Neden kimse bir Türk'ün Kürtçe bilmediğini sorgulamaz?

Peter Hudis'in kaleminden 'Fanon: Barikatların Filozofu' kitabı Dipnot Yayınları tarafından okurla buluştu. 'Fanon: Barikatların Filozofu', bizlere hem Fanon’u tanımak hem de felsefik ve politik konumlanmamızı içsel sorgulara tabii tutmak için oldukça besleyici.

Google Haberlere Abone ol

Aşîtî Azad

Nefes almanın zorlaştığı zamanlarda ezilenler için özgürleşme arayışının kaçınılmazlığını kendi zamanına ait bir yerden bizlere anlatan yazar, düşünür, devrimci Frantz Fanon üzerine o kadar çok yazı, kitap yazıldı ki, kalemi Fanon ile ilişkili yeni bir şeyler yazmak için oynatmak oldukça zor.

Kendi yaşamı hakkında konuşmaktan kaçınan ve kısa yaşamına çok şey sığdıran Fanon’un yazdıklarının ve yaptıklarının kaynağını bulmaya çalışan yeni bir kitap, 'Fanon: Barikatların Filozofu'(1) Peter Hudis’in imzası ile Dipnot Yayınevi'nden çıktı. Özgün kalmanın, tekrara düşmemenin zor olduğu zamanlarda bildiklerimizi yeniden düşündürtebilen yapıtların kıymeti oldukça yüksektir. Hudis yazdığı bu kitap ile bizlere Fanon’un farklı coğrafyalarda birbirinden çok farklı amaçlar uğruna mücadele veren, savaşan örgütleri ve birçok düşünürü nasıl etkilediğini biyografik ve tarihsel bir ilişki içinde gösteriyor.

Türkiye’de sömürge okumaları deyince akla gelen ilk isimlerden biri olan, azımsanmayacak sayıda kitabın çevrilmesini sağlayan Barış Ünlü, Fanon’un sadece siyahlığı ve sömürgeleştirilmeyi değil, aynı zamanda, 'Fanon Beyazlara beyazlığı, sömürgeciye sömürgeciliği görünür kılar, tabii eğer bakılırsa veya bakılmak istenirse' tespitini yapar. Barış Ünlü’nün yazdığı 'Türklük Sözleşmesi'(2) kitabı da Fanon’un beyazlara beyazlıklarını gösterdiği gibi Türklere sadece Türk olmalarından kaynaklı sahip oldukları imtiyazları göstermektedir, tabii bakılırsa veya bakılmak istenirse!

Fanon gibi yazarların biyografilerinden öğrendiğimiz sınıfsal, ırksal, toplumsal ve cinsiyete dayalı sömürü ilişkilerinin deşifre edilmesi, düşüncelerinin, yazdıklarının, kattıklarının yanı sıra kendi yaşantımızda özdeşim kurabildiğimiz benzerlikleri daha derli toplu anlamamıza yardımcı olur.

Kolonyal ilişkilere en fazla maruz kalmış siyah ırka mensup Fanon ile başka bir kolonyalizm formuna -ki konuya dair iç kolonyalizm okumaları önerilebilir- halen maruz kalmakta olan Kürtlerin sömürgecilik deneyimlerinin benzerlikleri üzerinden tartışmayı sürdürelim.

Fanon: Barikatların Filozofu, Peter Hudis, Çevirmen: Peter Hudis, 216 syf., Dipnot Yayınları, 2020.

Hudis, Fanon’un kronolojik yaşam öyküsünü anlatırken, Fanon’un çocukluğundan başlayan yaşam süresince tabiri caizse ırkçılığa ve sömürüye dair aydınlanmalar yaşadığı karşılaşmaların çoğunu sosyo-politik analizler ile sunuyor. Bu aydınlanmalar ve karşılaşmalar benzer olarak Türkiye’de yaşayan Kürt bir bireyin yaşadığı karşılaşmalar ile birçok noktada benzeşebiliyor.

Fanon’un bir meslektaş psikiyatrist olarak Freud’u eleştirdiği ve eksik kaldığını düşündüğü bireyoluş’un yanı sıra toplumoluş’a dair söyledikleri oldukça dikkate değerdir. Fanon, hem bir psikiyatr olarak hem de bir devrimci olarak, sömürgeleştirilmiş siyah toplumlarında ırka dayalı sömürgeci ilişkilerde kolektif bir kırılma ve psikoza dönüşen bireyoluş’un önündeki engellere ve kolonyal akla, sistematiğine vurgu yapar. Ancak siyah bireyler, içinde yaşadığı toplumlarda birlikteliklerini kurabildikleri, en azından ten rengi üzerinden aslında bir nevi hayali de olsa toplumoluşlarına dair güçlü bir ilişki ağı inşa ederler. Bir diğer deyişle, siyah olan siyah olarak kabul edilir, her ne kadar ayrımcılığa ve ırkçılığa dayalı olsa da, bir tanınma ve muhatap olma özneliği vardır! Bu noktada etnik inkâra, ayrımcılığa ve sömürge ilişkilerine dayalı toplumlarda, Türkiye’deki Kürtler özgülünde en azından, kolektif ortak bir talebe dayalı tanınma ve kabul görme arzusu aslında özsel olarak bireyoluş arzusuna tekabül eder. Ancak, Kürtlerin etnik kimliklerinin ve varlıklarının reddi, dillerinin sınırlandırılması, toplumsal bütünlüğü inşa eden kültürel değerlerin yok sayılması, öz’e dair olan ne varsa asimile edilmeye çalışılması, Kürtlerin hayali de olsa toplumoluşlarının önündeki temel kettir ve bu sistematik bir sömürgecilik ile inşa edilmiştir.

Fanon’un sömürge analizlerinde temel belirleyici güç dinamikleri ırka dayalı gelişen sömürgecilik olduğu için, sömürgeci ve sömüren tarafların toplumsal karakterlerini hem ülke sınırları hem de kültürleri aracılığıyla anlamak ve görebilmek daha kolay ve nettir. Ancak Türkiye’deki sömürgeci ilişkilerinde iç içe geçmiş sınırlar, kültürler ve birliktelikler dolayısı ile bulanıklaşan ve görülmesi daha zor çatışma ve ilişkilenme biçimleri vardır. İç kolonyal veya Türkiye’deki sömürgeci ilişkilerde temel belirsizlik ve çatışma alanları, tanınmama ve reddedilme üzerinden gerçekleşir. Güçlü olan ve sömüren taraf; güçsüz olan, sömürülen kesimin yaşam haklarına, kimliğinin tanımlanmasına, kim olduğuna, tarihine, diline, kültürüne karar verme ve kontrol etme gücüne de sahip olan taraftır. Günümüzde yaşanan Kürdü ve Kürtlüğü tanımlama savaşları bu dinamikler üzerine kuruludur. Elbette olağan ve asgari koşullarda, kendi kendini temsil etme gücüne sahip, toplumsal örgütlülüğünü kurabilen Kürtler, sonuçta sömürgecinin kuralları ile politika yapabilir, eğitim alabilir, kimlik sahibi olabilir, iş sahibi olabilir duruma getirilmek istenmektedir. Buna karşı duran Kürt birey ise çok kolay bir şekilde yeni tanımlamalarla yeniden teşhis edilir ve çoğunlukla cezalandırılır, öldürülür, sürgün edilir, hakları elinden alınır, işsiz bırakılır. İşte sömürgecinin belirlediği kurallar ile yaşam alanını bulma süreci ve bulanıklığı belki de Kürtlerde en fazla hasar bırakan ve bırakacak etkidir. Çünkü aldığı nefesteki oksijen oranını belirleyebilecek ekolojik bir yıkım -Kürt coğrafyasında tek orman bırakılmamasına yakılması-, tarihi değerlerinin yok edilmesi -Sur’un yıkılması, Hasankeyf’in sular altında bırakılması-, karakol-kalekollar ile bir bütün şehirlerin açık cezaevlerine dönüştürülmesi, seçme ve seçilme hakkının elinden alınması bariz bir şekilde sömürgeciliğin devam ettiğinin göstergeleridir.

Klasik sömürgeciliğin yaşandığı dönemlerde bu ilişkilenme biçimleri en temelde ekonomiye dayalı askeri ve bürokratik karşılaşma ve birbirini tanıma alanları ile mümkündü. Ancak güncel kolonyal ilişkilerde soft power’in devraldığı ve oluşturduğu yeni bir habitustan söz etmek gerekir. Medyaya, teknolojiye ve bilgiye dayalı bu yeni habitus içinde sömürülen halk, sömürgecinin bütün yaşam ayrıntılarına vakıf olabiliyor veya maruz kalabiliyor. Klasik kolonyalizm içinde güç ilişkisini analiz ederken, tavır alırken veya dahil olurken -Fanon bir nevi bunları yaptı- geçmiş referanslar öğretici olurdu ancak bu durum günümüzdeki kolonyal ilişkileri anlamakta yetersiz kalmaktadır. Medyanın, bilgiye ulaşımın, teknolojinin sarmaladığı yeni dünya düzeni içinde gerek kolonyalizmi gerekse anti-kolonyalizmi/ dekolonyalizmi güncel araçlar üzerinden yeniden tanımlamak ve anlamak gerekmektedir.

Bu durumun Türkiye’de yaşayan Kürt bir bireyin yaşantısındaki karşılığı az biraz şöyle; Kürtlerin hâlihazırda kendilerine ait kültürel öğelerinden ve mirasından tutun da, toplumsal ortak üretimlerindeki öğelerin sınırlılığına kadar ve işgal edilmiş yaşam alanları nedeniyle Türklüğe dair verili veya içkin öğeler ile sarmalanmış yeni bir yaşam formu mevcut durumdadır. Bu durum aslında bizlere iç içe geçmiş, geçirilmiş yaşamların farklı kanallar ve araçlar ile asimile edilme, baskılanma, yok sayılma süreçlerini gösteriyor. Tam da bu nedenle Kürtlerin Türklük ile olan karşılaşmaları, Türklük kimliğine geçiş için ‘aralanan’ kapıları daha çetrefilli ve dolayımlı bir gözlem ve analiz gerektirmektedir. "Türkiye’de Türkçe bilmeyen Kürt birey neredeyse yok" denilebilecek bir asimilasyon sürecindeyiz. Buna karşılık kimse bir Türkün (sol örgütlerin de bile) neden Kürtçe bilmediğini düşünmez, akla getirmez, sorgulamaz. Bilimsel anlamda nesne, sosyal anlamda olgu, siyasal anlamda oy kitlesi olarak Kürtler bu cendereden çıkış için zaten sürdürdükleri kendi anti-sömürge, dekolonyal tartışmalarını daha güçlü bir şekilde en zor koşullarda bile yapmalıdırlar.

Hudis’in 'Fanon: Barikatların Filozofu' kitabı bizlere hem Fanon’u tanımak hem de felsefik ve politik konumlanmamızı içsel sorgulara tabii tutmak için oldukça besleyici. Fanon, 'Siyah Deri, Beyaz Maske'(3) kitabını “Son duam şudur: ey bedenim, beni her zaman sorgulayan biri eyle!” sözleri ile sonlandırmıştı. Şiddet, siyahlık, beyazlık, ırkçılık, sınıf, ulusal kurtuluş gibi konularda yazdıkları ile olabildiğince özgün bir yere sahip olan Fanon’un bedeni sadece onu değil, ölümünün üzerinden 59 yıl geçmesine rağmen olabildiğince güncelliği ile hepimizi sorgulatmaya devam ediyor.

Dipnotlar

  1. Peter Hudis Fanon: Barikatların Filozofu, Çeviri: İbrahim Yıldız, Dipnot Yayınları,2020.
  2. Barış Ünlü Türklük Sözleşmesi, Dipnot Yayınları, 2018
  3. Franz Fanon, Siyah Deri, Beyaz Maske, Çeviri: Orçun Türkay Metis Yayınları, 2020
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR