İrem Altuğ: Sinema filmleri için dizilerde tanınmak gerekiyormuş

“Masum”un Rüya’sı İrem Altuğ ile bir araya geldik. Altuğ, internetin avantajlarını, dezavantajlarını ve sanata bakışını anlattı.

Soner Sert  soner_sert17@hotmail.com

Türkiye’nin ilk internet dizisi “Masum”un Rüya’sı İrem Altuğ ile bir araya geldik. Sinema filmlerinden, dizi filmlere, flamenkodan oyunculuk eğitimine birçok şey konuştuk. “Bana kalırsa bir oyuncu için performansını sergileyebileceği her proje bir fırsattır.” sözleriyle mesleğinde, sahne ve perde ayrımı gözetmediğini aktaran Altuğ ile sohbetimizle başlıyoruz.

Klasik olarak başlayalım. İrem Altuğ kimdir?

İrem Altuğ, bir sonbahar günü Yakacık hastanesinde doğup, Acıbadem’de büyümüş, çocuk yaşlarda reklamlarda oynayarak oyunculuğun büyüsüne kapılmış, konservatuarda oyunculuk eğitimi alırken, bir yandan fuarlarda hosteslik yapıp biriktirdiği üç yüz dolarla, yanına en yakın arkadaşını alarak San Francisco’ya gidip okulunu yarım bırakan, az deli, çok komik, tanısanız seveceğiniz üç yeğeni olan bir teyze, üç kedisi olan bir hayvan sever ve arada vapurda falan görüp de ismini tam çıkaramadığınız oyuncudur.irem1

Seninle kısa film yapan bir yönetmen de olarak, sana rol teklif etmeden önce yurtdışında çok sayıda kısa filmde oynadığını biliyordum. Bir oyuncu için kısa filmde oynamak ne tür bir pratik sence?
Oyunculuk oyunculuktur. Bu bir kısa film, orta metraj veya bir reklam da olabilir. Ben yer aldığım projelerde bu anlamda bir fark göz edemem, çünkü hepsinde mesleğimi yapıyorum. Bana kalırsa bir oyuncu için performansını sergileyebileceği her proje bir fırsattır. Buna gittiği bir deneme çekimi de dahildir. Bir sinema filminde başrolde oynarken de, yan rolde oynarken de, nasıl ki aynı şekilde hazırlanıyor ve en iyi performansı sergilemeyi hedefliyorsam, kısa filmin de hiç bir farkı yok. Kaldı ki biliyorsun benim yazıp yapımcılığını üstlendiğim ödüllü bir kısa filmim var. Bilmeyenler için ismi Direk Aşk, internette izleyebilirler.

Türkiye’ye döndükten sonra TV dizilerinin yanı sıra Semir Aslanyürek, Ertekin Akpınar ve Ümit Ünal gibi yönetmenlerin filmlerinde rol alıyorsun.

Sahne oyunculuğu eğitimi aldım ama yurt dışında okurken sinemanın büyüsü beni çok daha fazla içine çekti. Döndüğümde sinema filmlerinde oynamaktı önceliğim. Aslına bakarsan hala öyle. Ama şöyle bir gerçekle karşılaştım, sinema filmlerinde oynamak için dizilerle tanınmak gerekiyormuş. Tabii bir de işin maddi boyutu var. Neyse, yine de kendimi şanslı hissediyorum çünkü en azından hem televizyonda hem de sinemada oynadığım işleri seçebildim ve güzel insanlarla çalıştım. Ama tabii ki çok daha fazla sinema filminde yer almayı isterim.

Türkiye’nin ilk internet dizisi “Masum”da Rüya isimli karakteri canlandırıyorsun. Nasıl biri Rüya?

Rüya, rüya gibi bir karakter sanki… Bence dizinin en gizemli karakteri. Arzuları ölçüsünde pek de kimseyi tınlamadan yaşayan bir kadın. Olayların göbeğinde ama kıyısından geçiyor. Görmüş geçirmiş bir kadın, hayatını sorgulamaktan vazgeçmiş, duygularını da bu anlamda örselemiş.

“Masum”da sıkı bir oyuncu kadrosu, yazar Berkun Oya ve ödüllü yönetmen Seren Yüce ile çalışmak nasıldı?

Valla çok şahaneydi. Senaryoya söyleyecek bir şey yok zaten. Berkun’un yarattığı hikaye ve karakterler gerçekten çok etkileyici. Bazen hikaye iyidir ama diyaloglar çok klişedir ya da ne bileyim iyi gelmez ya kulağa hani, bu senaryodaki diyaloglar o kadar samimi, o kadar güzel anlatıyor ki karakterlerin iç dünyasını, lafları söylerken ayrı bir keyif alıyor insan. Çok iyi oyuncularla çalışmak, karşılıklı sahne oynamak ayrı bir keyif. Ne istediğini bilen bir yönetmen ve sağlam bir reji ekibiyle iş yapmak da oyuncu olarak beni çok rahatlattı. Bu arada sadece yönetmen ve oyuncular değil, görüntü yönetmenimiz Alp Kofralı, yardımcı yönetmenimiz Akın Güngör, ve tüm yapım ve kamera arkası ekibi hem isteyerek ve severek hem de gayet profesyonelce işini yaptı. Bu da işin bütünlüğünü ve kalitesini arttırdı.

“Masum” ile internet dizilerinin ciddi bir eşiği atladığını düşünüyorum. “Masum”un bir kapı açacağını düşünüyor musun? Sence internet televizyona bu anlamda alternatif olacak mı?

Bilemiyorum. Benim evimde televizyon yok mesela, hiç bir zaman olmadı. Televizyonun dayatması hoşuma gitmediği için mi, param olmadığı için mi… şaka şaka param var gibi… Kendi zamanımda, kendi seçtiğim şeyleri izlemek istediğim için sanırım. Neyse, burada beni internetin alternatif olup olmaması pek de ilgilendirmiyor. Önemli olan kaliteli işlerin yapılması ve izlenmesi, insanların vakitlerinin, beyinlerinin boş görüntülerle harcanmaması. İnternet televizyonun yerini alacaksa ama hala boş boş işlerle beynimiz yıkanacaksa ne fark eder ki.
İnternete dizi yapmanın sanırım en güzel tarafı daha özgür olmak…

Hem süre anlamında hem sansür anlamında… Kısmen de olsa bir özgürlük anlayışından bahsetmem mümkün sanırım… Özgürlük, anlamını bilmediğimiz, özlemini duyduğumuz bir olgu. İnternete dizi yapmak biraz da olsa bunu sağlıyor, şu an için. Hem konu anlamında hem de işte bildiğiniz bir çok başka şey. Ama bu alanın da kendi içinde bir sansür işleyişi var, televizyon kadar olmasa da. Bir de başka bir mevzu var beni düşündüren. Hazır mıyız? Yani o kadar alışmışız ki bir takım kısıtlamalara, azcık farklı bir şey görünce ya acımasızca yargılayıp eleştiriyoruz ya da konuyu unutup çirkince burada gördüğümüz çıplaklığa takılıyoruz. Medya da buna odaklanmamızı sağlıyor tabii. Dizide öpüştüler, yok filmde soyundu falan filan, konuşulacak şeyler bunlar mı Allah aşkına. Bir sinema filmi yapılmış, ortada bir düşünce, bir kavram, bir duygu var, koskoca bir film var, sen ana akım medya grubusun ama git filmdeki sahne üzerinden haber yap.

“Flamenko” ile yoğun olarak uğraştığını biliyorum. Dans etmenin oyuncunun malzemesi olan bedenine ciddi bir pratik ve kıvraklık kazandırdığını düşünüyor musun? Dans etmek seni besliyor mu?

irem2

Oyuncunun malzemesi belli, bedeni, sesi, duyguları, düşünceleri, aklı, zekâsı… Bu malzemeleri ne kadar beslersen o kadar iyi bir oyuncu olursun. Dans hayatımın hep vazgeçilmezi, müzik de öyle. Flamenko diğer dans türlerine göre çok daha baş kaldıran, asi ve duygu yüklü bir dans türü. Ha bir de zor tabii… Dans etmek esneklik ve beden eğitimi dışında duygusal anlamda da beni çok besliyor.

Bir yandan atölye süreçleri de devam ediyor. Fazlaca workshop’a da öğrenci ve eğitmen olarak katılıyorsun. Oyunculuk, sürekli öğrenme hali mi sence?
İnsan olmak nasıl bir öğrencilik halidir, sürekli olarak gelişmek ister beyin, öğrenmek bilmek ister, sınırlarını zorlamak ister ruh. Oyunculuk da bunun bir yansımasıdır. Oyuncu kendini tekrar etmemek için öğrenmeli, beslenmeli ve kendini fiziksel, ruhsal ve bedensel olarak geliştirmelidir. Ben de bir yandan Sinematek’de kamera önü oyunculuk eğitimi veriyorum, bir yandan da alıyorum. Mesela şu sıra Flamenko dışında, Galata Perform’da Ceyda Aşar’ın senaryo atölyesine katılıyorum.

Yeni proje var mı?

Olsa dükkân senin… Var görüştüğüm bir kaç proje, net bir şey yok. Kendi projelerim var. Senaryo yazıyorum. Bitirdiğim iki uzun metraj sinema filmi senaryom var. Biri İngilizce, diğeri anadilimizde. Bir yandan da bunları hayata geçirmek için uğraşıyorum.

İnternet demişken sosyal medya ile aran nasıl? Seninle iletişime geçmek isteyenler için hangi mecraları kullanabilirler.

Sosyal medya ile aram keyfe keder. Ne çok yakın, ne fazla uzak. İnternet sitem var hala update ettirmediğim, çok ciccikli, www.iremaltug.com.tr oradan bana ulaşabilirler, bir de youtube kanalım var, arada seyirlik videolar çekip koyuyorum, kurguları bana ait, meraklıları için…

Bir de sizi takip ediyorum. Daha ne olsun.


Soner Sert kimdir?

Sinemacı, yazar. "Köprü", "Baba", "Hastabakıcı" ve "Alarga" isimli kısa filmleri yazıp yönetti. "Duvar" isimli bir öykü kitabı, "Yönetmenler İlk Filmini Anlatıyor" isimli bir de sinema kitabı yazdı.