Günsur: Kaygı yerine yaratıcı üretimi koydum

Zeynep Günsur, Hareket Atölyesi'nin oyunu "Kül Kadın"ı anlattı. Günsur, oyundan bahsederken 'kendi kadınlık serüvenlerinden yola çıktıklarını ama sonunda anonim kadına ulaşmayı hedeflediklerini' vurguladı.

Soner Sert  soner_sert17@hotmail.com

Zeynep Günsür tarafından 1999 yılı Kasım ayında kurulan Hareket Atölyesi’nin son oyunu “Kül Kadın”ı, oyunda oynayan oyunculardan biri de olan grubun genel sanat yönetmeni Zeynep Günsur ile konuştuk. Nilgün Büyükgökçesu, Sibel Günsür, Gülsu Okay, Leyla Okan, Gizem Soysaldı, Ece Ulutan, Deniz Yamanus, Zeynep Günsür Yüceil ve Meral Erdoğan’ın oynadığı “Kül Kadın”ı sezonun son oyununu 11 Mayıs Perşembe günü saat 20.30’da Kadir Has Üniversitesi- Haliç kampüsündeki SAHNE Khas’da oynayacak.

“Hareket Atölyesi’’ ne zaman kuruldu, kimlerden oluşur?

Hareket Atölyesi, Zeynep Günsür tarafından 1999 yılının Kasım ayında kurulduğundan beri farklı yaşlardan ve altyapılardan gelen kişilerin her türlü bedenle, farklı disiplinler içinde araştırma çalışmaları yaptıkları bir atölyedir. Araştırmaların merkezinde bedenler ve hareket olsa da; insana ait her türlü ifade üzerine odaklanan bu çalışmalar, mekan/mimari-ses/müzik-hareket/dans-metin/edebiyat-film/medya alanlarının karşılaşmasından da yararlanıyor.

Bu çalışmalar öncelikle bedenlerin kendi içsel tarihi ve hafızasına dayanıyor; yani zihinsel açıklık, fiziksel yetkinlikten önce geliyor. Hareket Atölyesi Topluluğu, ihtiyaçtan doğan kullanımlar, ihtiyaçtan doğan sanat üzerine düşünüyor ve üretmeye devam ediyor. Atölye’nin bir diğer amacı; katılan herkes için farklı yaratıcı alanlar oluşturabilme niyetidir. Dolayısıyla her beden kendi araştırma süreci içindedir ama bunu ortak bir alanda paylaşır.

Ödeneksiz tiyatro yapmanın zorlukları nelerdir?

Tamamen kendi kendini finanse eden bir topluluk olarak öncelikle hayatımızı kazandığımız başka işlerimiz var. Bu, bir çok kişiye göre en büyük zorluk ancak iyi yanlarını da tespit etmek gerekir. Tiyatrodan maddi olarak bir beklentiniz olmaması oldukça özgürleştirici olabilir.

Örneğin, bir proje için aylarca hatta yıllarca çalışabilirsiniz, para kazanmak zorunda değilseniz istediğiniz sahneleme koşullarını yaratmak için daha çok seçeneğiniz olabilir. Bunun yanında; yaratıcılığınızı maddiyattan ayırmanız, maddi bedeli büyük olmayan çözümler üretmeniz gerekir. Büyük prodüksiyonlar yapamazsınız ama kendi istediğiniz etkiyi nasıl yaratabileceğinize dair alternatif yollar üretebilirsiniz.

Sanırım bu son cümlede sorunun esas cevabı gizli: Büyük prodüksiyon yapmayı hayal edememek.

Alternatif tiyatro yapan bir yönetmen olarak gelecekle ilgili kaygılarınız nelerdir?

Gelecek ve şimdiden kaygı duymuyorum. Kaygı yerine her koşulda yaratıcı üretimi koydum. Kaygıya yer yok.

İstanbul’da sergilenen oyun sayısı her geçen gün artarken, seyirci sayısı da artış göstermekte… Seyircinin ilgisinin alternatif tiyatroya doğru kaymasının nesnel sebepleri nelerdir?

İhtiyaç. Yaşam deneyimine karşılık gelecek sanatsal deneyim ihtiyacı. Benim aktif olarak gözlemlediğim son 25 sene içinde ödenekli tiyatroların (devlet ve şehir) içinin boşaltılması, repertuvarların zayıflaması da seyirciyi alternatiflere doğru yönlendiriyor bence.

Ayrıca genç bir seyirci kitlesi oluştu ve onlar zaten 2000’li yıllardan itibaren böyle bir ortamın içine doğdular.

‘’Kül Kadın’’ neyi anlatıyor? Metin nasıl ortaya çıktı? Bir yönetmen olarak neden bu metni tercih ettiniz?

.

.

Masallarla çalışmayı hep istiyorduk. O dönemde özellikle kadınlık üzerine, kadının erginleşmesi üzerine düşündüğümüz için Külkedisi masalı çok uygun gözüktü. Hepimizin kişisel tarihinde külkedisi masalı ile bir ilişki vardı.

Karar verdikten sonra masalın içindeki temalar üzerinden araştırma yapmaya başladık ve tabii Clarissa Estes’in Kurtlarla Koşan Kadınlar’ını yeniden hatırladık. Doğaçlamalarla çalışan bir ekibiz, masal metninden ve kitabın içinden seçtiğimiz metinlerle fiziksel doğaçlamalara başladık, süreç içinde kendi kişisel hikayelerimizden ve bizim külkedisi masalı ile olan ilişkimizden çıkan cümleler de oluşmaya başladı.

Metin parçalı bir şekilde oluştu anlayacağınız. Biz bu parçaların kurgusunu yaptık son aşamada. Yani “neden bu metni tercih ettiniz” sorusunun değil de, külkedisi masalı ile çalışmaya başlayınca “metin kendiliğinden nasıl oluştu”nun cevabını verebilirim bu şekilde.

“Kül Kadın” üretimi, metin ve yönetim anlayışı itibariyle kolektif bir bilince sahip… Bu sebeple sırtını feminist ideolojiye yaslayan bir oyun… Tamamen kadınlardan oluşuyor. Oyunun bir yerinde “bir kadın ölürken yeni kadın doğar” cümlesiyle de izleyiciye bir yaklaşım sunduğunuz söylenebilir mi?

Kadın olarak, farklı kadınlık modelleri, rol modelleri üzerine düşünürken elbette anne ile olan ilişki çok belirleyici oluyor. Oyunda, Kurtlarla Koşan Kadınlar kitabından bir alıntı olarak “…fazla iyi anne ölürken yeni kadın doğar…” cümlesini seçtik. Fazla iyi anne, koruyucu ve kollayıcı anne ile bağları koparmadan erginleşmek mümkün değil. Elbette bu hem kadın hem de erkek için geçerli. Ekibimiz tamamen kadınlardan oluştuğu için doğası gereği feminist bir ekip.

Varlığımız doğal olarak bunu gerektiriyor, özel olarak nasıl feminist bir mesaj verebiliriz ya da feminist bir proje üretelim diye hiç düşünmüyoruz, böyle bir kaygımız da yok. Yaşarken yaratıcı bir alan içinde olmaya, yaratıcı bir dışavuruma ihtiyaç duyduğumuz için üretiyoruz.

Ürettiğimiz şey de doğası gereği bizim kişisel deneyimimiz ve birikimimizle oluşuyor. Ekibi oluşturan kadınların yaş yelpazesi 35-77 olunca, ister istemez bir çok farklı jenerasyonun bakış açısı, vizyonu devreye giriyor. Yani ekibin içinde hem ‘fazla iyi anne’ler hem de onu öldürüp kendi kadınını var edenler birlikte çalışıyor. Esas mesele bu karşılaşmalardan ortaya çıkıyor diye düşünüyoruz.

Oyun biçimsel olarak nasıl bir yerde duruyor sizce? Ben yer yer oyunun bir çağdaş sanat eseri kıvamında bir enstalasyon çalışması olduğunu da düşündüm. Ancak bir yanıyla fiziksel bir yanıyla da deneysel tiyatro da diyebiliriz. Siz yaratıcısı olarak oyunu nasıl kodlarsınız?

Bu kodlama ihtiyacı bizim için hep problem işlerimiz çağdaş dans festivalinde de kendine yer bulabilir, tiyatro festivallerinde de…Biz genel olarak ‘hareket tiyatrosu’ gibi bir kodlama kullanıyoruz. Kül-Kadın özelinde, çağdaş sanat alanında enstalasyon üzerinden bir benzetme yapmanız ilginç çünkü bu işte imge ile ilgili çok çalıştık. İmge üzerinden bir anlatı kurmak için özellikle çok kafa yorduk.

Hareket kurgusu ve imgesel /görsel anlatıyı birleştirmek çok önemli oldu bizim için. Zaten ilk sorunuza verdiğim cevapta da belirttiğim gibi bir çok disiplinin kesiştiği alanları merak ediyor ve araştırıyoruz. Yine de yaptığımız bütün işler gibi bir hareket tiyatrosu çalışması olduğunu söyleriz.

Oyun, kolektif bir ekibin çalışmasıyla ortaya çıkıyor. Farklı mesleklerden, farklı geleneklerden gelen kadınlar performanslarını sergiledikten sonra kendilerine dair bilgiler veriyorlar. Erkekler ile kurdukları ilişkileri izleyiciye anlatıyorlar. Bu bağlamda “gerçekliğin yanılsaması” meselesine dair neler söylersiniz?

Aslında bütün işlerimizde yanılsama ve kurmaca ile ilgili çalışıyoruz. Bir önceki çalışmamız olan aHHval için Türkiye’de oluşmuş bir sivil tarih projesi diyebiliriz örneğin. Bizzat tanıklık edilmiş bir tarihin sivil bağlamda, performatif araçlarla araştırılması sonucunda oluşturduğumuz bir çalışma ister istemez kişisel gerçekliğe dayanıyor ama hafızada kaldığı kadarı veya şekliyle. Dolayısıyla aslında bir kurmaca.

Kül-Kadın için de kendi kadınlık serüvenlerimizden yola çıktığımız ama sonunda anonim kadına ulaşmayı hedeflediğimizi söyleyebiliriz. Kişisel olan nasıl anonimleşebilir? Bu bizim için önemli bir soru. Her şekilde yanılsama ve kurmaca bu araştırmanın temel meseleleri olarak beliriyor.

Bir yandan da kolektif üretim bu bağlamda çok önemli. Farklı birikimlerin içinden bakan insanlar olarak devamlı birbirini değilleyen, çoğaltan, güçlendiren ve farklılaştıran önerilerle çalışıyoruz. Kesin yargılara ulaşmaktan çok; sorgulayan, çarpışan ve birbirine farklı yerlerden bakan vizyonların birlikte ne oluşturduğuyla ilgileniyoruz. Hep bir ‘öteki’ var bu anlamda. Kendini ve ötekini konumlandırdıkça, gerçekliğin farklı yanılsamaları üzerine düşünmek için de alan açılıyor.

Biz bu alanda olmaya ve bu alan içinde üretmeye özen gösteriyoruz hep birlikte. Süreç kesinlikle uzuyor çünkü birbirini can havliyle dinlemek, sormak, karşı çıkmak ve yeniden buluşma noktaları tespit etmek gerekiyor. Kısa zamanda kotarılacak bir şey değil bu. Ya da bizim için değil diyelim. Dolayısıyla uzun soluklu çalışmalar yaparak, kolektif üretimin artılarını daha derinlikli yaşamanın yollarını arıyoruz, bu sırada da gerçekliğin farklı yanılsamaları ve kurguları ile karşılaşmanın heyecanını yaşıyoruz. Sanırım tatmin edici tarafı bu ki, 17 senedir birlikte üretmeye devam edebiliyoruz.

Nerede, hangi günlerde oynuyorsunuz?

Bu sezonun son gösterimi 11 Mayıs Perşembe günü saat 20.30’da Kadir Has Üniversitesi- Haliç kampüsündeki SAHNE Khas’da. Biletler kapıdan alınabilir.

Rezervasyon için 0533-3437869’a mesaj atılabilir.


Soner Sert kimdir?

Sinemacı, yazar. "Köprü", "Baba", "Hastabakıcı" ve "Alarga" isimli kısa filmleri yazıp yönetti. "Duvar" isimli bir öykü kitabı, "Yönetmenler İlk Filmini Anlatıyor" isimli bir de sinema kitabı yazdı.