100. Yıl Çarşısı, hurda karşılığı yıkılan değer mi?

Mimarlık tarihine emek vermiş hocalarımızın jürisinde bulunduğu ve 1'incilik ödülüne layık görülen 100. Yıl Çarşısı’nın hurda karşılığı yıkım haberi muhtemelen benim gibi birçok mimarın, uzmanın, hocanın, örgütün boğazına düğümlenmiş kalmıştır. 'Katli vaciptir' diye çöküntü haline getirilen ve yıllarca bakımsız bırakılan ve köhneleştirilen 100. Yıl Çarşısı, farklı kotlarda çözülmüş teraslaması ile Ankara’ya bakan Cumhuriyet'in değerlerini, seyrinin üst kat ve kotunda algılayan çoklu meydan özelliği ve özgünlüğü ile nadir bir yapı.

Tezcan Karakuş Candan*

Emre Madran hocamızla merdivenlerden indik, Emre Hoca’mın üzerinde kırmızı ekoseli kabanı, elinde belki de bir akademisyenin taşımasına alışık olmadığımız megafonu vardı. Alt katta fuaye tıklım tıklım doluydu. Uzmanlar, mimarlar, hocalar, esnaflar, meslek odalarının yöneticileri hepsi oradaydı. Ulus Anıtı’nda yapılan basın açıklamasından sonra Emre Hoca’mın nefes nefese elinde megafonu ile yetişmeye çalıştığı Ulus panelinin yeri 100. Yıl Çarşısı’ndaki toplantı salonuydu. 100. Yıl Çarşısı aslında Ulus’un kamusal alanlarından biriydi, sendikaların, odaların toplantılarının olduğu; tiyatro izlediğimiz, konser dinlediğimiz bir kültür mekanı, bir buluşma alanıydı. 100. Yıl Çarşısı’nın hurda karşılığı yıkılacağını okuyunca zihnimde beliren anılar çoğaldı. Emre Madran’ın nefesini kattığı, uğruna eline megafon aldırarak sokağa çıkarttığı yapılardan birisi daha -hem de- hurda karşılığı yıkılıyordu. Öyle ağır geldi ki bu okuma. Hurda karşılığı yıkılan Cumhuriyet’in biricik değeri Maltepe Havagazı Fabrikası’nın yıkım ihalesi geldi bir anda gözümün önüne.

‘ÖLÇEĞİ KÜÇÜK ANLAMI BÜYÜK BİR MEYDAN OKUMADIR’

Ulus Tarihi Kent Merkezi hepimiz açısından birçok değeri bir arada barındıran Ankara’nın tarihsel bellek mekanı. Altındaki Roma, üstündeki Cumhuriyet yapıları ile bir kültürler katmanı oluşturan, geçmişle geleceğin kesiştiği çok önemli alanlardan biri. Her bir katmanında farklı bir dönemi göreceğimiz bir kültürler kesiti aynı zamanda. Atatürk Anıtı’yla birlikte ölçeği ile insanı içine çeken Cumhuriyet sıcaklığını yaşatır Ulus Meydanı. Atatürk Anıtı’nda buluşmak, orada hak arama taleplerini dile getirmek, ölçeği küçük anlamı büyük bir meydan okumadır. Zaten Cumhuriyet de mekânların değil anlamların büyüklüğünün rejimidir Türkiye’de. Atatürk’ün mütevazı mekânları bunun en güzel göstergeleridir. Meydanı çevreleyen her bir yapının değeri, anlamı ve döneme tanıklığı vardır. O yapıları okumak kitap okumak gibidir. Kitap okumanın giderek azaldığı günler Türkiye’sinde kent okumak, yapı okumak kültürü de maalesef yitip gidiyor. Ve 25 yıldır bu kenti korumak için mücadele ile büyüttüğümüz umutlarımız her yıkım tehdidi ile biraz daha eksiliyor.

‘YIKIMLAR, YIKIMLAR, YIKIMLAR’

Politik bir başkent olan, planlama ve yapı üretimi ölçeğinde onun simgeselliğini taşıyan Cumhuriyet’in Başkenti Ankara yıllardır, Cumhuriyet’le hesaplaşmanın mekanı haline geldi. Yıkımlar, yıkımlar, yıkımlar. Her bir yapı eksildikçe, yaşantımızdan Cumhuriyet’in emekle, sevgiyle, mücadeleyle koyulan taşları bir bir eksildi.

Öyle çok yıkımlar yaşadı ki Ankara, son 25 yılında bir yüksek yoğunluklu kent savaşı geçirdi neredeyse. Travmalar yaşadı. Maltepe Havagazı Fabrikası, Etibank Binası, Baraj Gazinosu, İller Bankası, Su Süzgeci Binası, Marmara Köşkü, Atatürk Orman Çiftliği, Jandarma Binası ve İşçi Lojmanları, Körfez Lokantası… kimisi depreme dayanıklı değil diye yıkıldı, kimisi gerekçe bile belirtilmeden yıkıldı. Kimisi ranta kurban edildi, kimisi hurda karşılığı ihale ile yıkıldı. Yıkılan her bir yapı Cumhuriyet’in izlerinin, anılarının ağırlığını ve tanıklığını taşıyordu. Şimdi Ankara o yıkımların ağırlığını taşıyor ve bir Cumhuriyet değerinin yıkımını kaldıramayacak kadar da örselenmiş, öfkelenmiş.

Hiçbirimiz unutmadık, Melih Gökçek döneminde 2004 yılında gündeme düşen, bir ülkenin kurtuluşu ve kuruluşunun mekanı olan Ulus’taki yıkım politikasını. Ulus Tarihi Kent Merkezi’nde; Ankara Eski Belediye Binası, Ulus Meydanı İş Hanı, Ankara Hali, Anafartalar Çarşısı, 100. Yıl Çarşısı, Modern Çarşı’nın gündeme gelen yıkımları Ankara’yı ve Ulus’u ayağa kaldırmış, Mimarlar Odası Ankara Şubesi öncülüğünde kurulan, ULUS BENİM kampanyasında kendini ifade etmişti. Ulus’taki yıkımlara, Ulus Tarihi Kent Merkezi, Koruma Amaçlı İmar Planları’na meslek odalarının açtığı onlarca dava, 16 yıldır Ulus için verdiğimiz mücadele ile yıkımlar engellenebilmişti. Ulus Tarihi Kent Merkezi’nde göğsümüzü Cumhuriyet değerlerine siper ederek, patinaj yaptırarak çok az kayıpla bugünlere geldik. Melih Gökçek’in o günlerdeki yıkım projeleri ile Ulus Anafartalar Çarşısı yanındaki Gümrük Müsteşarlığı Binası’nın 2019 yerel seçimlerinden hemen önce yıkılmasını, İller Bankası’nın yıkımı üzerinde arsızca verilen fotoğrafı ise asla unutmadık.

‘YARIŞMADA 100. YIL ÇARŞI PROJESİNİ EFSANE JÜRİ SEÇTİ’

Yıkımı istenen 1950 ve 1960’lı yılların tarihsel yapılarının hepsinin ortak bir özelliği vardı. Hepsinin mimarlık ve kent ölçeğindeki üretimleri de tek akla değil ortak akıla ve çok alternatife uzanan bir hizmet üretim biçimi olan yarışma ile yapılmıştı. Tıpkı Cumhuriyet’in ilk yıllarında, Cumhuriyet’e yakışan yapı üretme ve plan üretme kültürünün ulusal ve uluslararası yarışmalarla elde edilerek daha iyiye ulaşma yaklaşımı gibi. Hep daha iyiyi ve daha güzeli arama yaklaşımının, katılımcı bir sürecin mekanizması idi o dönemde yarışmalar.

1967 yılında yarışma ile elde edilen Semra Dikel ve Orhan Dikel tasarımının kazandığı yarışmanın jürisi efsane bir ekipten oluşuyordu. Orhan Alsaç, Şevki Vanlı, Neriman Birce, Sahih Öke, Ferzan Baydar, Vahit Erhan, Muammer Özdemir. Mimarlık tarihine emek vermiş hocalarımızın jürisinde bulunduğu ve 1’incilik ödülüne layık görülen 100. Yıl Çarşısı’nın hurda karşılığı yıkım haberi muhtemelen benim gibi birçok mimarın, uzmanın, hocanın, örgütün boğazına düğümlenmiş kalmıştır. ‘Katli vaciptir’ diye çöküntü haline getirilen ve yıllarca bakımsız bırakılan ve köhneleştirilen 100. Yıl Çarşısı, farklı kotlarda çözülmüş teraslaması ile Ankara’ya bakan Cumhuriyet’in değerlerini, seyrinin üst kat ve kotunda algılayan çoklu meydan özelliği ve özgünlüğü ile nadir bir yapı. Bugün bu özelliklerini algılayamıyorsak eğer, bunun çözümü yıkmak değil, Ankaralının bunu algılayacağı, hissedeceği kent terasını açığa çıkartacak onarımların ve düzenlemelerin yapılmasıdır.

Kırmızı ekoseli kabanı, elinde megafonla 100. Yıl Çarşısı’nın da içerisinde olduğu yapılar yıkılmasın diye meydana çıkan Emre Madran hocamızın anısına, hiçbir şey için geç olmadığını umut etmek istiyoruz. Beklentimiz Anafartalar Çarşısı gibi 100. Yıl Çarşısı’nın da korunması, hurda karşılığı yıkım ihalesinden vazgeçilmesi ve Cumhuriyet’in mekân üretme kültürüne yakışır şekilde, Ulus’un bütüncüllüğü içerisinde Ulus Meydanı ve 100. Yıl Çarşısı’nın ele alınması, onarılması ve kamusal kullanıma açılmasıdır.

*TMMOB Mimarlar Odası Ankara Şube Yönetim Kurulu Başkanı

.