YAZARLAR

Resmî umut ve hissedilen umutsuzluk!

Hissedilen iktidar ittifakı gücü yüzde 35 iken, hissedilen ana CHP-İyi Parti ittifakının gücü de muhtemelen o civarda. Bir “Üçüncü Yol” ya ikisi arasındaki yüzde 30’a uzanır, ki mümkün mü öyle bir şey, bilmiyorum… Ya da o yüzde 30, bir 35’i diğer 35’den daha büyük hale getirir!

Yalan enflasyonu yüzünden, enflasyon yalanının hissedilen enflasyondan daha düşük gösterildiği, hissedilen umutsuzluğun resmî umut endeksine sığmadığı bir yerdi.
Neresi?
Mesela Portekiz.
Mesela Şili.

Siz burada mısınız?
Ama ya umut oralardaysa?

Peki umut için oraya buraya gitmeden, umudu burada büyütmek, nasıl mümkün olur Umut?

Herhalde bıkmadan anlatılacak “hakiki ve doğru” şeylerin sıkı ama sıkıcı olmayan bir listesi lazım.
Hiçbir acıyı, endişeyi, korkuyu, tedirginliği, mağduriyeti dışlamayacak; insanların kimliklerinden önce ortaklıklarını hissedebilecek bir akıl ve vicdan lazım.

Mağrurların eleştirisinden de önce, mağduriyetin tam bilgisi, eleştirisi ve önünde açılabilecek bir ufuk lazım.
Hükmedenden de önce hükmedilenlerin sırrına vakıf olmak lazım.

“Üreticinin de tüketicinin de kaybettiği” bir sistemde, kimin kazandığını belirlemek kadar, kaybedenlerin duygusunu yakalamak lazım.
“Hissedilen enflasyon”un sadece rakam olmadığını; hayattan neler alıp götürdüğünü kapı kapı dolaşıp anlamak, toplamak, birleştirmek, olanca çıplaklığıyla tane tane izah etmek lazım.

Niçin Portekiz ve Şili?
Tamam, kabul ediyorum, ikisi de “Sol’da birer zafer” olduğu için!
Ama neden, nasıl mümkün olduğunu anlamak için.

Biri 1974’te “Karanfil Devrimi” ile 48 yıllık faşist diktatörlükten çıktıktan sonra “Sömürgecilikten kalma” gururu ile kafası, ruhu gidip gelen, Avrupa’nın en yoksul ülkelerindenken “AB sayesinde” ayağa kalkan…
2015’de seçim ittifakıyla iktidara gelen “Sosyalist Parti” ile bugün 60 yaşında olan lideri Antonio Costa’nın, 7 yıl sonra, bırakın oy kaybını, oy oranını yüzde 36’dan 42’ye ulaştırıp erken seçimlerden tek başına iktidar çıktığı ülke.

Diğeri 1973’te, seçilmiş sosyalist başkan Allende’yi direnirken öldüren ABD-CIA destekli darbenin 17 senelik faşizan Pinochet diktatörlüğünden çıkışta ileri geri gitmiş Şili…
Geçen yıl sonunda, 35 yaşındaki (artık 36) eski öğrenci lideri, eylemci, sadece 8 yıldır “resmî politika”da olan Gabriel Boriç’i, tarihteki en yüksek oyla Başkan seçen ülke.

İnsan ömrünün umudu açısından 48 yıl, elbet 17 yıl da ne uzun süreler…
Ancak ülkelerin, halkların umudu insan ömrüne endeksli değil.

Umutlu insanlar ancak ülkenin umuduna umut katmak için umutsuz günlerin umudu olurlar!
Tarih böyle akar çünkü.
Tarih ile kendi şahsi ömrümüz arasında ciddi fark vardır. Mana olarak da süre olarak da.
Bazen ömür tarihin durgun akışı içinde kahrolur, kaybolur, heba olur, kurur, kırılır, kıvrılır…
Bazen tarihin müthiş dönüşüm, değişim anlarına tanıklık eder.

Ömür ne kadar yaşadığımıza dairdir…
Hayat ne yaşadığımıza, ne yaşamak istediğimize, bunların nasıl bir yerde olmasını arzu ettiğimize ve bunun için ne yapıp yapmadığımıza ve bugün kadar geleceğe de dair.

Portekiz’de de Şili’de de, daha önce iyi ve kötü örnek olan, kimi hayat bulan, kimi hayalle kalan kimi hayal kırıklığı ile solan nice örnekte de…
“Alternatif” bir umudun güçlenmesinin temel şartlarından biri, “mağrurlara karşı olabildiğince tüm mağdurları kapsayan” ortak programlardır.

“Ortak program” sadece kendi yolundan fedakârlıklar anlamına gelmez; başkalarının yolunu da acil, önemli ve birlikte yolculuk için dikkate alabilmektir.

Portekiz’de “Sosyalist Parti” 2015’te öyle iktidar oldu.
İttifak, onu destekleyen “solundaki” küçük partilerin “daha fazla sosyal destek” talebiyle bütçeyi reddi sonucunda çökse de…
Bu kez tek başına çoğunluk elde etti.
(Sosyalist Parti’nin ana muhalefetinin ise sağcı “Sosyal Demokrat Parti” olduğunu hatırlarsak, bu terimin ne kadar kaypak olduğunu da unutmayız!)

Seçim kazanmak için önemli derslerle dolu olan bu sürecin bir dersi de elbette şu: Avrupa’da dişe dokunur “neo-faşist” partisi olmayan tek ülkenin, Portekiz’in de Chega ile birlikte artık Meclis’e girmiş faşolara kavuşması!
Faşizm her zaman, mağrurların mağdurların da bir kısmını ikna etme becerisidir.

Şili’de de, Boriç’in ta öğrenci hareketlerinden beri değişerek, dönüşerek, değiştirerek kat ettiği yolun temel direği de ittifaklardı, ortak hedeflerdi.

Bu ortak programlar, kaybedenlerin ortaklığı üzerinde ortak bir umudun yaratılabilmesiyle başarılı oldular.
Kaybeden olmak tek başına ne muhalif yapıyor, ne insanî hasletlerle örülmüş bir umuda kavuşturuyor.
Kaybedenlerin ciddi bir bölümü, umudunu faşizan akımlara oy ve cüret olarak yapıştırabiliyor.

AKP, 20 yılın sonlarına doğru Türkiye’yi 50-50 bölmek isterken, bir bakıma iki partili sisteme taşıdı.
Seçimleri, dün kazandığı ama yarın kaybedebileceği bir referanduma dönüştürdü.

Hissedilen iktidar ittifakı gücü yüzde 35 iken, hissedilen ana CHP-İyi Parti ittifakının gücü de muhtemelen o civarda.
Bir “Üçüncü Yol” ya ikisi arasındaki yüzde 30’a uzanır, ki mümkün mü öyle bir şey, bilmiyorum…
Ya da o yüzde 30, bir 35’i diğer 35’den daha büyük hale getirir!
Bu da “ortak program” demektir; kağıt üstünde, imzalı-törenli olmasa dahi, dilde, üslupta, kavrayışta…
Acıların, kaygıların, endişelerin, çaresizliklerin anlaşılmasında…
Bunların ciddi bir umut etrafında birleştirilmesinde.

2002 ve sonrasında AKP bunu başarmıştı…
Ama o artık umudun partisi değil!
Hissedilen umutsuzluk, sunduğu resmî umuttan çok çok yüksek çünkü.


Umur Talu Kimdir?

Galatasaray Lisesi ve Boğaziçi Üniversitesi Ekonomi Bölümü mezunu olan Talu, genç yaşında Günaydın, Güneş, Cumhuriyet, Milliyet ve Hürriyet gazetelerinde önemli görevlerde bulundu. Milliyet Gazetesi’nde Genel Yayın Yönetmenliği yaptı. Milliyet, Star, Sabah ve Habertürk gazetelerinde yıllarca köşe yazıları yazdı. 1996’da Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin (TGC) Türkiye Basın Özgürlüğü ödülünü aldı. 1998 ve 2000 yıllarında TGC Yönetim Kurulu’na seçildi, 2001 yılında TGC Başkan Yardımcısı oldu. 2004 ve 2005 yıllarında yılın köşe yazarı seçildi.