YAZARLAR

Nasıl bir belediye başkanı?

Yerel seçimler öncesinde çocukların içinde yaşadığı türlü türlü “kafesleri” normal karşılamayan, duyarlı, çocuk dostu belediye başkanları hayalim var… Çocukların sağlıktan eğitime, beslenmeden güvenliğe, barınmaya dek en kritik haklarına erişimi için yerelde çocuk dostu kentsel çözümler üreten bir belediye başkanı…

"Bütün mutlu aileler birbirine benzer” diye başlar Tolstoy’un Anna Karenina’sı. “Her mutsuz ailenin ise kendine özgü bir mutsuzluğu vardır,” diye devam eder.

Aynı şekilde bütün mutlu ülkeler birbirine benziyor ve bütün mutsuz ülkelerin kendilerine özgü mutsuzlukları var.

Dünyanın dört bir yanında biz “büyüklerin” mutsuzlukları ve gerek ulusal gerekse yerel ölçekten beklentilerimiz değişken.  

Peki çocukların nasıl bir belediye başkanı hayali var? Mutsuzluklarının sebepleri belli mahrumiyet ve kırılganlıklarda birleşiyor mu?

Çocuk olmaktan kaynaklı haklarının karşılığını yerelde yeterince bulabiliyorlar mı?

Ücretsiz okul yemeği için her kesimden yardım çığlıklarının ülkenin her yerinde çınladığı bir dönemde yerelde çocuk açlığı nasıl “bastırılıyor”?

Belediyeler, yerel yönetişim süreçlerinde en dezavantajlı ve en kırılgan kesimlere yeterince yatırım yapıyorlar mı dersiniz?  

Türkiye’nin 1995 yılından beri taraf olduğu Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi uyarınca çocukların eğitim ve sağlık haklarına kolaylıkla erişebileceği, havası ve suyu temiz kentleri kurabiliyor muyuz?

Avrupa’da bir süredir çocuk odaklı yerel yönetişim, bir diğer ismiyle “çocuk dostu kentler”, yaklaşımı ağırlık kazanıyor. Bu, UNICEF Türkiye’nin Sosyal Politikalar bölümü tarafından yürütülmekte olan en kapsamlı programlardan.

Bu çerçevede belediyelere çocuk odaklı politika, program ve bütçeler geliştirmeleri için destek olan rehberler hazırlanıyor; farklı toplantılarda Türkiye Belediyeler Birliği (TBB) üzerinden yüzlerce belediyeyle paylaşılıyor.

2022 yılı Kasım ayında TBB ile UNICEF Türkiye işbirliğinde belediyeler arası deneyim paylaşımı toplantısına İstanbul’da 43 belediye katılmış ve üç gün boyunca belediyeler Türkiye’de “her çocuk için” çocuk odaklı bütçeleme, kamu finansmanı, çocuk katılımı, çocuk işçiliği ve erken çocukluk eğitimi konularında çalışmalarını güçlendirmek ve yerel kapasitelerini artırmak için fikir alışverişinde bulunmuşlardı.

Yakın tarihte, 15 Şubat’ta, Türkiye’den 48 belediyenin temsilcileri, çocuk odaklı iklim değişikliği ve afet risklerini azaltma programları konularında ilerleme sağlamak üzere UNICEF Türkiye ve TBB ortaklığında bir araya geldiler.

UNICEF’in programı, belediyelerden yerelde çocukların ihtiyaçları ve mevcut yaşam koşullarına dair güçlü veriler oluşturmalarını, bunları politika ve programlarıyla geliştirmelerini talep ediyor. Bu çerçevede, belediyelerin hem bölge hem de mahalle düzeyinde aile büyüklüğü, cinsiyet, hane geliri, eğitim, sağlık durumu, istihdam, cinsiyet gibi ayrıştırılmış veriler toplamaları ve yerel programlarını bu çerçevede yürütmeleri, planlama ve bütçeleme süreçlerini de bu nicel ve nitel verileri dikkate alarak yönetmeleri öneriliyor.

Bir kent veya ilçe sınırları içerisinde kaç kız, kaç erkek çocuk olduğu, hangilerinin okula devam ettiği, hangilerinin okulu terk ettiği, kentlerdeki veya ilçelerdeki sığınmacı yoğunluğu, kırsalda çocukların sağlık haklarına ne kadar erişebildikleri veya çocukların güvenliğini etkileyen trafik kazaları gibi verilerin düzenli toplanması, hep böyle bir ayrıştırılmış veri mantığının izinde elde edilip çocukların yapabilirliklerinin etkin şekilde izlenmesini sağlıyor.

Somut bir örnek vereyim: Mexico City’de okulların ve çocuk bakım merkezlerinin yakınlarındaki trafik kazaları verileri haritalandırıldıktan sonra, tehlikeli geçiş noktalarına dair kamuoyunun dikkati uyandırılmış ve bu bölgelerde yol güvenliğini artırmaya dönük yerel karar alma süreçleri hızlandırılmıştı.

Ayrıca belediyelerin çocuk işçiliği ile mücadelede rolüne vurgu yapılan bir diğer rehberde, belediyelerin meslek edindirme kursları açmaları, eğitime uyum konusunda zorluk çeken çocuklar için destek eğitim kurslarını yaygınlaştırmaları, çalışma riski taşıyan çocukların yönlendirileceği kültürel ve sportif etkinlikleri artırmaları, dezavantajlı ailelere sosyal yardım vermeleri de öneriler arasında.

UNICEF, belediyelere, çocuk odaklı politika ve müdahalelerde bulunurken özel sektör ve sivil toplum kuruluşlarıyla işbirliğinde bulunmalarını da tavsiye ediyor.

UNICEF’in geçen sene Kasım ayı sonunda Avrupa Birliği finansmanıyla başlattığı ACAR (Türkiye'de Çocuk Hakları Konusunda Güçlü Hesap Verebilirlik için Güçlü Sivil Toplum: Merkezde ve Yerelde İzleme, İşbirliği ve Savunuculuğun Güçlendirilmesi) Programı tam da bu konuya odaklanıyor ve çocuk haklarını izlemesi ve çocuk refahını güçlendirmesi konusunda belediyeler ve sivil toplumun birlikte çalışma kapasitesini artırmayı hedefliyor.

Bir diğer önemli nokta da, yerelde çocuk katılımının geliştirilmesi, yerel program ve politikaların çocuk merkezli yürütülmesi… UNICEF bunun için de kapsamlı bir rehber hazırladı. Örneğin belediyelere, çocuk gazetesi/dergisi çıkarılması, çocuk websiteleri oluşturulması, çocuk meclisleri kurulması, çocuklar için mahallelerde ve parklarda istek ve şikayet kutuları kurulmasına liderlik etmeleri önerildi.

UNICEF’in rehber ilkelerinde, belediyeler arasında bilgi ve deneyim paylaşımının da desteklenmesi gereği vurgulanıyor. Bu da, çocuk odaklı yerel yönetişimde güçlü belediyeler ile bu konuda performans göstergeleri zayıf belediyeler arasında işbirliği ve deneyim aktarımının öneminden kaynaklanıyor. Nitelikli erken çocukluk bakım ve eğitim hizmetleri konusunda gelişmiş bir model ortaya koyan bir belediyenin, bu konuda henüz bebek adımlarla ilerleyen bir başka belediyeye örnek ve model olması bu açıdan çok kıymetli.

Deprem riskinin günlük yaşantımızın üzerinde Demokles’in kılıcı gibi sallandığı bir dönemde belediyelerin çocuklara duyarlı bir şekilde afet hazırlığı geliştirmesi de UNICEF’in önerdiği bir diğer müdahale alanı olarak karşımıza çıkıyor.   

Dolayısıyla UNICEF’in kriterlerine göre, bir kentin “çocuk-dostu” olabilmesi için çocuk hakları konusunda toplumsal duyarlılığın güçlü olması, Lüleburgaz’da trafiğe kapalı, çocukların koşup top oynayacağı bir çocuk sokağı yapılması örneğinde olduğu gibi sokak ve caddelerin çocuklar için güvenilir ve erişilebilir hale getirilmesi, düşük gelirli ailelere sosyal destek ağlarının güçlendirilmesi, çocukların toplumsal katılımının artırılması gibi temel referans noktaları söz konusu.

Yani çocukların gereksinimleri ve insan olmaktan kaynaklı temel haklarının kentsel politikaların ruhuna işlemesi şart.

Peki Türkiye’de yaklaşan yerel seçimler öncesinde çocuklar nasıl bir belediye başkanı bekliyorlar?

Dünyadaki, ülkesindeki ve belediyesindeki tüm çocukları eşit derecede önemseyen bir belediye başkanı…

Çocukların “geleceğimiz” olmadığını, onların “bugününü” güçlendirmenin ve onları bugün mutlu ve umutlu kılmanın önemini kavrayan bir belediye başkanı… Çünkü Şilili şair, diplomat, eğitimci Lucila Godoy Alcayaga, nam-ı diğer Gabriela Mistral’ın dediği gibi, “çocukların geleceği daima bugündür, yarın çok geç olacak”.  

Seçmenini sadece yerel seçimlerden birkaç ay önce anımsayan değil, tüm yönetim süreci boyunca -oy hakkına sahip olmasa bile- çocukların derdini, beklentisini, sorununu dinleyen ve çözüm üreten bir belediye başkanı…

Çocukların kendisinden beklentilerine yönelik yeterli gelmediğini düşündüğü noktalarda yerel, ulusal, bölgesel ve uluslararası işbirliklere gitme vizyonuna ve iradesine sahip olan, dünyadaki iyi uygulama örneklerini yakından takip eden, liyakatli kadrolar kuran bir belediye başkanı…

Çocukların sağlıktan eğitime, beslenmeden güvenliğe, barınmaya dek en kritik haklarına erişimi için yerelde çocuk dostu kentsel çözümler üreten bir belediye başkanı…

Belediye kaynaklarının eşit dağılımını sağlamak için çabalayan, çocuklarda kente ve ilçeye aidiyet hissi oluşturmak için projeler geliştiren, onlara kentsel ölçekte hareket özgürlüğü sunan, kentlerde çocuklara yönelik tehlikeden arındırılmış alanlar kurmayı ihmal etmeyen, hatta bu şekilde “mahalle oyunları” geleneğini yeniden canlandıran bir belediye başkanı…

Çocukların sadece 23 Nisan’da deri koltuklara yerleştirilip medyanın uzattığı mikrofonlara önceden öğrenilmiş veya kulağına fısıldanmış cümleleri söylemesinin “katılım” anlamına gelmediğinin bilincinde olan, onların yerel karar alma süreçlerine katılımını önceleyen bir belediye başkanı…

Çocuklara süt ve et yardımı yaptığı için gazete manşetlerinde tiye alınan değil göklere çıkarılan bir belediye başkanı…

Boş beslenme çantaları ve boş suluklarla sınıflara doluşan çocuklara başka bir dünyanın mümkün olduğunu fısıldayan, onlara ücretsiz en az bir öğün yemek çıkaran, bunun için yerelde gerekli işbirliklerini kalıcı hale getiren, çocukların evlerine beslenmeyi destekleyici erzak gönderen, tüm bunları da bir “lütuf” değil, hak gereği yapan, sosyal adaleti önemseyen bir belediye başkanı…

Hiçbir çocuğu “geride bırakmayan”, çocuğu ailesinin kendi seçmeni olup olmamasından bağımsız değerlendiren bir belediye başkanı…

Çocukların okulöncesi eğitime erişimde fırsat eşitliğini önemseyen, kreşler ve anaokulları sadece sosyoekonomik olarak avantajlı ailelerin tekelinde kalmasına seyirci kalmayan, belediye kaynaklarını “her mahalleye bir kreş” kuracak şekilde tahsis etme hedefinin izinden giden, ama nicelik kadar niteliği de önemseyen, çocuklarla ilgili tüm kurumlarda evrensel ilkeleri ve liyakati önceleyen bir belediye başkanı…

Mahalle etüt merkezlerinde sosyoekonomik olarak dezavantajlı çocukların okul ödevlerini yapmalarını ve okul terkten vazgeçmelerini sağlayacak teşvik mekanizmaları kuran bir belediye başkanı...

Engelli çocukların rahatlıkla hareket edebileceği, toplumsal hayattan dışlanmayacağı, kaldırımlarda rampalardan “tasarruf” etmeyen bir kent kurmak için çırpınan bir belediye başkanı…

Şehirdeki parkları ve oyun alanlarını çocuk dostu ve çocukların erişebileceği özelliklerle donatan, çocukların dijital dünyaya hapsolmaması için onlara dışarıda bedensel ve ruhsal gelişimlerini destekleyecek şekilde oyun mekanları kurgulayan, çocukları paslı, kırık dökük oyuncaklara layık görmeyen bir belediye başkanı…

Çocukların ücretsiz sportif etkinliklere, satrançtan müziğe kendilerini gerçekleştirebilecekleri ve yeteneklerini açığa çıkarabilecekleri etkinlik alanlarına erişebilmelerini sağlayan bir belediye başkanı…

Bernard van Leer Vakfı’nın Kent95 girişiminin ana felsefesinde olduğu gibi bir kenti, 95 cm yükseklikten yani 3 yaşında bir çocuğun boyundan deneyimleyebilen, hem büyük hem de “küçük” düşünebilen bir belediye başkanı…

Kentin nefes yollarına çocuk soluklarını dolduran bir belediye başkanı…

Kent ve çocuk bağıntısını politikleştirmeyen, çocuk haklarına siyaset-üstü bir konum atfeden bir belediye başkanı…

Kentlerde çocuklar için kurulan türlü türlü kafeslerin kapılarını açıp çocukları özgürlüklerine kavuşturan bir belediye başkanı…

Son günlerin ses getiren dizilerinden İnci Taneleri’nde kafesin içindeki muhabbet kuşlarına bakarken Yılmaz Erdoğan’ın şu cümlesi aslında ne kadar çarpıcıydı: “Kafesler ne kadar normal geliyor içinde yaşamayanlara.”

Evet, yerel seçimler öncesinde çocukların içinde yaşadığı türlü türlü “kafesleri” normal karşılamayan, duyarlı, çocuk dostu belediye başkanları hayalim var… Hayallerle gerçekler arasındaki mesafenin kısaldığı bir belediyecilik anlayışına duyulan çocuksu bir özlem eşliğinde…


Menekşe Tokyay Kimdir?

Uluslararası ilişkiler alanında Galatasaray Üniversitesi'nde lisans, Avrupa Birliği bölgesel politikaları alanında Belçika Katolik Louvain Üniversitesi'nde yüksek lisans eğitimini tamamlayan ve Avrupa Birliği siyaseti alanında Marmara Üniversitesi Avrupa Birliği Enstitüsü'nden doktora derecesi olan Tokyay, 2010 yılından beri ulusal ve uluslararası haber ajansları için röportaj ve analizler yaptı. Uzmanlık alanları arasında AB siyaseti, Orta Doğu, çocuk hakları ve sosyal politikalar yer almaktadır. Kendisi Fransızca ve İngilizceden birçok kitabı Türkçeye kazandırdı. Aynı zamanda aylık klasik müzik dergisi Andante’de köşe yazarı olan Tokyay, bir yandan da sanat alanında önde gelen isimlerle ve müzik alanında üstün yetenekli çocuk ve gençlerle ses getiren söyleşi dizileri gerçekleştirdi.