruma hep aynı mimikle yanıt veriliyor: “Burası cebindeki parayı yer.”

‘BUNLA KİMSE ZENGİN OLMAZ, HİÇ DUYMADIM’

14:30’da ilk yarış başlıyor. “Açlık oyunları” filminde kullanılan müziğe benzer bir tını duyuluyor ya da bana öyle geliyor. Emin değilim. Yarış atlarına “Gözyaşı Gecesi, Güneşi Gördüm, Aysel Ana, Tayyiphan” gibi isimler verilmiş. Nereden baksan tutarsızlık. Finale doğru kimi seyis atı kırbaçlıyor. 1800’lü yılların kölelik düzeni. Tek fark hayvanların bizim gibi fonetik alfabeye ve sözdizimlerine sahip olmayışı.

Özdemir: Atın işi koşmak ya da yük taşımak

Ramazan Özdemir, emekli. 30 yıldır ganyan oynadığını anlatıyor. “Vakit geçirmek için. Bunla kimse zengin olmaz. Hiç duymadım” diyor. “Buradaki atlara iyi bakıyorlar. Para var bunların içinde. Atın işi koşmak ya da yük taşımak.”

‘KUMARI BURADA DEVLET OYNATIYOR’

Yaşlandıklarında, artık koşamadıklarında ne oluyor diye konuşuyoruz. “Ya ölüyor ya da binek atı yapıyorlar. Adadaki atlar da büyük ihtimal yarıştan çıkan atlardır” diyor.

Ramazan bey bir yandan birasını içiyor. Buradan sonraki sohbet gazeteci ile haber kaynağı arasındaki diyalogdan ziyade havadan sudan konuşan iki kişi gibi. “Kahvede kumar oynayan garibanı yakalıyor devlet, diyor ki ‘Sen kumar oynuyorsun!’ Kumarı burada devlet kendi oynatıyor. Hem de âlâsı. Esas parayı kazanan devlet.” Locada oturanların at sahipleri olduğunu söylüyor. Aslına bakarsanız oturduğumuz yerden tek farkları önlerinde masalarının olması.

‘SEVİLECEK AT VAR, DÖVÜLECEK AT VAR’

Mehmet Ali Boyacı, 81 yaşında. Zamanında eczacıymış. “47 yaşından beri buradayım. Hastalık bu” diyor. 15:00’deki yarışı birlikte seyrediyoruz. Son 100 metre kalan ata kırbaç vurulmasını soruyorum. “Atın bir yere kadar dayanma gücü var. Kalmadığı zaman koşsun diye vuruyor” diyor.

‘Dövülecek at var, sevilecek at var’

“Buradaki atın beslenmesi var ya… Sen beslenemezsin öyle. Kadın da huysuzluk yapınca erkek kadına tokat atar. Karşı gelirse, değil mi? Sevgilinle, kocana en basiti asık surat yaparsan ne yapar? Af edersin, gönderir seni? Değil mi? Dövülecek at var, sevilecek at var.”

Ekofeminizm politik teorisinde hayvan ve kadınlara uygulanan tahakkümün benzer tarihsel süreçlerden geçtiğine dikkat çeker. Mehmet Ali Bey’in söyledikleri tam bunlara denk. Hayvana uygulanan şiddet de kadına uygulanan şiddet de “olağan.” Yaşlanan atların damızlığa gönderildiğini de anlatıyor. İyi bir aygır günde 7- 8 kere çiftleşme yapabilirmiş. “Sen yapabilir misin?” sorusu da geliyor.

Ölen eşini de konuşuyoruz Mehmet Ali Bey’le. Beyaz takım elbisesini tamamladığı ceketindeki mendilini de. ‘Mendilin katı dikine ise evliyim, gül gibi yapılırsa bekarım…’ Böyle anlamları olduğunu anlatıyor.

‘YAŞLANAN ATLAR, BİNİCİ KULÜPLERİNE GÖNDERİLİYOR’

Faytona Binme Atlar Ölüyor Platformu’ndan Elif Ertürk, “Sömürü sektörü” diyor. İyi bakıldıklarını aktarınca “Tecavüz ediliyor ama iyi bakılıyor gibi… Ağır bir söylem oldu ama bence böyle. İyi bakılıyor tabi ki. Neden? Üzerlerinden çok yüksek miktarda para kazanıyorlar” diyor.

‘Bazılar binicilik kulüplerine çok azı faytonlara gidiyor’

Ertürk, sakatlanan kimi atların uyutulduğunu söylüyor. Çoğusu binici kulüplere gönderiliyor: “Sakatlanan atın bakımı onlar için maliyet. Uyutuluyorlar. 10 yaşından sonra koşamayan atların çoğu hafta sonu ailelerin çocuklarıyla gittiği binici kulüplerine gönderiliyor. Çok azı ise faytona yollanıyor.”