'13 yaşında pres makinesine sıkışan Ahmet'i hatırlayın'

Çalışan Çocuklar Vakfı gönüllüsü Nail Dertli, “Türkiye’de çalışan çocuk sayısını bilmiyoruz” diyor. Tarım işçileri üzerine saha çalışmaları olan Sebiha Kablay, kamplarda kalan çocukların bahçeye gitmese dahi kendilerinden büyük su bidonlarını taşıdıklarını anlatıyor. Adalet Arayana Adalet Grubu’ndan Eylem Can, 13 yaşında pres makinesine sıkışarak hayatını kaybeden Ahmet Yıldız’ı hatırlatıyor: "Patronu hastaneye götürdüğünde trafik kazası demişti."

Filiz Gazi  

DUVAR – Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin 1. maddesine göre 18 yaşına kadar olan herkes çocuk sayılıyor. ‘Çocuk işçiliği’, 18 yaşının altındakilere fiziksel, mental, ahlaki açıdan zarar veren ve onları eğitimden yoksun bırakarak zedeleyen, istismar eden çalıştırma biçimine deniyor.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, 2018 yılını çocuk işçiliğiyle mücadele etmek ve çocuk işçiliğini durdurmak için ‘Çocuk İşçiliğiyle Mücadele Yılı’ ilan etmişti.

Türkiye İstatistik Kurumu sayfasına girdiğinizde örneğin ‘İş gücüne Katılım Oranı’ butonundan, yaş grubuna göre detaylı aramak yapmak istediğinizde 15 yaş altı çocukların verilere dahil edilmediğini görüyorsunuz. Bu şu demek: Çocuk işçiler istatistiklerde gözükmüyor. Çoğunlukla kayıt dışı çalışan Suriyeli, Afgan ya diğer göçmen, mülteci gruplar ise hiç bilinmiyor.

‘ÇOCUK İŞÇİLİĞİ KAYIT DIŞINA ÇIKTI’

Ankara Üniversitesi, Siyasal Bilgiler Fakültesi, Çalışma Ekonomisi bölümünden ihraç edilen, şimdi ise Fişek Enstitüsü, Çalışan Çocuklar Vakfı gönüllüsü olan Nail Dertli, “Türkiye’de çalışan çocuk sayısını bilmiyoruz” diyor. Türkiye’nin ILO’yla (Uluslararası Çalışma Örgütü) yaptığı anlaşmayla göre 1994’ten beri düzenli olarak çocuk iş gücü anketi yapılıyordu. “Bu en son 2012 yılında gerçekleşti ve bu anket tüm yaş gruplarını kapsayan bir anketti. Bu ne demek, biz TÜİK’in (Türkiye İstatistik Kurumu) hane halkı iş gücü anketlerinden sadece 15- 17 yaş arasındaki çocukların ilişkin istatistikleri görebiliyoruz.”

Dertli, kesintisiz eğitimin kaldırılıp yerine 4+4+4 eğitim sisteminin getirilmesiyle çocuk işçiliğinin önünün açıldığını vurguluyor: “Sosyal Güvenlik Kurumu İstatistiklerinde, 2016’dan 2017’ye çocuk işçiliğinin %53 oranında azaldığını görüyoruz. Fakat TUİK istatistiklerine baktığımız zaman eşdeğer bir azalma görmüyoruz. Bu çocuk işçiliğinin kayıt dışına çıktığını ifade ediyor.”

2018 İş Cinayetleri Almanağı’nda ( http://iscinayetleriniunutma.org/is-cinayetleri-almanagi-2018-1/ ) traktörün altında kalan, kâğıt mendil satmak için girdiği durakta metrobüsün çarpmasıyla hayatını kaybeden, pamuk tarlasında çapa yaparken üzerine yıldırım düşen, berber kalfası olarak çalıştığı dükkânda iftar saatinde fenalaşarak hayatını kaybeden, freze makinesine düşerek, pres makinesine sıkışarak hayatını kaybeden çocuklar kaydedilmiş. Bunlar sadece bir paragrafa sığdırabildiklerim.

2012’de en az 34, 2013’te en az 55, 2014’te en az 54, 2015’te en az 57, 2016’da en az 55, 2017’de en az 51, 2018’de en az 66 çocuk işçi iş cinayetlerinde hayatını kaybetti.

‘PATRONU HASTANEYE GÖTÜRDÜĞÜNDE TRAFİK KAZASI DEMİŞTİ’

Adalet Arayana Destek Grubu’ndan Eylem Can, 2018’de 14 yaş ve altında 21 çocuk işçinin hayatını kaybettiğini kaydediyor: “Hayatını kaybeden en küçük çocuk 5 yaşındaydı. Tarlada, fabrikada, inşaatta çalışıyordu bu çocuklar. Kimi hayvan otlatırken kimi mendil satarken canından oldu.”

Can, 13 yaşında pres makinesine sıkışarak hayatını kaybeden “Ahmet Yıldız’ı hatırlayın” diyor:

“İş cinayetlerinin çoğu maalesef basına yansımadan örtbas ediliyor. Zaten bu nedenle ‘en az’ ifadesini kullanıyoruz. Örneğin 13 yaşındaki Ahmet Yıldız’ı hatırlayın. 14 Mart 2013’te ruhsatsız bir işyerinde kaçak olarak çalıştırılırken pres makinesine sıkışarak hayatını kaybetmişti. Makine daha hızlı çalışsın diye güvenlik sensörü kapatılmıştı. Patronu hastaneye götürdüğünde trafik kazası demişti. Makinedeki kanları temizletmişti. Doktor fark edip duruma müdahale etmeseydi, üçüncü sayfada trafik kazası olarak üç satır ya geçecekti ya geçmeyecekti Ahmet.”

‘KIZ ÇOCUKLARI BAHÇEYE GİTSE DE MAĞDUR, GİTMESE DE’

Ordu Üniversitesi, Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Bölümünden Sebiha Kablay, örneğin Giresun ve Ordu’da fındık işçiliğinde çalışan Suriyeli çocukların yok denecek kadar az olduğunu vurguluyor. Daha ziyade Doğu, Güneydoğu ve diğer bölgelerden gelen tarım işçilerinin çocukları olduğunu belirtiyor.

2013 yılından bu yana Giresun ve Ordu’da saha araştırmaları yapan Kablay, işçilerin bahçe sahipleri eğer yer ayarlamadıysa, METİP (Mevsimlik Tarım İşçileri Kampları) kamplarında konakladığını söylüyor.

Kablay, denetimin daha iyi yapılamadığı yani rakımın arttığı yerlerde çocuk işçi sayısının arttığını ifade ediyor: “Çalışmıyor, bahçede yanımda duruyor diyor ama her halükarda o çocuk çalışmış oluyor.”

METİP kamplarında mutfak, banyo gibi bölümler olduğunu fakat ailelerin bunu tercih etmediğini kendi imkanlarıyla çadırın önünde ev işlerini gördüklerini anlatan Kablay, bilhassa kız çocuklarının yaşadıklarını anlatıyor: “Çocuklar bahçeye gitmese bile bu sefer farklı bir sıkıntı var. Çadır alanında kalan çocuklar eviçi hizmetlerinde kullanılıyorlar. Bedenlerinden daha büyük su bidonlarını taşıyorlar örneğin. Bunun dışında bulaşık yıkamadan tutun, çadırın temizliğine özellikle kız çocuklarının üzerinden yürüyen bir sistem var. Bahçeye gitse de mağdur gitmese de.”