Nasıl feminist oldum?

Bu kutuplaşma, bu ötekileştirme ve bu çatışma ortamında, "barış" demenin bile suç sayıldığı bir ortamda barış kültüründen, kadınların barışından söz etmek çok meşakkatli. Neyse ki kadınlar cesur!

Sevna Somuncuoğlu* 

DUVAR – Her feministin bir müsebbibi vardı. Hatta bir ara böyle bir röportaj dizisi yapmayı düşünmüş ve bir iki tane de yapmıştım. Tabii koşturmacadan yarım kaldı. Benim müsebbibim Müzeyyen Aytaç. Lise yıllarımdaki sevgilimin annesi. Yani bundan 35-40 sene önce beni Simone de Beauvoir ile tanış eden ve sonrasında yanına katıp Kuğulu Park’a mor iğne dağıtmaya götüren o oldu. Ardından Perşembe grubu toplantıları, Kadın Çevresi Yayınları. Eh büyüdük.

Üniversitede sinema öğrenimi gördüm. Mezuniyet sonrası Ankara’da yapılacak tek sinema işi film festivali düzenlemekti, uzun bir süre düzenledim. Bu döneme feminizmi evden, işten, aileden başlayarak günlük hayatıma geçirme dönemi diyebiliriz. Sadece okumakla olmuyor, içselleştirdiğimiz önyargılarımızı, öğrenilmişlikleri fark etmeden cinsiyetçi hayat sarmalının dışına çıkamıyorsun. Tabii bu farkındalığı ilişkilerine yansıtmak ve dik durabilmek epey çaba istiyor. Kadın olmak ve bunun farkında olmak toplum içinde kazanımlara neden oldu ama birçok fedakârlık yapmak zorunda da kaldım.

‘SÜPÜRGE’Lİ MÜCADELE YILLARI

Ankara Film Festivali, Gezici Film Festivali derken 2000 yılında Uçan Süpürge Kadın Filmleri Festivali’ne geldim. Bu arada 1997 yılında kızım geldi. Çok şey öğrendim. Üç yıl sadece annelik yaptım. Ama bir süre sonra kutu kutu pense oynayamaz oluyorsunuz. O kreşe ben tekrar festivaller dünyasına… Ama bu kez ‘Süpürge’lisinden. Ne hoş bir tesadüf oldu, çok şanslıydım. Hem sinemadan kopmayacak hem de kadın hareketi içinde aktif yer alabilecektim. Süpürge ile yolculuğum kesintilerle de olsa 2014’e kadar sürdü.

14 yıl içinde özellikle yereldeki kadın örgütleri ile tanışmak ve yasa düzenlemeleri için yaptığımız savunuculuk çalışmaları açısından, benim için çok kıymetli bir dönemdi. Bu dönemde kadın hareketi tarihine merak salıp müthiş kadınlarla tanıştım. Bu dönemde çocuklara yolumuzu aydınlatan kadınları tanıtmanın önemini fark ederek filmler, projeler yaptım. Bu dönemde kanunları bilmek, yasa yazım sürecinde söz söylemek için illa hukukçu olmak gerekmediğini öğrendim.

‘BİZDE YOK DOĞUDA O’

Yine bu dönemde nereye gitsek “bizde yok doğuda o” cevabını aldığımız erken ve zorla evliliklerin peşinden Bangladeş’e kadar gittim. Özellikle 2004’ten başlayarak elde edilen kazanımlara tanıklık ettim. Tabii şimdi sadece bu kazanımları elimizde tutabilmek için verilen mücadele canımı ve aklımı daha çok yakıyor.

2014 sonrasında çok geniş tabana sahip bir örgütle Kadınlar Birliği ile çalıştım, projeler yaptım. Ama en kıymetlisi Nezihe Muhiddin filmi yaptım. Hem de bütün şubelerin katkısı ile. Film benim için bu iki anlamda da çok kıymetli. Hem Nezihe gibi bir kadınla neredeyse 6 ay gece gündüz beraber oldum hem de kadınların dayanışması, el vermesi ile ortaya çıkardık.

Son bir yıldır ise barış üzerine kafa yoruyorum. Tabii bu kutuplaşma, bu ötekileştirme ve bu çatışma ortamında, “barış” demenin bile suç sayıldığı bir ortamda barış kültüründen, kadınların barışından söz etmek çok meşakkatli. Neyse ki kadınlar cesur. 20 kadar kadın bir araya geldik, bir dernek bile kurduk. Demir Leblebi Kadın Derneği. Şimdi işimiz gücümüz barıştan söz etmek, barış demekten korkmayanlarla birlikte çalışmak oldu. O barış bu ülkeye kadınlarla gelecek.

Haaa Müzeyyen mi? O hala biricik müsebbibim. Hâlâ öğretmeye devam ediyor.

*Feminist, kadının insan hakları savunucusu, aktivist, Demir Leblebi Kadın Derneği çalışanı.