YAZARLAR

Real Mardin

Uzun yıllardır farklı halklara, kültürlere, dillere ve dinlere ev sahipliği yapan; mimarisiyle de masal diyarlarını andıran enteresan bir coğrafya Mardin...  “Allah’ın unuttuğu yer” iken otantik bir Güneydoğu turu yapmak, hele hele Mardin’i görmek artık birçok insanın hayalini süslüyor.

“Geceleri Suriye’nin ışıklarının göründüğü, Allah’ın unuttuğu bir ilimiz. Dağın yamacında kurulmuş, evlerin arasına arabaların giremediği, arabaların dışarda bırakılıp iç kısımlara eşeklerle gidilen gelişmemiş bir yer.”

Mardin evleri

Ekşi Sözlük’te “Mardin” başlığında, 2006 yılında “Encre” tarafından yazılan ilk ileti buyken aynı başlıkta ve 2023’te “Pirkelam”ın “İş için de olsa ziyareti iple çekilen şehir. Şeytan diyor yaz raporu, yapıştır izni kal iki gün daha.” şeklindeki sözleri aslında Mardin’in geldiği süreci de özetliyor. “Allah’ın unuttuğu yer” iken otantik bir Güneydoğu turu yapmak, hele hele Mardin’i görmek artık birçok insanın hayalini süslüyor. Hâlâ bu şehirde geceleri Suriye ışıklarını görüyorsunuz, hâlâ dağların yamacında birbirinden fantastik evleri var, hâlâ dar sokaklarında eşekleri görebiliyorsunuz ama tam da bu hâli Mardin’i cazibe merkezi durumuna getiriyor.

'TAŞ KONAKLARDA MI OTURUYORSUNUZ?'

Hani biri memleketini söylediğinde klişeleşmiş tepkiler vardır ya Mardinlilerin en çok aldığı tepki, “Ben oraya gelmek istiyorum.” ve “Taş konaklarda mı oturuyorsunuz?” oluyormuş. O yüzden öncelikle şu konuyu açıklığa kavuşturalım: Mardin’in tamamı o taş konaklardan oluşmuyor. Hani dizilerde ya da gezi programlarında gördüğünüz o Mardin, Eski Mardin…

Eski Mardin

Elbette burada yaşayan şanslı insanlar var ama asıl yerleşim yeni şehirde yani Artuklu ilçesinde. Artuklu, Mardin’in merkez ilçesinin adı. Türkiye’nin herhangi bir kentinden farksız, çok katlı apartmanlardan oluşuyor yeni şehir. Binlerce yıl önce sınırlı imkânlarla bu muhteşem evler yapılırken nasıl olup da tüm olanaklara sahip olduğumuz günümüzde Mardin’in bu fantastik dokusunun tüm şehirde sürdürülmediğine hayret ediyor insan. Çalışmalar, Eski Mardin’in tarihî silüetini kurtarma çabalarıyla sınırlı. Bu bölgedeki betonarme binaların yıkımı ya da çanak anten ve su depolarının kaldırılması için çeşitli kampanyalar düzenlendiğinin haberlerini okumuşsunuzdur.

'EVDİR, LÜTFEN GİRMEYİNİZ!'

Sokakların dar olduğunu daha önce belirttim, bu nedenle size tavsiyem arabanızı otoparka bırakıp on-on beş dakikalık yürüyüşü göze almanız. Ha yok yürümek istemiyorsanız da dolmuşa binebilirsiniz. Turist avcılarına karşı da dikkatli olmanızı salık verip Mardin’in meşhur 1. Cadde’sinden gezimize başlayalım.

Mardin 1. Cadde

Her sokak açık hava müzesi gibi... Orta Çağ’dan kalma görünüme sahip Mardin’in dar sokaklarında kaybolmaktan korkmayın, dilediğinizce dolaşın ve bu tarihî yolculuğun tadını çıkarın. Kalenin hemen altındaki evler, basamak hâlinde olduğu için her yerden muhteşem bir manzara var. Özellikle ovaya doğru baktığınızda karşınızda bir deniz varmış hissine kapılabilirsiniz. Coğrafi İşaret Tescilli Mardin Taşı’ndan yapılan evlerin kimisi butik otel kimisi de müze olarak kullanılıyor.

Mardin evleri

Mardinli büyük ailelerin sahip olduğu konaklar arasında en meşhurları Mardius Tarihi Konak, PTT Binası, Şahkulubey Konağı, Paşa Konağı... Ama dikkat, her gördüğünüz eve dalmayın; bazıları kişisel konut olarak kullanılıyor ki bazı ev sahipleri artık nasıl bunaldıysa evlerin duvarlarına “Evdir, lütfen girmeyiniz!” diye uyarı levhası asmak zorunda kalmış.

Kasımiye Medresesi

Şunu da söyleyeyim; en tepede konumlanan ve “Kartal Yuvası” olarak anılan Mardin Kalesi, 1980 yılından beri halkın ziyaretine kapalı. Çünkü kale, Hava Radar Kıta Komutanlığı’na bağlı. Kaleyi ancak dışarıdan seyredebilirsiniz. Ama üşenmeyin Zinciriye Medresesi de burada, gitmişken onu görürsünüz. Bu arada Mardin’in diğer medreseleri ise şöyle: Kasımiye Medresesi, Şah Sultan Hatun Medresesi, Melik Mansur Medresesi, Altunboğa Medresesi, Cihangir Bey Zaviyesi, Hatuniye Medresesi (Sitti Radviyye Medresesi).

Zinciriye Medresesi

Şehrin simgesi Ulu Cami, Mardin’in en önemli ve en eski mabedi... Ayrıca Şeyh Çabuk, Latifiye (Abdüllatif), Melik Mahmut, Pamuk, Reyhaniye, Arap (Azap), Hacı Ömer (Halife), Şehidiye, Zeynel Abidin, Selman-ı Pak, Kızıltepe Ulu, Cevat Paşa, H. Abdurrahman camileri ilin en çok ziyaret edilen camileri.

Latifiye Camii

Evlerin dışında Mardin’in meşhur çarşıları da oldukça mistik yerler. Ulu Camii etrafında yer alan Kayseriye Pasajı, Revaklı Çarşı ve Bakırcılar Çarşısı ile 1. Cadde üzerinde bulunan Kuyumcular Çarşısı falan derken özellikle takılara meraklıysanız telkârilere hayran hayran bakarak dakikaların nasıl geçtiğini anlamayabilirsiniz.

Bakırcılar Çarşısı

BARIŞ ADASI

Birden şehri size gezdirme telaşına düştüm ama öncesinde bu kentin kültürü hakkında yazmak istediğim başka şeyler var. Mimarisi kadar farklı milletlere, kültürlere, dillere ve dinlere ev sahipliği yapması açısından asıl edilecek çok laf var.  Diğer birçok Anadolu kentinde, halklar büyük oranda göç etmiş, onların yaşam ve ibadet yerlerinin çehresi değiştirilmişken Mardin geçmiş kültürünü bugün taşıma konusunda çok önemli bir noktada duruyor. Tarihindeki çeşitlilik, Mardin’in en büyük zenginliği.

“Barış Adası” olarak da adlandırılan Mardin’de “Dünya Masa Tenisi Günü”nde imamla kilise koro üyesinin maç yapması, Süryani bir rahibin cami inşaatında imama yardım ekmesi gibi olaylar sıradan bir hâl almış. Kürtler, Süryaniler, Araplar, Türkler ve Ermeniler birlikte kardeşçe yaşıyor; Yahudiler, Hıristiyanlar, Müslümanlar, Şemsiler, Ezidiler ibadetlerini yerine getiriyor; Türkçe, Kürtçe, Arapça ve Süryanice özgürce konuşuluyor. Yeri gelmişken söyleyeyim Mardin’de yaşayan Arapları, “Süper Kupa” olaylarıyla anmayın ve “İçicen şarabı...” diye başlayan sözlerin bu topraklarda ne kadar incitici olacağını göz ardı etmeyin.

Elbette bazı etnik grupların sayısı diğer illerde olduğu gibi Mardin’de de azalmış mesela Ermeniler beş altı aileye kadar düşmüş. Ama bilin ki şimdi hayranlıkla seyrettiğimiz o muhteşem evlerin çoğunu Ermeni mimarlar, taş ustaları ve nakkaşlar yapmış. Mesela adına bir sokak da olan Sarkis Lole, “Mardin’in Mimar Sinan”ı olarak biliniyor ve PTT Binası kendisinin eseri.

Deyrulzafaran Manastırı

Özellikle Süryanilerin tarih boyunca yaşadıkları önemli yerleşim birimlerinin başında geliyor Mardin. Giyim tarzlarının günümüze uygun olması -dinî görevli değilse- ya da ortak dil olarak Türkçeyi kullanmaları nedeniyle Mardin merkezde insanları birbirinden ayırt etmek pek mümkün değil. Folklorik giysilere daha çok kırsal kesimde rastlanıyor.

Bu kadar kültürel çeşitlilik olunca Mardin’in bayramları da herkes tarafından sahipleniliyor; Müslüman, Hıristiyan ve Yezidiler birbirlerinin bayram kutlamalarına katılıyor.

Mor Gabriel Manastırı

Mardin’de birçok kilise ve manastır bulunuyor. Bir çırpıda saymak bile zor: Mor Sobo Kilisesi, Meryem Ana Kilisesi (Yoldath Aloho), Deyrulzafaran Manastırı, Mor Gabriel Manastırı, Mor Abai Manastırı, Mor Loozor Manastırı, Mor Yakup Manastırı, Mor Quryaqos Kilisesi, Mor Azozo Kilisesi, Mor Behnam (Kırklar) Kilisesi, Mor Evgin Manastırı, Mor Petrus ve Pavlus Kilisesi, Mor İliyo Kilisesi, İzozoel Kilisesi, Mor Stefanos Kilisesi, Mor Şimuni Kilisesi, Mor Barsavmo Kilisesi, Mor Aksanoya Kilisesi, Mor Sarbel Kilisesi, Mor Abraham Kilisesi, Mor Cırcıs Manastırı, Hammara Manastırı, Mor Mihayel Kilisesi ve Burç Manastırı.

Mor Yakup Manastırı
'MARDİN KAPI ŞEN OLUR'

Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin Dicle Bölümü’nde yer alan Mardin, sınırda Suriye; Türkiye’de de Şanlıurfa, Diyarbakır, Batman, Siirt ve Şırnak’la komşu... Şanlıurfa ve Diyarbakır, Mardin’deki gençlerin büyük şehir olanaklarından faydalanmak için en çok seyahat ettiği iller. 1960’lı yıllarda şehre göç başlamış ve kır nüfusu oran olarak azalmış durumda. Ekonomik ve güvenlik nedenleriyle göç devam etmiş. 1990 yılında dört ilçe komşu illere bağlanınca da şehrin genel nüfusu epey düşmüş. 2021 yılı TÜİK verilerine göre nüfus 862 bin 757... Mardin’in en kalabalık ilçeleri Kızıltepe, Merkez, Nusaybin ve Midyat... Ekonomisi tarım, hayvancılık, ticaret ve özellikle son yıllarda turizme dayalı. Güneydoğu Anadolu Projesi’nin tamamlanamaması nedeniyle tarım ürünlerine dayalı sanayinin pek geliştiği söylenemez. İlin büyükşehir ve beş ilçe belediyesine kayyum atanmış durumda.

Süryani bir rahip ve bir imam cami inşaatında birlikte çalışıyor. 

Muhafazakâr yönü var gibi gözükse de Mardin aslında rahat bir il. Tabii burasıyla ilgili de çocuk yaşta nişanlandırılan çocukların haberlerini okuduk ama kimse kimsenin giydiğine, yediğine, içtiğine karışmıyor; kadınlar gece sokaklarda rahat yürüyebiliyor.

2007 yılında açılan Mardin Artuklu Üniversitesi’ni ise genelde yerliler ve çevre illerden gelenler tercih ediyor. Bu nedenle herhâlde Mardin’inde bir öğrenci mahallesi ya da semti oluşmamış.

İki alışveriş merkezi ve sinemasını bir kenara koyarsak Mardin’de yaşayanların sosyalleşmek için tercih ettiği mekânlar tıpkı turistler gibi Eski Mardin’de.

'TÜRKİYE’NİN PİZZA KÖYÜ'

Bu arada Türkiye’deki en iyi pizzayı Mardin’de yiyebileceğinizi biliyor muydunuz? Hepsi Süryani kökenli yalnızca on üç hanenin yaşadığı Elbeğendi (Suryanice Kafro Tahtayto) köyü, “Türkiye’nin pizza köyü” olarak geçiyor. Yolunuz düşerse pizzaların tadına bir bakın ve yerel halkından köyün enteresan hikâyesini dinleyin derim.

Pizza Köyü, Foto Halil İbrahim Sincar (AA)

Bu arada büyük bölümü terk edilmiş eski bir Süryani köyü olan Dereiçi (Killit) Köyü’nün taş yapılarıyla dikkat çektiğini belirteyim. Şaraplarıyla da ünlü olan köyün yakınlarında şarap üretiliyor ve bağbozumu geleneği devam ettiriliyor. Şarabınızı yudumlarken bana da bir selam gönderirsiniz belki...

MADRİD Mİ, MARDİN Mİ?

Yazının başlığı “Real Mardin” diye atmamın sebebini de açıklayayım size. Bakın filmleri aratmayan bir haber: “Rusya’dan İspanya’nın Madrid kentine gitmek isteyen turistler, acente firmasının Madrid yerine Mardin yazması sonucu Mardin’e indi. Başlarına gelen olay sonrası neye uğradığını şaşıran turistler, bir gece Mardin’de kaldıktan sonra Madrid’e geçti. Yabancı acente firması on gün sonra aynı hatayı tekrarlayarak, üç kişilik bir turist kafilesini Madrid yerine tekrar Mardin’e gönderdi.” İnsanların her ne kadar planı bozulsa da çok eğlenceli bir olay değil mi?

Telkari
NEDEN MİDYE?

Gelelim midyecilerin hep Mardinli olması mevzusuna... Çoğu insan bu bilgiyi duyunca Mardin’de deniz olmamasına rağmen nasıl midyeci olduklarına şaşırır kalır. Gerçi geceleri Mardin’den, Suriye sınırına uzanan düzlüğe bakınca o karartı deniz gibi görünür ama evet, Mardin’de deniz yok. Mardinlilerin midyeci olmasının sebebi tamamen “duygusal”! İlk Mardinli midyeci hakkında birçok rivayet var: İstanbul’da Rum midye ustasının yanında çalışan ama 6-7 Eylül olaylarından sonra onun yerine geçen Mardinli ya da İzmir’de Giritli ustalara satmak için önce midye çıkaran, daha sonra da bu işi öğrenen Ekrem Levent isimli Mardinli gençle ilgili yazılar okudum. Hangisi doğru, hangisi yalan bilmiyorum ama gerçek şu ki yoksulluk ve yıllardır yaşanan savaş nedeniyle köyleri boşaltılan Mardinliler, büyük şehirlere göç ettiklerinde evet genelde bu işe girişmiş. Akrabaları ya da köylüleri geldikçe de ekmek kapılarını paylaşmaya başlamışlar ve böylece “Midyeci dediğin Mardinli olur!” efsanesi ortaya çıkmış.

Sabuncular
TAKLACI GÜVERCİNLERİ

Mardin’in meşhur taklacı güvercinlerinden de bahsedip sonra gezimize kaldığımız yerden devam edelim. Güvercin, Mardin’in binlerce yıllık geleneği... Konakların birçoğunda kuşlar için ayrılmış özel alanları görebilirsiniz. Güvercinlerin muhteşem dansını gittiğinizde seyredebilirsiniz ama gidemeyenler için şuraya bir video iliştiriyorum. Dünyanın en yaratıcı ve yenilikçi parkur sanatçılarından Ryan Doyle’un Mardin’de yeteneğini güvercinlerle sergilediği görüntüleri izlemek beni çok keyiflendirdi. Umarım siz de aynı keyfi alırsınız.

Mardin Müzesi
MARDİN’İN MÜZELERİ

Önce müzelere bakmaya ne dersiniz? Süryani Katolik Patrikhanesi olarak yaptırılan binayı, Süryani Katolik Vakfı’ndan satın alan Kültür ve Turizm Bakanlığı, burayı restore ederek, 2000 yılında Mardin Müzesi olarak hizmete açmış. Müze, 45 binin üzerindeki koleksiyonuyla Paleolitik Çağ’dan günümüze kadar şehrin arkeolojik geçmişini gözler önüne seriyor.

Valilik binasının hemen karşısında yer alan ve II. Abdülhamid döneminde 1889 yılında yaptırılan bina, Süvari Alayı Kışlası, Jandarma Komutanlığı Askerlik Şubesi, Jandarma Karakolu ve Vergi Dairesi derken günümüzde Sakıp Sabancı Mardin Kent Müzesi olmuş. Müzede, kentin coğrafyasını, tarihini, mimari yapısını, ekonomisini, barındırdığı dinleri ve yaşam kültürünü yansıtan eserler, fotoğraflar ve canlandırma bölümleri yer alıyor.

Meryem Ana Kilisesi ve Patrikhanesi

1860 yılında yaptırılan Meryem Ana Kilisesi ve Patrikhanesi de müze olarak kullanılıyor. Akustik bir ses düzenine sahip olan kilisede, patriğin oturma ve vaaz yeri ahşap el işçiliği ile süslenmiş. Midyat’a gidince de muhakkak Mardin Midyat Kent Müzesi ve Midyat Devlet Konukevi’ne uğrayın. 

Dara Antik Kenti
'KEŞKE PARTİ YAPSAK' DEDİRTEN ANTİK KENT

Mardin’in Dara Antik Kenti, geçtiğimiz yıl “Keşke burada parti yapabilsek” yorumuyla paylaşılmış ve bir anda gündem olmuştu. Bunun üzerine Mardinli bir kullanıcı, burasının bir tavuk sayesinde keşfedildiğini anlatmıştı. Tabii bunun üzerine esprili iletiler de birbirini izlemişti.

Dara Antik Kenti

Mezopotamya Ovası’nın bitip Tur Abidin Dağları’nın başladığı yerde konumlanan, kireç taşı ana kaya üzerine kurulan kent, İmparator Anastasius’un (491-518) girişimleriyle 505 yılında, Doğu Roma İmparatorluğu’nun doğu sınırını Sasanilere karşı korumak için askerî amaçlı garnizon kenti olarak kurulmuş. Kent içinde kilise, saray, çarşı, zindan, tophane ve su bendi kalıntıları hâlen görülebiliyor. Ayrıca köyün etrafında tarihleri Geç Roma Dönemi’ne kadar giden mağara evlere rastlanıyor.

Ayrıca Gırnavaz Höyüğü ve Hah Harabeleri’ni de gezebilirsiniz.

Beyazsu Vadisi
BEYAZSU VADİSİ

Midyat ile Nusaybin’i birbirine bağlayan kara yolu üzerinde Beyazsu (Ava Sipi) isimli mesire yeri, özellikle sıcak yaz aylarında tam bir sığınma yeri işlevi görüyor. Mardin’in kurak ve ağaçsız coğrafyasında bulunmaz bir nimet olan Beyazsu Deresi çevresinde birçok lokanta ve restoran bulunuyor.

Beyazsu Vadisi

Mardin’in bir diğer yeşil alanı ise Ğurs (Xurs) Vadisi... Şelaleleriyle ünlü vadi, günümüzde bahçelik olarak kullanılıyor.


Serpil Kurtay Kimdir?

1978 yılında Almanya’nın Esslingen kentinde doğdu. İlk, orta ve lise eğitimini Bilecik’te tamamladıktan sonra Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi’nden 1999 yılında mezun oldu. 1995-2003 yılları arasında Evrensel Gazetesi’nde muhabir, istihbarat şefi ve haber müdürü olarak çalıştı. Ardından on altı yıl Beşiktaş Jimnastik Kulübü’nün dergisinde editörlük ve genel yayın yönetmenliği görevinde bulundu. Çeşitli dergilerde yazarlık, kitap editörlükleri yaptı, yayın süreçlerinde görevler aldı. Hâlen kitap editörlüğüne, Antalyaspor Kulübü’nün dergisinde ve Gazete Duvar’da da yazılarına devam ediyor.