Tarantino'da Polanski'nin adı var kendisi yok

Quentin Tarantino’nun 9. filmi Bir Zamanlar ... Hollywood'da 23 Ağustos'ta vizyona girdi. Daha vizyona girmeden kadrosuyla büyük ses getiren film Türkiye’de Tarantino’nun şu ana kadarki yapımları arasında en iyi açılışa imza atan filmi oldu.

Ezgi Sivrikaya  esivrikaya@gazeteduvar.com.tr

1990’ların başında doğrusal olmayan öykü akışı ve kanlı şiddet sahneleri ile tanıdığımız Tarantino, 90’lardaki bağımsız sinema kuşağına yeni bir bakış getirdi. Kariyerinde 10 uzun metrajlı film çekeceğini belirten Tarantino, 9. Filmi Bir Zamanlar… Hollywood’da geniş bir kadroyla izleyicinin karşısına çıkıyor. Tarantino 1960’ların film endüstrisini dönemin ünlü isimleriyle birlikte ele alıyor.

Filmde zamanın popüler dizisi ‘Bounty Law’da oynayarak ünlenen, son dönemlerde kariyerinin düşüşünde olan aktör Rick Dalton’ın film sektörüne girmeye çalışması anlatılıyor. Rick ve dublörü, aynı zamanda arkadaşı Cliff Booth’un kariyerlerine devam edebilmeleri için bir seçim yapmaları gerekiyor; Filmlerde kötü karakterleri oynayarak yavaş yavaş sektörden adlarının silinmesi mi yoksa Marvin Schwarz’un önerdiği Spagetti Western filmlerinde oynamak mı?

‘DOSTLUK TABLOSU’

Kariyeri konusunda kaygı duyan Rick Dalton, Leonardo DiCaprio oyunculuğuyla izleyiciyi kendi içine fazlasıyla çekiyor ve karakteri izleyiciye tüm derinliğiyle tanıtıyor. Brad Pitt’in canlandırdığı karakter olan Cliff Booth ise bir nevi film endüstrisinin oyuncuya bakış açısını yansıtıyor. Pitt, DiCaprio’nun yanında ikinci planda kalsa da ikili, canlandırdıkları karakterler ile izleyiciye bir dostluk tablosu sunuyor.

Sharon Tate karakterini filmde 3. planda görüyoruz. Yönetmen Polanski’nin eşi, masumluğu ve güzelliğiyle çevresindekilerin dikkatini çekmesinin dışında karaktere bir derinlik katılmamış. Sharon Tate’i canlandıran Margot Robbie oyunculuğuyla, güzelliğiyle ve özellikle kendi oynadığı film The Wrecking Crew’i izlediği sahnelerde canlandırdığı karakterin hakkını veriyor. Sharon Tate karakterine bir derinlik katmayan Tarantino, aynı zamanda ‘Rosemary’s Baby’ filminin başarılı yönetmeni Roman Polanski’ye de hikayede neredeyse hiç yer vermiyor. Rolls Royce’u ile Hollywood tepelerinin ardındaki evde bir Hollywood prensi edasıyla yaşan Polanski’yi filmde belki de 3 veya 4 sahnede hızlıca görüyoruz. Filmde Polanski’yi görmekten çok Polanski’nin adını duyuyoruz. Tate ve Polanski arkadaşlarıyla beraber Playboy malikanesinde, hedonizmin doruklarında olduğu bir partide ‘Manson tarikatı’na göre sahte hayatlarını sürüyor. Filmin çoğunluğunun Charles Manson tarikatı tarafından işlenen cinayet üzerine kurulu olacağını düşündüğümüz hikayede oyuncular ve senaryo nerede başlayıp duracağını tam kestiremiyor.

‘MEKSİKALILAR’IN YANINDA AĞLAMA’

Tarantino’nun karakterlerde yansıttığı ırkçı ‘Meksikalılar’ın yanında ağlama’ replikleri, film afişlerindeki ‘En iyi Kızılderili ölü Kızılderili’dir’ sloganlarının yanında Bruce Lee’ye de yer vermesi şaşırtıcı. Lee’nin kızının Tarantino’yu ırkçılıkla suçlamasına neden olan sahnede Booth, Lee’yi bir film setinde atışmalarının üzerine pataklıyor.

Film Tarantino’nun Esquire’a verdiği röportajda 6 yaşında Los Angeles’ta büyüyen bir çocuk olarak kendisini oluşturan yılın 1969 olduğunu belirttiği zamanda, 1969 Hollywood’unda geçiyor. Tarantino 60’lar Hollywood’unu çekilen filmler, giyim tarzları, dönemin popüler şarkıları, çevredeki reklam panoları, çizgi romanlar, sinema sektörü, yaşama tarzları ile güzel bir şekilde betimlese de filmde dönemin politik iklimine çok fazla değinmiyor.

HİPPİE NEFRETİ

Filmde karakterlerin hippilere karşı duyduğu nefret; bakımsız gözüken, sakalları ve saçları birbirine girmiş sokaklarda gezinen karakterlerden ‘kahrolası hippi’ şeklinde ifade ediliyor. Manson tarikatının bulunduğu çiftlikteki karakterleri de benzer karakterlerden seçen Tarantino izleyiciye, iki ayrı kavramı iç içe geçirerek veriyor.

‘BİR FETİŞ OBJESİ OLARAK, BİR ZAMANLAR… HOLLYWOOD’DA’

Filmde oyuncuların geçirdiği psikolojik süreçler, filmlerin yapım aşamaları, oyuncuların rollerini benimseyerek sergilediği başarılı oyunculuk sayesinde izleyiciye hissettirilerek beyazperdeye güzel yansıtılsa da, film kurgunun bozukluğu, sahnelerin birbiriyle olan bağlantısızlığı nedeniyle izleyiciye ne anlatmak istediğini tam olarak gösteremiyor. Filmde yer alan fetiş objelerinin yanında, film de bir nevi bir fetiş objesi olarak yansıtılıyor. Dönemin asıl hikayesini düşündürmeyerek izleyiciye bir peri masalı sunuyor aynı zamanda Tarantino.

Filmde yer alan kara mizah ve filmin son sahnelerinde gördüğümüz abartı Tarantino filmlerinde görmeye alıştığımız kanlı sahnelerin yanında biraz daha basit kalsa da, sonunda Tarantino filminde olduğunu izleyiciye hatırlatıyor. Tarantino ‘iyi karakterleri’yle ‘hippiler’e dersini verirken katliamı bir komedi filmine dönüştürerek beyaz perdeye bir mutlu son taşıyor.