Gazapizm: Sokak artık özgür değil

Rap müziğin önemli isimlerden biri olarak adını duyuran Anıl Acar, sahne adıyla Gazapizm, rap müzikle 2003 yılında tanıştı. "Kulağıma ne geldiyse o bende iz bıraktı" diyen sanatçı ile günümüzde yapılan rap müziği, sokağı ve şarkılarını konuştuk.

Deniz Durukan  dendurukan@gmail.com

DUVAR – Anıl Acar, sahne adıyla Gazapizm, Argo İzmir’in (2012) kurucularından. İlk albümü Majör Depresyon’u 2009 yılında çıkarsa da, rap müzikle buluşması 2003 yılına kadar uzanıyor. Sonrasında çıkardığı Yeraltı Edebiyatı (2014) Bir Gün Her Şey (2016) adlı albümleriyle dikkat çekti. Ancak Gazapizm’in daha büyük bir kitleye ulaşması 2017 yılında çıkardığı ‘Heyecanı Yok’ single’ıyla oldu. Sonraki süreçte bu şarkıya çekilen video klibin yüz elli milyonun üzerinde izlenmesi ve 2018 yılında en iyi şarkı dalında aldığı ‘Pantene Altın Kelebek Ödülü’, dikkatlerin hem ona hem de rap müziğin üzerine daha fazla yoğunlaşmasına neden oldu. Yine 2018’de ‘Ölüler Dirilerden Çalacak’ şarkısı ve video klibiyle bu ilgiyi katladı. 2019 yılında GQ ödülünü aldı. Yakın zamanda çıkan Tepecik Filarmoni Orkestrası eşliğinde söylediği Karanfil adlı EP, müzikal anlamda farklı bir yola girme arzusuna da tanıklık ettiriyor. İşin özü, Gazapizm bugün Türkçe rap’in en önemli temsilcilerinden biri. Şarkılarını faklı kılan birçok özelliği var. Söylemi seçilebilir, öfkesi keskin, dili hayli sert. Karakteri hem buraya dair meselelerin acılarıyla hem de kendini büyüten acıları sahiplenmesiyle şekillenmiş. Bu sahiplenmede isyan da var, sokak da. Onun şarkılarında sokağın ruhu ve dili hem yalın hem çapaksız. Neyse o. İçerden ve içten. Hem gelenekle olan bağı kuvvetli hem de bugünün bakışına ve diline hakim. O halde sözü ustasına bırakalım…

Gazapizm (Anıl Acar)

‘BİLDİĞİMİZ O SOKAK ARTIK YOK’

Röportaj öncesi kendi aramızda konuşurken ‘İstanbul’a yerleşmem’ dedin. Bu kontrolü elinde tutma isteği olarak yansıdı bana. Öyle mi?

Evet, yaşadığın odadan, mahalleye, şehre kadar her şeyi kontrol etme duygusu var bende. İstanbul çok büyük ve kalabalık, bu ürkütüyor beni. İzmir’de büyüdüm. Orada daha huzurluyum. İstanbul’da insanların hayat mücadelesi içinde koşturması bile benim huzurumun kaçması için yeterli bir sebep.

Bunun içinde temkinli olma duygusu yok sanırım…

Hayır, temkinlilik duygusu korkuyla beslenir. Benim korkum yok. Kontrolü elinde tutma isteği neden oluşuyor, onu bilmiyorum. Geriye dönüp bakmak gerek.

Bugün yapılan rap için ne dersin? Alt kültür hareketi olan rap’in yukarı çıkmasından söz edelim. Popülerleşmesi rap müziğin çıkışındaki tavrını etkiler mi?

Rap müziğin tavrını etkilemez ama rap’çiyi bozabilir. Her sanatçı kendinden sorumludur. Birbirinden bağımsız, farklı rap’çiler var. Hepsini aynı kefede toplayamayız. Popüler kültür, bizim Türkçe Rap’in içinde bulunduğu kültür değil aslında. Daha çok insanların yanlış algıyla yönlendirildiği, içi boş şeylerin dayatılmasıyla oluşturulan bir popüler kültür yaratıldı. Bundan ayrı olarak, iyi bir bakış açısına sahip insanların yaptığı müzik tutuluyor şu an. Daha önce çöplük diye baktığımız popüler kültürle şu anki popüler kültür aynı olmayabilir. Ana akımda yer alıyor olmaktan çok, orada nasıl durduğun önemli. Eskiden popüler olmak için vermen gereken tavizler vardı. Şu an farklı. Eğer underground duruşunla popüler oluyorsan bu senin suçun değil. Mesela popülist anlayışta olan bazı yayınlarda da röportaj verdim. Buralarda yer almak için ben çaba harcamadım. Onlar geldi. Benim kim olduğumu, tavrımı biliyorlar. Buna rağmen geliyorlarsa bu onların tercihi.

Genel olarak soruyorum, özünü koruma çaban, mücadelen var mı?

Özümü korumak için mücadele etmiyorum. Özümü değiştirmeye çalıştıkları noktada mücadele ediyorum. Kimse bende bir şeyi değiştiremez. Çünkü özüm bu olduğu için bu benim.

Rap müzikte her müzisyenin farklı bir söylemi var. Şehirlere göre sound’lar farklılık gösteriyor mu?

Çok ayrıntılı incelemedim. Ama herkesin yaptığı müzik yaşadığı bölgelere, oradaki yapıya, düşünme biçimine göre değişiyor. Hatta bu, İzmir’in içindeki semtlere göre bile değişebiliyor. Mesela Karşıyaka’da yapılan müzikle Göztepe’de yapılan müzik farklılıklar gösteriyor. Sound, söylem, dil farklılığı var. İzmir’in Göztepe tarafı daha gettodur. Karşıyaka ise elitist bir tavra sahiptir. Diğer yandan, bu tarz genellemeler yanıltıcı da olabilir. Mesela, Yener Çevik Karşıyakalı ama yaptığı müzikte arabesk öğeler de var. Aslında her şey çok yeni. Daha fazla müzisyen çıktığında bu tarz genellemeler yapmak daha kolay olur. Batman’da bir rap’çi çıktığında, İzmir’deki sound’a, söyleme yakın müzik yapabilir.

Aslında mahalleden, şehirden yola çıkarak bütüne bakmak, rap’in içindeki yerel özellikleri konuşmak isterim.

Evet, ülke bazında düşünmek, buraya dair bir söyleme bakmak gerek. Burada konuşulması gereken şey, ABD’den ithal edilen bu müziğin içinden tamamen yozlaşmış olanları ayıklamak olabilir. Senin kültürüne, sound’una ait olanlarla ithal edilen yerin sound’una, kültürüne sadık olanları konuşmak gerek.

‘KULAĞIMA NE GELDİYSE O BENDE İZ BIRAKTI’

Bunu konuşabiliriz tabii. Mesela senin şarkılarında buraya dair melodiler, sesler, tavır var. Anadolu’nun melodisi de var, arabesk tınılar, roman havası da… Senin müziğinde yerellik çok baskın.

Benim hoşlandığım sesler bunlar. Burada doğdum, beslendim. Çocuk yaşımda dinlediklerimi seçme şansım yoktu. Dolmuşta, sokakta çalanı da dinliyordum. Kulağıma ne geldiyse o bende iz bıraktı. Bu benim kültürüm, bunu sen seçmiyorsun. Ama seviyorsun da, bunlar benim sazlarım diyorsun. Sahipleniyorsun.

‘KÜLTÜRÜN BATILILAŞMAYLA ELE ALINMASI BENİ RAHATSIZ EDİYOR’

İnternet bu dönemde önemli faktör. Hem de küreselleşmeyle beraber küresel bir kültürün oluşması var…

Evet, internet… Ama, bana kalırsa kültür öyle gelişecek bir şey değil. Ben tüm bu olanları yozlaşmak olarak okuyorum. Kültürün batılılaşmayla ele alınması beni rahatsız ediyor. Sanki kültür sadece oraya aitmiş gibi bir algı yaratılmış. Süreklilik, kendi kültürünün devam etmesiyle gerçekleşecek bir şey. Geçmiş kötüyse veya müzik geleneğinde kötü örnekler varsa, beğenmiyorsan sen iyisini yap. Ben bu şiiri beğenmiyorum, bu müziği beğenmiyorum diyebilirsin ama onu beğenmediğin için buraya sırtını dönüp dışarıyı taklit ediyorsan bunda bir sıkıntı var demektir.

Peki sokağı konuşalım mı? Senin beslendiğin en önemli damar sokak. Şarkında da sokağın penceresi yok, çatısı yok diyorsun. Sokağın duvarı, sınırları yok. Herkesi eşitleyen bir tarafı var sokağın. Ya da, hâlâ öyle mi?

Sokakta ilk bakışta herkes eşit gibi görünüyor. Yakın zamanda askerden geldim. Askerdeki ilk günümüzde herkes sivil kıyafetiyle gelmişti. Bu, sosyal sınıfına, yoksulluğuna, zenginliğine, mahallesine, şehrine dair insanların dış görünüşüne göre yorum yapma imkanı veriyor. Ancak herkes üniformasını giyince o ayrım kalktı. İnsanların giydikleri, taktıkları şeyler ayrışmalarına sebep oluyor. Bu arada, insanlara dışarıdan bakıp ona göre değerlendirme yapmanın rahatsızlığını da yaşadım. Ama şunu da unutmamak gerekir ki, günümüzde sokağa da hükmeden markalar var. Sokak artık o kadar özgür değil.

‘BİZ ESKİDEN BERİ GELEN SÖYLEMLERLE SOKAĞA AŞIK OLDUK AMA O SOKAK YOK ARTIK’

Sınıf farkı sokakta ağırlığını hissettiriyor artık, öyle mi? Elbette etiketler giriyor devreye.

Yoksul bir semtte fosforlu Adidas takımını -ama sahte olanını tabii- giydin mi camdan bakan kız mahallemizin çocuğu yakışıklı olmuş diyor. O çocuk kendi mahallesinde kendini yakışıklı hissediyor. Ama Nişantaşı’nda yürüdüğü zaman kendini yakışıklı ve iyi hissetmeyecek. Her yerde herkes rahat yürüyemiyor bence. Etiketler buna engel. Sokak aslında bizim bildiğimiz veya hayal ettiğimiz sokak değil artık. Herkes benim değiştiğimden söz ediyor ama belki sokak değişti. Biz eskiden beri gelen söylemlerle sokağa aşık olduk. Ama çıktık ki, o sokak yok artık. İnsanların ekonomik seviyesine göre semtler belirlenmeye başlandı. Muhtemelen sizin hiç gitmediğiniz semtler, sokaklar vardır. O zaman hangi sokak eşitliği sağlıyor? Her sokak kendi kesimini barındırıyor. Yine eşitlik yok. Savaşabileceğimiz bir alan yok. Kapitalizm çok tehlikeli. Onunla nasıl savaşabilirsin ki?

Şarkında “büyüdüğün sokakta masalın yok” diyorsun, o sokak algısının yıkılması da olabilir bu. Masal sözcüğü yalanı da işaret ediyor, büyülü bir hayatı da.

Masal hem yalanı hem de büyüyü kapsıyor. Bir tarafıyla yalan ve abartılı, bir tarafıyla da süslü ve görkemli. Belki yalan olana da süslü olana da hayaller ve gerçekler çerçevesinden bakmak gerek. Ama büyüdükçe gerçekle karşılaşıyorsun. Aileyi de işaret ediyor masal. Sana çocukken masal anlatmamış, bu ilgiyi göstermemiş olabilirler. O anlamda kimsesizliğe de vurgu olabilir bu. Belki masal anlatacak ailen yoktu, belki çocuk yaşta çalışmaya başladığın için masal dinleyecek vaktin yoktu. Dolayısıyla sadece masallarla büyüyen ama gerçekle yüzleşmeyen bir nesil eleştirisi olarak da bakabiliriz bu şarkıya.

‘İNSANIN KENDİSİ DE, SOKAĞI DA, DÜNYASI DA DEĞİŞEBİLİR’

Gerçek meselesine gelmişken, senin şarkılarında çokça var zaten bu. Bir gerçekler var, bir de insanın kendi hakikati. Senin hakikatin nedir?

Son zamanlarda emin olduğum şey, değişim. Değişimin kötü olmadığı, bunu kabul etmek gerektiği, insanın değişebileceği konusu, benim hakikatim. Sürekli güncellenen bir dünya varken senin gerçeğin hep aynıysa, bunu sorgulamak gerek. İnsanın kendisinin de, sokağının da, mahallesinin de, ülkesinin de, dünyanın da değişebileceği gerçeğini kabul etmesi, buna hazırlıklı olması gerek.

Heyecanı Yok şarkınla geniş bir kitleye ulaştın ve bu şarkı çok sevildi. O şarkıda “Bu hayatın heyecanı meyecanı yok” diyorsun. Sözünü ettiğin şey gündelik hayatın rutini değil, haksızlığa uğramanın rutinleşmesi mi, yoksa geçip giden hayatın telaşı mı?

Şarkının bütününde, bu zor hayat koşullarında mücadele verilirken yaşamla ilgili kaçırılan şeylerden söz ediliyor. Çocuklukta masal dinleyememişsen sıkıntı yaşayabilirsin, polisle bir münakaşan varsa sıkıntı yaşayabilirsin, paran yoksa ya da her şeyi çok hızlı yaşayıp tüketmişsen, hayat seni bir yere savurmuşsa bazı şeyleri kaçırmış olabilirsin… Yani içi boş bir heyecandan söz etmiyorum ben. Yaşayamadığın heyecanlardan söz ediyorum daha çok.

Sanki Bir Halkın şarkısı desem… Protest bir tavır taşıyor o şarkı.

Aşk şarkısı da olabilir o…

Olabilir tabii. Zaten en sert şarkılarında bile, bir anda aşkı çağrıştıran bir vurgu var.

Neden ki? Politik sıkıntıları olan aşık olamaz mı?

Yok, yok bunu sevdim ben. Beni şaşırttığını söylemeye çalışıyorum. Hiç beklemediğimiz bir anda, çok sert bir söylemin içinde bir anda farklı bir duyguyla karşılaştığında tosluyorsun ama bu şarkıyı daha da yükseltiyor. Geçişler çok iyi harmanlanmış. Sözünü ettiğim şey bu. Ayrıca, “aşk politiktir”.

Aşk politik değildir, nasıl bağdaştırabiliriz ki? Ama ayrı da değil. Daha doğrusu tüm bunları bu kadar ayrıştırıp veya bu kadar birleştirip kalıplara sokmak rahatsız ediyor beni. Bir kadına aşıkken politik bir durum beni rahatsız edebilir. Ama bundan dolayı kendimi devrimci biri olarak nitelendirmiyorum. Ben bir sokak çocuğuyum. Müzik yapmayı öğrendim ve sokakta gördüğüm şeyleri müzik yoluyla anlatıyorum. Ülke meselelerini çözme adına komplike planlarım yok. Bazen attığın taş ürküttüğün kurbağaya değmiyor ya, ben ayağımı yere sağlam basmaya çalışıyorum.

‘HİSSETMEDİĞİM BİR ŞEYİ YAZAMIYORUM’

Hissiyat da önemli değil mi?

Evet, hissetmediğim bir şeyi yazamıyorum. Yoksa her gün bir şarkı yazarım. Beni etkileyen, yazmama sebep olacak bir duygu varsa yazıyorum. Çok fazla üreten biri değilim bu anlamda.

Sen beat yapıyor musun?

Yaptığım beatler var. Ama Ateş Berker Öngören’le çalışıyorum yıllardır. Bir dönem Çağrı Sinci ile çalıştım. Etrafımdaki işlerden hoşuma giden olursa alıp kullanıyorum, takıntılı değilim bu konuda.

Şarkı yazarken nasıl hazırlanıyorsun ya da çalışma yöntemin nasıl?

Önce şarkıları yazıyorum. Sonra üstüne beat yapılıyor. Ama önce klip yazıp sonra şarkıyı yazdığım durumlar da oldu. Mesela Ölüler Dirilerden Çalacak, Heyecanı Yok şarkılarının önce senaryosu yazıldı, müziği yapıldı. Söz en son yazıldı. Ben sinemayla da ilgilenmeye başladım. İlk klibimi çektikten sonra görsel algımın daha yüksek olduğunu ve bundan zevk aldığımı fark ettim. Hatta sokakta yürürken sözden çok görüntünün zihnimi meşgul ettiğini de fark ettim. Görsel anlatımın, sözle yapılan anlatımın çoğaltılmasına büyük katkısı var. Açıyı daha da genişletiyorsun…

Yeni bir albüm hazırlığı içindesin bildiğim kadarıyla…

Şu an dönemsel olarak işleri rayına oturtmuş bir müzisyen değilim. Ne yapacağıma dair net bir planım yok. Neye evrilecek, ne çıkacak bilmiyorum. Şu an deniyorum. Muhtemelen çıkan albüm bana da sürpriz olacak.

‘RAP MÜZİK ŞİİRDİR’

Rap’in açılımı “ritmik şiir”. Ve MC’lerin doğal olarak hemen hepsi şiir okuru. Senin beslendiğin şairleri konuşabiliriz.

Evet, rap müzik şiirdir. Şiir çok okuyorum, kendimi toplumcu şiire ve şairlere daha yakın hissediyorum. Müziğimin onların şiirlerindeki tavra yakın buluyorum.

Senin Filarmoni orkestrasıyla bir çalışman var, değil mi?

İzmir’in Tepecik mahallesinde roman müzisyenlerden oluşan bir orkestra var; Tepecik Filarmoni Orkestrası. Onlarla ortak bir çalışmamız oldu. Benim şarkılarımı yeni bir düzenlemeyle baştan çaldılar. Adnan Saygun Kültür Merkezi’nde Tepecik Filarmoni Orkestrası’yla beraber seslendirdim. Bir rap’çi ilk defa Filarmoni Orkestrasıyla böyle bir konser yaptı. Bu benim çok önemsediğim bir konserdi. Rap’in böyle de söylenebileceğini göstermek adına çok heyecanlandım. Bunu devam ettirmeye çalışacağım.