Hüseyin Tabak: Yılmaz Güney gibi yaşayın!

Hüseyin Tabak’ın üçüncü uzun metraj sinema filmi “Çirkin Kral Efsanesi”, Türkiye ve dünya sinemasının önemli isimlerinden biri olan Yılmaz Güney’e saygı duruşu niteliği taşıyor. Hüseyin Tabak’ın Yılmaz Güney’e dair bir senaryo yazma sürecini merkezine alan “Çirkin Kral Efsanesi”, Güney’in ailesi, meslektaşları, hapishane arkadaşları ve dostlarıyla yapılan röportajlarla sanatçının dünya görüşü, sanat anlayışı ve hayatını ele alırken, aynı zamanda ilk kez seyirciyle buluşacak arşiv görüntüleriyle de dikkatleri çekiyor.

Soner Sert  soner_sert17@hotmail.com

DUVAR – Güzelliğin On Par’ Etmez filmiyle tanınan Hüseyin Tabak’ın yönetmenliğini üstlendiği, Yılmaz Güney’in hayatını ve sinemasını konu alan “Çirkin Kral Efsanesi” 26 Ekim Cuma günü vizyonda sinemaseverlerle buluşmaya hazırlanıyor. Çekimleri yedi yılda tamamlanan, dünya prömiyerini geçtiğimiz yıl Toronto Film Festivali’nde yapan ve önemli festivallerden ödüller kazanan “Çirkin Kral Efsanesi”, Costa Gavras, Michael Haneke, Tuncel Kurtiz, Nebahat Çehre ve Tarık Akan gibi saygın yönetmen ve oyuncularla söyleşiler de içeriyor.

Hüseyin Tabak’ın üçüncü uzun metraj sinema filmi “Çirkin Kral Efsanesi”, Türkiye ve dünya sinemasının önemli isimlerinden biri olan Yılmaz Güney’e saygı duruşu niteliği taşıyor. Hüseyin Tabak’ın Yılmaz Güney’e dair bir senaryo yazma sürecini merkezine alan “Çirkin Kral Efsanesi”, Güney’in ailesi, meslektaşları, hapishane arkadaşları ve dostlarıyla yapılan röportajlarla sanatçının dünya görüşü, sanat anlayışı ve hayatını ele alırken, aynı zamanda ilk kez seyirciyle buluşacak arşiv görüntüleriyle de dikkatleri çekiyor.

Yılmaz Güney’in eşi Fatoş Güney, kızı Elif Güney Pütün, kız kardeşi Leyla Demirezen, dostları Tuncel Kurtiz, Tarık Akan, Abdullah Keskiner, Nebahat Çehre, Halil Ergün ve Ahmet Zirek’in yanı sıra usta yönetmenler Michaal Haneke ve Costa Gavras da Güney’in hayatı ve sinemasına dair önemli sözlerle belgeselde yer alıyorlar. Tarık Akan ve Tuncel Kurtiz’in ölmeden önceki son röportajları da belgesel de seyirciyle buluşacak. Tabak’la, politik sinemayı ve Yılmaz Güney’i konuştuk.

Yılmaz Güney, ne Nazım Hikmet ne de Ahmet Kaya gibi vaat ettiği ‘tehlike’den ayrı tutulup devlet tarafından meşrulaştırıldı. Ölümünden çok yıllar geçmesine rağmen hala ‘korkulan’ bir figür. Sizce bunun sebebi ne?

Halk bu insanlarla ilgili olarak sadece sanatlarını düşünmüyor. Daha cok ideallerini, duruşlarını ve mücadelelerini düşünüyorlar. Onun için bunlar tehlikeli örnekler yeni nesil için. Ve en kolay yöntem olarak, bahsi geçen isimleri unutturmak istiyorlar. Ama halk azla halk sanatçılarını unutmaz. Dilden dile anlatılır ve daha da büyürler, efsaneleşirler.

Filmin, dünyanın çeşitli ülkelerinde düzenlenen festivallerde çokça ilgi görüp ödüllendirilmesini, Güney’in politik sinemacı olarak tekrar üzerine düşünülmesini sağlayan şey ne sizce? Dünyada faşizmin yükselmesine karşı politik sinema yapmak isteyen sinemacılara Yılmaz Güney yeniden rehberlik edebilir mi?

Yeni nesil sinemacılar, çok zor bir siyasi atmosferde yetişiyorlar. Çoğu sanat dilinde buna cevap vermiyor. Kendi kariyerleriyle uğraşıyorlar ve sanatın aslında ne olduğunu unutuyorlar. Belgeseli izledikten sonra, genç nesil sanatçı kendisini sorguluyor.

Sanat, yaşadığımız zamanın aynası olmalı ve sanat, sanat için değil, halk için yapılmalı.

Hüseyin Tabak

‘YILMAZ GÜNEY’İN İNSANİ TARAFLARINI BULDUM’

Filmde, Güney’i aramaya çalışan bir yönetmenin üzerinden anlatımı kuruyorsunuz. Ve o yönetmen sizsiniz. Yola başlamadan önce ve bitirdikten sonra değişen fikirleriniz oldu mu? Güney’e ulaşabildiniz mi?

Evet, bu yolculukta insan olarak değiştim. Kendimle daha çok hesaplaşıyorum. Özeleştiri yapıyorum. Yılmaz Güney de sürekli bunu yapıyordu. Güney’in insani taraflarını bulduktan sonra, bendeki anlamı daha da sağlamlaştı. Çünkü çıktığı noktadan, ve hayatının sonunda vardığı noktaya kadar sanki yedi hayat birden yaşamış! Bu süreçte ama onun için en zor olan da, sanatı değildi, ilişkilerdi. Çocuklarıyla, babasıyla ve eşiyle…

Sinemacılığının dışında Güney’in politik yönünü de ayrıca masaya yatırıyorsunuz. Başta İsmail Beşikçi olmak üzere Türkiye’de bu mücadelenin içinde olan pek çok kişiyle görüşüyorsunuz. Sizce Güney, politik mücadele hususunda günümüz devrimcilerine, yurtseverlerine ve demokratlarına ne söylüyor?

Önemli olan sınıf mücadelesidir. Kimlik veya dini mücadele değil. Her savaşta zengin para kazanır, halk hayatını kaybeder ve fakirleşir. Bugünlerde de yöneticiler savaş diliyle konuşuyorlar ve barış artık bir suç gibi gösteriliyor. Filmde de geçiyor: Yılmaz Güney gibi yaşayın!

‘KENDİMİ YILMAZ GÜNEY’E ÇOK YAKIN HİSSETTİM’

Filmde, onun yaşamına tanıklık etmiş pek çok kişiyle görüşüyorsunuz? O kişilerle konuşurken, gözlerine baktığınızda, en çok hangi duyguya tanıklık ettiniz? Özlem mi, acı mı, umut mu? Nasıl yorumlarsınız?

Bütün bu duyguları gördüm. Kendimi çoğu zaman Yılmaz Güney’e çok yakın hissettim. KIz kardeşi Leyla’yı dinlerken sanki Yilmaz Hoca karşımda oturuyor gibiydi. Çok özel günlerdi.

İlk filminizde de odağında politik bir meselenin olduğu bir meseleyi filme çekmiştiniz? Hüseyin Tabak, bundan sonra da politik sinema yapacak, diyebilir miyiz?

Sinemacı bilerek politik sinema yapmaz. Ne zaman halk seni ilgilendiriyorsa, film o zaman politikleşir. Bundan sonra da yola böyle devam edeceğim.

Film nerelerde gösterilecek? Nasıl bir programınız olacak?

Film, Türkiye’de yaklaşık 45 salonda gösterilecek,

Film bu hafta vizyona giriyor. Seyircinize iletmek istediğiniz bir şey var mı?

Seyirciye şunu söyleyebilirim. Yılmaz Güney’in hiç ummadıkları ve görmedikleri yönlerini görecekler. İnsani yanlarını… Her zaman efsane kalacak.


Soner Sert kimdir?

Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sinema - TV bölümünden mezun oldu. Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Film Tasarımı bölümünde yüksek lisans yapıyor. "Köprü", "Baba" ve "Ses" gibi ödüllü kısa filmlerin yazarlığını ve yönetmenliğini yaptı. İnsan hakları, ezilenlerin sinemadaki yeri, işçi sınıfının sinemadaki temsili konuları üzerine makaleler kaleme alıyor. Sinemacılığın ve gazeteciliğin ortak noktasının "hakikate ulaşmak" olduğunu düşünüyor ve yanılmamak için elinden geleni yapıyor.