Kadın dayanışmasının ve adalet arayışının merkezinde sosyal ağlar var

Tehdit, şantaj, taciz, tecavüz ve ölümle burun buruna gelen kadınlar, haklarını yasal yollarla ararken seslerinin duyulması için normal olarak sosyal ağları kullanmaya başlıyor. Risk altında olan bizzat kendi yaşamları da dayanışma içinde oldukları başka insanların yaşamları da olsa gerekli sürecin ilerlemesi için sosyal medyayı güçlü bir araç olarak kullanıyorlar.

Sosyal ağlar dezavantajlı gruplar başta olmak üzere haksızlığa uğrayan bütün bireylerin sesini duyurabildiği, kamuoyu oluşturabildiği bir alan. Kadın cinayetlerini kerteriz alırsak vahşice işlenen cinayetler dışındaki şiddet olayları haber mecralarında neredeyse hiç yer bulamıyor. Süresi sınırlı haber bültenlerindeki haberlerin seçilerek alındığı, dengeli bir kürasyon yapılmaya çalışıldığını düşünürsek onlarca haberin dışarıda kaldığını söyleyebiliriz. Diğer taraftan dijital mecralarda haber yayınının sınırı olmasa da yer verilen haberlerin yaygın medyadakine benzer olduğunu görüyoruz. Hal böyle olunca sesini duyurmak isteyen, diğer insanlarla dayanışma içinde olmak isteyen, çıkardığı sesle adalet çarkının bir cinayete kurban gitmeden önce dönmesini sağlamak isteyen kadınların ana mecrası sosyal ağlar oldu.

YAYGIN MEDYA DUYGUSAL YÜKÜ “AĞIR” OLMAYAN VAKALARLA İLGİLENMİYOR

Yaygın medyada herhangi bir şiddet olayının yer bulabilmesi için “alışıldık” vakaların dışında olması gerekiyor. Bir canlının dümdüz bir şiddete maruz kalması habere konu olması için uzun zamandır yeterli değil. Tasarlanmış, canice hislerle işlenen cinayetler, geri planda “alışılmadık” duygusal hikâyeler yer almadığı sürece yok sayılıyor. Kadınlar hayattayken, yaşamak için seslerini çıkarırken ve yaygın medyanın e-posta adreslerini doldururken, irtibat numaralarını çevirirken değer görmeyen dertleri, ölümlerinden sonra hüzünlü bir ses tonuyla sunulan “iç parçalayan” metinlerden ibaret kalıyor. Zira televizyon kanallarının haber bültenleri bir haberi olduğu gibi vermekten ziyade duygulara hitap edecek şekilde-coşku, üzüntü, heyecan, merak- kurgulayarak izleyicilerini ekranda tutmaya çalışıyor. Bir çeşit manipülasyon yani. Hal böyleyken kadınlar da –üstüne basa basa söylemek istiyorum- yaşamak adına sosyal ağları mücadelelerinin merkezine alıyorlar.

HAK SAVUNUSU VE DAYANIŞMA İÇİN SOSYAL AĞLAR

Normal şartlar altında hukuken bir haksızlığa uğradığını düşünen bir insan, en yakın polis merkezine veya savcılığa gidip şikâyetini beyan eder. Daha sonra da süreç mevzuatta belirlendiği gibi işler. Mağdur olduğunu iddia eden kişinin yaşamına yönelik ciddi bir tehdit söz konusuysa da yine adalet makamları gereken önlemleri ivedilikle alır. Dediğim gibi, normal şartlarda. Türkiye’de ne yazık ki biz o normal şartları görmeye hasret kalsak da bu talepten asla vazgeçmiyoruz. Vazgeçmiyoruz ancak bir yandan da hak savunusu sürerken kadınların açık ve görünür şekilde hayatlarının tehlikede olduğunu biliyoruz. Tehdit, şantaj, taciz, tecavüz ve ölümle burun buruna gelen kadınlar, haklarını yasal yollarla ararken seslerinin duyulması için normal olarak sosyal ağları kullanmaya başlıyor. Risk altında olan bizzat kendi yaşamları da dayanışma içinde oldukları başka insanların yaşamları da olsa gerekli sürecin ilerlemesi için sosyal medyayı güçlü bir araç olarak kullanıyorlar.

Pınar Gültekin cinayetinden sonra kadınların maruz kaldığı şiddet kuvvetli bir şekilde yeniden gündeme gelmişken bir de cinsiyet eşitliğinin benimsenmesi ve hane/aile içi şiddetin önlenmesini içeren İstanbul Sözleşmesi’nden çekilip çekilmeme tartışmaları birçok insanın gündemine girdi. Sosyal ağlarda kadınlar hem farkındalık yaratmak ve dayanışma içinde olduklarını göstermek amacıyla ileti ve fotoğraflar paylaşmaya hem de bizzat maruz kaldıkları şiddet olaylarını detaylarıyla/delilleriyle paylaşmaya başladı. Adaletin aranacağı yer yine adliyeler olsa da kadınlar kendi yaşadıklarını paylaşarak hem halının altına süpürülmek istenen yaşamsal dertlerini açığa vurarak diğer kadınlara cesaret veriyor hem de dayanışma içinde olduklarını gösteriyorlar.

Sosyal medyanın hak savunusunda oldukça etkili mecralar olduğunu acı tecrübelerle biliyoruz. Şule Çet’ten Rabia Naz’a kadar birçok olayda ilk haberlerin, raporların ve açıklamaların gerçeği yansıtmadığını topyekûn tecrübe ettik. İşte sosyal medyada başlatılan bu tür konuşmalar arttıkça, kadın cinayetleri daha görünür olduğu gibi adalet çarkının hızlanmasına, medyanın takibine ve ihmali olan herkesin mahkemede yargılanmasına vesile oluyor. Sosyal ağlar, kadın hakları hareketinin güçlü bir kası olarak sümen altı edilmek istenen olaylara karşı kamuoyu oluşturarak önemli bir baskı unsurunu meydana getiriyor.

SOSYAL AĞLARDA HAK ARAYIŞI VE YENİ SOSYAL AĞ YASASI

Elbette sosyal ağlardaki hak arayışının içinde farklı etnik kökene, cinsel yönelime, dine ve daha nice kimlik ögesine sahip insanların ve grupların hak arama mücadelesini görebiliyoruz. İşte yaygın medyadaki eşik bekçilerinin topluma iletmeye değer görmediği insan hakları ihlallerini birinci ağızdan veya olaylara tanıklık eden insanlardan duyabiliyoruz. Sosyal ağları bu kadar önemli yapan da sesini adalet veya medya eşiğine ulaştıramayan insanlardan haberdar olmamızı sağlaması ve mağdurların yalnız kalmaması.

Diğer taraftan, hükümetin kontrol edemediği bu alana dair rahatsızlığını da bilmeyen yok. Özellikle idari ve adli kanallarla uygulanması istenen erişim engellerinin önemli bir kısmının sosyal ağ şirketlerince uygulanmaması ironik olarak bizim haber alma özgürlüğümüzü, bilginin serbest dolaşımını sağlıyor.

Meclis’ten geçen yeni sosyal ağlar yasası uygulanmaya başladığında sosyal ağ şirketleri ticari çıkarları ile kullanıcı talepleri arasında gerçekten de çok ciddi bir sınav verecek. Eğer sosyal ağ şirketleri verilen erişim engeli kararlarını ve içerik kaldırma taleplerini harfiyen uygularlarsa mesela Fatma Altınmakas’ın adının geçtiği hiçbir ileti ve dijital materyal sosyal ağlarda görünmeyecek, hatta engellenmekle kalmayıp silinecek. Arama motoruna Fatma’nın adını yazdığınızda kayınbiraderinin cinsel saldırısına maruz kaldığı için şikâyetçi olan, sonra da kocası tarafından katledilen bu kadına dair hiçbir şey bulamayacaksınız. Fatma gibiler sanki hiç yaşamamış gibi, hiç katledilmemiş gibi olacak.

Yeni yasayla birlikte eleştirel medya yayınlarının ve muhalif fikirlerin özgürce ifade edilebilmesi engelleneceği gibi sosyal ağlar üzerinden sesini duyurmaya çalışan herkesin sesi de kısılacak.