Sönmez: Bağımsız sinema kendi olanaklarını özgürleştirmeli

Kendini 'oyunculuk da yapan meraklı bir yönetmen adayı' olarak anlatan Rıza Sönmez ilk filmini, senaryo yaratma sürecini ve sansüre dair görüşlerini anlattı. Sönmez, "Festivaller sinema toprağıdır ve bütün sansür sınırlamalarından ayrı olarak sonsuz özgürlük alanına sahip olmalıdır" dedi.

Soner Sert  soner_sert17@hotmail.com

Yönetmen ve oyuncu Rıza Sönmez ile yönetmenliğini yaptığı ilk filmi “Orhan Pamuk’a Söylemeyin Kars’ta Çektiğim Filmde Kar Romanı da Var”ı konuştuk. Sönmez ile ilk filminin teori ve pratiğini paylaştıktan sonra, ‘bağımsız sinemanın kendi anlatım olanaklarını özgürleştirmesi gerektiğini’ vurguladı.

Rıza Sönmez kimdir?

Zor bir soru. Oyunculuk da yapan meraklı bir yönetmen adayı diyelim.

Çocukken çok film izler miydiniz?

İzlerdim. Tuzla Sineması’nda yer göstericilik yapardım. Daha eski tarihlerde de her Cuma Elazığ Gölcük Sinemasına annemle birlikte giderdik.

Kısa film sizin için bir anlam ifade ediyor mu?

İki kısa filmim var. Çok önemli bir yaratım alanı… İnternetin olmadığı zamanlarda İstanbul Kısa Film Festivali iple çektiğimiz bir etkinlikti. Hilmi Etikan’a sonsuz şükranlarımızı sunuyorum.

“Orhan Pamuk’a Söylemeyin Kars’ta Çektiğim Filmde Kar Romanı da Var” filmi, aklınızda ilk belirdiği zaman senaryosunu yazarken sanatsal, siyasal, kültürel ve ekonomik kaygılarınız ne oldu?

Rıza Sönmez

Rıza Sönmez

Bir şehir filmi yapmak istiyordum fakat klasik belgesel yollarından gitmeyen bir yola ihtiyacım vardı. Konuşan kafalar ve dış sesler beni oldum olası rahatsız etmiştir.

Yaratıcı aynı zamanda seyirci ile barışık, dinamik bir film kurmaya çalıştım. Özgün yollar aradım, düşündüklerimin hepsini gerçekleştirememiş olsam da doğru bir alan açtığımı düşünüyorum.

Yaptığınız filmleri kategorize eder misiniz? Türk Sineması, Türkiye Sineması, Anadolu Sineması v.s. Ulusal veya bölgesel bir sinema yaptığınızı, bu uluslara ya da bölgelere ait görsel kodlar kullandığınızı düşündüğünüz olur mu? Türkiye Sineması tanımlamasının kavramsal olarak sizde nasıl bir karşılığı var?

Sanatçının kendinden önce üretilenlerle bir hısım-akrabalığı mutlaka vardır. Klasik dramaturjisi olan bir proje yapmış olsaydım daha kolay yanıt verebilirdim.

Özgün bir anlatının peşinde koştuğum bir film oldu ama şunu söyleyebilirim: Norveç Trömsö Film Festivali’nde gösterildi filmim. Antalya ve İstanbul film festivallerindeki seyirciler gibi aynı yerlere reaksiyon verdiler. Seyirciyle kurduğu iletişimin yerel olmadığını söyleyebilirim.

Bir sinema ailesi aidiyeti olarak bir ülkeye bağlayacak sayıda ve özgünlükte proje üretmiş değilim. Birkaç film çektikten sonra daha rahat yanıtlayabilirim. Türkiye Sineması çok sayıda özgün işin genel tanımlaması birbirinden ayrı yolları kullanan çok çeşitli sinema ailesiyle akrabalığı olan işler üretiliyor.

Homojen bir Türkiye Sineması ekolünün olmadığından yakınanlar oluyor zaman zaman. Ben bunun bir zenginlik ve özgünlük olduğunu düşünüyorum.

Politik sinema yaptığınızı söyleyebilir miyiz?

Politik olmamak mümkün değil. Şu anda politik olmayan bir sinema örneği de yok. Durduğunuz her yer politiktir. Politika yapan bir film çekmedim ama filmim politiktir.

Güçlü bir dağıtım ağından uzakta kalarak sinema yapan bir yönetmen olarak, bir sonraki filminizi finanse etmenin ne gibi zorluklarıyla karşılaşıyorsunuz?

.

.

Filmin vizyona girip girmeyeceği bile şüpheli… Seyircinin çok mutlu olduğu bir film olduğunu söyleyebilirim ama dediğim gibi vizyon şansı bile zor. Uluslararası dağıtım ihtimali olmakla beraber, o alan da bazı büyük tekellerin elinde.

Kültür bakanlığı dışında çeşitli fonların oluşması gerekli, çok sayıda vakıf var amaçları içinde kültür ve sanatı saydığı halde sinemaya itibar etmiyorlar. Şimdi tamamı Norveç’te geçen bir proje yazdım. Bizim ülkemiz dışındaki yapım olanaklarını zorlayacağım.

Bir hikâye aklınıza geldiğinde, o hikâyenin senaryolaştırması aşamasına nasıl karar veriyorsunuz? Senaryolarınız, ne tür çalışmalarla ortaya çıkıyor?

Başlangıç cümlelerim olur etrafına inşa ederim. Kars’la ilgili bir proje yapmak istiyordum, gözleri görmeyen bir müzisyenle karşılaştım, ilhamı ondan aldım.

“Gözleri görmeyen bir müzisyeni hatırlı misafirleri olan biri arasa program yapmalarını istese ama Kars’taki müzisyenlerin büyük bölümü Erzurum’daki halk dansları yarışmasına gitmiş yahut gidecek olsa. Onun müzisyen arayışıyla şehrin bütün kültürel unsurları filmimizin içinden geçse…” Bu cümle çıktıktan sonra filmi etrafına ördüm. Kısa bir tretman yazıp tekrar Kars’a gittim, projeyi mekân ve oyuncu adaylarıyla bir daha değerlendirip yeniden yazdım.

‘FESTİVAL FİLMİ TANIMINI PEK DOĞRU BULMUYORUM’

Festival filmi ya da gişe filmi ayrımı yapmak ne kadar doğru? Filmlerinizin, senaryolarını kaleme alırken bu ayrım sizin için bir anlam ifade ediyor mu?

Gişe filmi ve sanat filmi ayrımı vardır. İkisini birleştiren az sayıda film de var. Eskiden bu ayrım bu kadar keskin değildi, bugün keskin. “Festival filmi’’ tanımını pek doğru bulmuyorum. Bazen bir film üzerine çalıştığını söyleyenler oluyor, “festival filmi” tanımını da çok iddialı olmayan filmmiş gibi küçük ölçekte kotarılacak bir işmiş gibi tanımlıyorlar.

Bir film yaparsınız festivallerde karşılık bulur yahut bulmaz. Bir formülle festival filmi yahut gişe filmi yapacağım diye yola çıkanların hüsran dolu hikâyelerini ya duyuyoruz yahut bizzat seyirci olarak maruz kalıyoruz.

Bir yönetmen için siyasi koşullanma ve vicdan, bir sinema filminin tam olarak neresinde yer alır? Sinema toplumsal duyarlılıkları gündeme getirme açısından işlevsellik taşır mı?

Çok sayıda toplumsal meselelere el atan filmler çekiliyor ancak bu filmlerin bazılarının sorunu var. Toplumsal meseleyi anlatıyor ama sanatı yok. Kamu spotu ruhunda işler oluyor. Sinema sanatının sonsuz anlatım imkânlarından yararlanarak sanat yapıtı ortaya koymaya odaklanmıyor.

Elbette içinde bunu dert edinmiş filmler de çıkıyor ama çok sayıda proje soruna parmak basmak derdinden öteye gitmiyor. Hâlbuki bunun şahane örneklerini geçmişte Türkiye Sineması verdi. Sinema bu ülkenin dertlerini anlatmalı, duyarsız kalmamalı ancak biçimsel ve sanatsal meseleleri de dert edinmeli.

film

“Orhan Pamuk’a Söylemeyin Kars’ta Çektiğim Filmde Kar Romanı da Var”dan bir kare…

‘TEK BAŞINIZA FİLM YAPTIĞINIZDA BAĞIMSIZ OLMUYORSUNUZ’

Şu an bağımsız sinemanın durumunu gerek ekonomik gerek sosyal olarak nasıl tarif edersiniz? Bağımsız sinema yapmak isteyen genç sinemacılar nasıl bir yol izlemeli?

Bağımsız sinema kendi anlatım olanaklarını özgürleştirmeli… Öykülemede özgürleştirmeli… Biçimsel formlar aramada özgürleştirmeli… Prodüksiyon koşullarında özgürleştirmeli… Kimseye bağlı olmadan tek başınıza film yaptığınızda bağımsız olmuyorsunuz. İçerikte, formda ve prodüksiyon koşullarında bunu sağlayabildiğinizde bağımsız olursunuz. Sinema kolektifleri aranmalı, alternatif gösterim ve dağıtım koşulları bulunmalı, yeni fonlar yaratmalı. Uluslararası fonlardan yararlanmanın koşulları da atlanmamalı.

Etkilendiğiniz yönetmenler var mıdır, varsa kimlerdir? En beğendiğiniz film nedir?

Ben birbirinden ayrı türlerde filmlerin her birini kendi içinde kendi türünün iyi örneği olup olmaması çerçevesinde değerlendiririm. Çok sayıda benzemeze sempati duyuyorum. Sinema bir sanat olmakla beraber aynı zamanda da eğlence alanı… Her türün iyi örnekleriyle karşılaşmak beni mutlu eder. Asla çekmeyi düşünmeyeceğim bir filmi türünün temsili çerçevesinde severim. Çok trafikli tek planda çekilmiş sahnelere ayrı bir hayranlığım var.

Sinema- edebiyat ilişkisinin güçlü bir bağa sahip olduğunu düşünüyor musunuz? Sizce yönetmen ya da senarist olmak isteyen biri kimleri okumalı?

Elbette güçlü bir bağı var, sadece yazılı edebiyat değil sözel edebiyatla da bağları var. Masal, efsane ve mitleri okumak gerekli… Josef Cambell’in “Kahramanın Yolculuğu” kitabını okuyan birinin senaryo kurmada büyük başarı sağlayacağını söyleyebilirim. İyi bir senarist, iyi bir okuyucu olmanın yanında, iyi bir de seyirci olmalıdır.

Sadece kitapları okuyup filmler seyrederek de olmaz. Hayatı okumaya çabalamalı ve en önemlisi kendi sesini bulabilecek, kendini özgünleştirecek arayış içinde olmalı. İsim veremeyeceğim ama sevdiği şeyleri okumak ve seyretmekle başlasın zaten önereceğimiz okumalara da yol açacaktır.

film2

“Orhan Pamuk’a Söylemeyin Kars’ta Çektiğim Filmde Kar Romanı da Var”dan bir kare…

‘YAPIMCI YAPITIN YARATICI ORTAĞIDIR’

Sinema okullarında verilen sinema eğitimini yeterli buluyor musunuz?

Yetenek sınavıyla öğrenci almayan sinema okulları değil sinemacı, sinema seyircisi bile yetiştiremez.

Bir yönetmenin gözünden yapımcı kime nedir? Yapımcı, set öncesinde, sette, set sonrasında ne iş yapar? Yönetmene karşı sorumluluğu nedir? İyi bir yönetmen- yapımcı ilişkisi nasıl olmalı?

Bizde bu başka türlü oluyor, sinemanın endüstri olduğu yerlerde başka… Sinema endüstrisi öyküsünü, senaristini, yönetmenini ve oyuncularını bulup ürün ortaya koyuyor. Bizde yönetmen aynı zamanda yapımcı ve her şeyi filmin…

Benim özlediğim yapım-yönetim ilişkisini sorarsanız; projeme heyecan duyup, çalışma olanakları yaratan ve bütçesini bulup çekim öncesi ve çekim sonrası bütün süreçleri yöneten kişidir yapımcı. Bütün çalışma koşullarını oluşturan, esnek ve yaratıcı katkıları olan kişiye yapımcı denir. Yoksa sadece bütçeyi bulan kişi finansördür. Yapımcı yapıtının yaratıcı ortağıdır.

Son yıllarda özellikle festivallerde baş gösteren sansür meselesine dair, sinemacıların alması gereken tavır sizce nedir? Yanı başımızda yıllardır sansüre karşı mücadele eden ve başarı gösteren İran Sineması örneği varken, sizce Türkiye Sineması sansüre karşı bir başarı sağlayabilecek mi?

Sansürden daha büyük sorun oto-sansür. Bu üç türlü oluyor: Bir, üreten uyguluyor. İki, sektörün atadığı destek komisyonu üyeleri uyguluyor. Üç, festivaller… Yaratıcı çözümler bulunamazsa sorunlarımız büyüyecektir. Festivaller sinema toprağıdır ve bütün sansür sınırlamalarından ayrı olarak sonsuz özgürlük alanına sahip olmalıdır. Eser işletme belgesi olmayan filmin yarışamadığı bir hale gelmek üzücü.

Sinemanın özgürlük alanının bu kadar daralmasının sonuçları özgün, bağımsız ve özgürlükçü filmlerin kendine yer bulamaması olacaktır. Alternatif gösterim alanları bulmak zorundayız yoksa bu sarmal sansürcü iklim hâkim olacaktır. Kazım Öz’ün İstanbul Film Festivali’nde yaptığı şey, doğru tavırlara örnek sayılır. Hem sansürü açığa çıkarttı hem de filmin seyirciye ulaşmasını sağladı.


Soner Sert kimdir?

Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sinema - TV bölümünden mezun oldu. Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Film Tasarımı bölümünde yüksek lisans yapıyor. "Köprü", "Baba" ve "Ses" gibi ödüllü kısa filmlerin yazarlığını ve yönetmenliğini yaptı. İnsan hakları, ezilenlerin sinemadaki yeri, işçi sınıfının sinemadaki temsili konuları üzerine makaleler kaleme alıyor. Sinemacılığın ve gazeteciliğin ortak noktasının "hakikate ulaşmak" olduğunu düşünüyor ve yanılmamak için elinden geleni yapıyor.