Gurbette yeni akım Amerika 9: 81 Düzce 82 New Jersey

Türk mahalleleri, Türk berberleri, kuaförleri, birbirinden zengin ürün ve şarküteri çeşitleriyle Türk marketleri, Türk mobilya dükkanları, Türk kahvehaneleri ve Türk kahvesi makineleri, baktığınız pencereye göre büyük bir nimet ya da yeni bir arayış sebebi. New Jersey genel özellikleri itibarıyla böyle bir eyalet.

Fatma Arsan* – Onur Mutlu**

Amerika’yı üç ay boyunca kendi çapımızda karışlayıp da eve, Türkiye’ye döndüğümüzde “Evet, bu ülkede bir süre yaşamalıyız” diyerek yola çıkmaya karar verdik. İki buçuk kişi iki bavula sığacak şekilde tüm hazırlıkları tamamladık. Bir cümleye sığamayacak kadar uzun çabalar ve ancak kalınca bir kitaba konu olabilecek kadar yoğun duygularla birer bavul ve birer sırt çantası haline gelerek evimizi bir süreliğine kapattık. Bu esnada 20 yılı aşkın bir süre İstanbul’a nasıl kök saldığımızı gözyaşlarımızı birikmiş onca anıya sile sile gördük. Giyilmeye zaman bulunmamış kıyafetler, onlarca ayakkabı, yüzlerce kitap, büyük eşyaları hiç saymıyorum bile, tatillerden toplanmış taşlar, deniz kabukları, doğumgünlerinden kalmış paketler, topluca sohbetlerin sonundan getirilmiş bardak altlıkları, küllükler, neredeyse her biri yeniden sahiplendirilerek az bir kayıpla geldiğimiz noktaya dönmeye çalıştık. Zaten minimal olarak yaşadığımız hayatımızda eşyaların kapladığı alanı biraz daha daralttık. Sadece birer adet ayakkabı, birer kalın ve birer de ince hırka, bir adet günlük bir adet iş kıyafeti, birkaç tişört ya da bluz, çocuk için biraz daha fazla üst-alt-çorap-body, temizlik malzemesi ve teknolojik bir iki malzemeyi de alarak rulo yöntemiyle bavullarımıza sığıştık. Kapımızı kilitledik ve havaalanına geldik. Uçağa binmeden önce tek hissettiğimiz yeni bir hayata doğru adımlarımızı attığımız ayaklarımızdı. Ve içimizdeki heyecan. Yeni bir ülkeye, kendi ellerimizle seçtiğimiz, yaşamayı istediğimiz, hep ulaşmaya çalıştığımız, çocukluğumuzdan bu yana hep ilke benimsetilen ama sadece andımızda bir mısra olarak kalan, Atamızın sözünün ışığında ulaşmaya çalıştığımız muasır medeniyetler seviyesindeki bir ülkeye doğru kanatlanıyorduk. Kendimizce modern hayatı, insanlığı, çağdaşlığı dibine kadar yaşayıp çocuğumuzu da böylesi şahane bir ülkede sağlıklı toplum olarak adlandırdığımız bir ortamda çok güzel bir şekilde yetiştirecektik. İşte bu duygularla daha da büyüyen heyecanımızı uçağa zor sığdırdık. Nitekim iki yılın sonunda görecektik ki kazın ayağı perdeliymiş.

.

Öncelikle Amerika gurbet hayatının yaşanabileceği en rahat ülke. Gücün merkezindesiniz. Genişliğin merkezindesiniz. Uçsuz bucaksız topraklar, araziler, acelesiz insanlar, saygılı insanlar, sabırlı insanlar, her daim gülümseyen, rencide etmekten korkan insanlar… Elbette bu demek değil ki Amerika’da hayat toz pembe. Şunu çok iyi bilmek gerekir ki ana dilinizi konuşmadığınız bir ülkede hayat asla toz pembe olmayacaktır. Yıllarca İngilizce eğitim alsanız bile halkın dilini bilmiyorsanız yabancı hissedeceksiniz. Benzetmede hata olmaz; içinizden kraliyet ailesine yakışır bir şekilde tüm kurallarıyla dilbigisiyle eksiksiz bildiğiniz İngilizceyi elbette biraz abartarak söylüyorum ama koloni köylüsünü aratmayacak beceriksizlikte konuşmaya çalışır bulacaksınız bazen kendinizi. Teşekkür etmek tek kelimeyle çok kolayken “bir şey değil” demenin her durumda farklı kullanacağınız binbir yolunda kaybolacaksınız. Çeşitli nasılsınlara farklı karşılıklar vermek, trafiğine alışmak, marketlerini öğrenmek, şaka şekli ve yapılması ya da yapılmaması gereken şakalar, aynı şekilde edilmesi ya da edilmemesi gereken şikayetler… Uzun lafın kısası kendinizi gurbette hissettiğiniz memleketinizden uzakta nereye giderseniz gidin yine gurbette olacaksınız.

Herkesin gurbette olma amacı başka, gurbet hikayesi farklı. Bizi gurbete sürükleyen başlıca neden memleketimizde gurbeti hissetmiş olmaktı. Biz de kalkıp gurbeti yanı başımızda, küçük bir Ege kasabasında yaşamak yerine gücün merkezine doğru yolculuk etmeye karar verip gidebildiğimiz kadar uzağa Amerika’ya gitmiştik. Niyetimiz Alabama idi ancak New York’a ve kendisine yakın olduğu için avukatmızın da önerisiyle bir süre burada kalmaya karar verdik. Avukat hikayelerine daha sonra ayrıca ve etraflıca değineceğiz. İşte bu şekilde gurbeti, yaşayabileceğimiz en güçlü anlamında yaşamaya başladık.

YİNE NEW JERSEY HEP NEW JERSEY

Bir Amerikan eyaletinin acı vatan Almanya’yı bile gölgede bırakacak şahanelikte Türk bölgesi haline gelmesi takdire şayan. Şeytanla iş birliği yapmış biri bizi aldı ve memleketinizde gurbette mi hissetmiştiniz, buyurun size gurbette memleketinizi yaşatalım şeklinde bir büyük lokma yedirdi. Sonuçta zamandan ve mekandan bağımsız hale geldiğimiz için birkaç zaman dilimini özgürce harcayabilme lüksümüz vardı. Şimdi dönüp bakınca iyi ki kalmışız diyoruz. Birkaç ay oldu iki yıl. Pek çok artısı ve pek çok negatif yönüyle, ola ki başa dönüp yeniden gelmek istesek, kesinlikle yerleşeceğimiz yer burası olurdu yine de. Her şeyden önce burası gittikçe yüzüne hasret kaldığımız bir rengin memleketi. Garden State tam çevirisine göre bahçe eyaleti ama dilimize Yeşil Eyalet olarak geçmiş. Bahçeler ve yeşillikler, ağaçlar, parklar, oyun alanları, adım başı her köşesi yeşile boğulmuş bir eyalet gerçekten de. Asfalttan minik otlar bitiyor zaman zaman daha nasıl anlatabilirim… Baharı ayrı sonbaharı ayrı güzel… Mart ayıyla birlikte bahara geçerken bütün bir şehir yerden göğe pembe olabilir miydi, abartısızca… Cherry blossom denilen ve pek çok festivali de bulunan kirazların çiçek açtığı bir yer düşünün. Sadece tek bir kasabasında değil baştan sona en ücra köşesinde bile en az bir kiraz ağacıyla göğe yükselen muhteşem renkler. Yazın birkaç hafta gerçek anlamda kavrulduktan sonra çünkü yeri geliyor çöl sıcakları ne demekmiş anlıyorsunuz, ardından gelen sonbaharla bu sefer her yerin sarıdan kırmızıya yapraklara boyanması ile yine hayran bıraktı kendine. Kendi dünyamızda bir doğa ancak bu kadar güzel olabilirdi ve yeniden yeniden gelsek yine New Jersey hep New Jersey deriz.

Elbette bu arzular sadece tek bir sebebe bağlı değil. Öncelikle çalışma alanı çok geniş ve iş bulma potansiyeli çok yüksek.

New Jersey en başta ulaşım olarak iyi geldi bize. Gitmek isteyebileceğimiz yerlerin ortasında ve kolaydı. New York’u en güzel New Jersey’den izledik. New York’ta olmak çok kolay, çok hızlıydı günün ve gecenin her saatinde. İçinden su geçen bir şehir her daim muhteşemdi bize. Kahve içmek, koşmak, yürümek, bisiklete binmek, kazları izlemek ve ucuz alışveriş… Kurallar daha katı, New York kadar demokrat değil, trafik cezaları bazen daha ağır ama kesinlikle daha güvenli, okul puanları daha yüksek bazen en yüksek aktivitelere ulaşmak, gündemi takip etmek her zaman daha kolay, daha hızlı. Ev daha ucuz, yalnızlık göreceli olarak daha az. Türkiye’den gelmiş ve gelmekte olan çok kişi var. Özellikle son on yılda küçük bir Türkiye olma yolunda ilerlemekte, çağdaş olmanın hayranlığında bir bağnazlık da hafiften kol gezmekte…

Türk mahalleleri, Türk berberleri, kuaförleri, birbirinden zengin ürün ve şarküteri çeşitleriyle Türk marketleri, zücaciye, küçük ev aletleri, Türk mobilya dükkanları, Türk kahvehaneleri ve Türk kahvesi makineleri, baktığınız pencereye göre büyük bir nimet ya da yeni bir arayış sebebi. New Jersey genel özellikleri itibarıyla böyle bir eyalet. Görünürde pek güzel, pek misafirperver, pek dost canlısı bir eyalet. Peki burada hangi mahallede, nasıl bir ortalama gelirle yaşanır? Tek kişilik evler mi, yoksa apartman mı ya da sitelerde mi oturmalı? Çocuğumuzu hangi okula göndermeli? Hangi işte nasıl çalışmak lazım? Eğitimini aldığımız alanlar bize burada da iş imkanı sunar mı? Pek çok soru sorduk, nasıl geldik, neden geldik, ne umduk, ne bulduk, pek çok kez yanıldık, kandırıldık, aldatıldık, pek çok defa mutlu olduk, dost olduk, arka bulduk. Şimdi hepsini usul usul anlatma acısına tadına vara vara yaşama zamanı.

 

*Dijital İletişim Uzmanı

**Eğitmen-Müzisyen