YAZARLAR

KKTC kıskaçtan kurtulabilecek mi?

KKTC iç siyasetine karışmakla, zaten ikiye bölünmüş adanın kuzey tarafında da bölünmenin tohumlarını da attık. Türkiyeciler ve AB’ciler, federasyoncular, bağımsızlıkçılar gibi bir bölünmenin önümüzdeki yıllarda derinleşmesi olasılık dışı değil. Yani ekonomik açıdan zaten zor günler yaşayan KKTC’yi artık daha derin iç siyasi krizler de bekliyor.

1974 Barış Harekatı Türkiye’nin “garantörlük haklarının kendisine yüklediği sorumluluğun yerine getirilmesi temelinde” gerçekleştirilmiş bir harekattı ve Türkiye’de de Kıbrıs’taki Türk toplumunda da sorgusuz sualsiz memnuniyet ile karşılanmıştı. Süreç bir süre sonra KKTC’nin ilanı ile devam etti ancak KKTC halkının sorunları hiçbir zaman çözüme kavuşturul(a)madı. Uluslararası müzakereler ve bunun doğurduğu sorunların yanı sıra, 'Türkiye’nin KKTC’ye yönelik politikaları' başlıkları altında sayılabilecek bu çözümsüzlük, Türkiye gibi ülkeler için “kronik çözümsüz siyasal meselelerden biri” olarak görülürken, KKTC halkı için yakıcı somut bir sorun olarak öylece duruyor.

1974 öncesinde de yani Kıbrıs Cumhuriyeti zamanında da elbette Türklerin durumu lüks değildi, 1974 sonrasında değişen tek şey, sorunların Kıbrıs vatandaşı olarak değil Türkiye’nin yardımında KKTC vatandaşı olarak yaşanması oldu. Yani neredeyse 50 yıldır KKTC halkı açısından değişen hiçbir şey yok. “Bağımsızlık, başkalarının boyunduruğu altında yaşamamak az şey mi?” sorusu sorulabilir, işte tam da sorgulanması, üzerinde konuşulması gereken budur.

KKTC adı üstünde cumhuriyet ancak ne kadar bağımsız? Türkiye’nin boyunduruğunda yaşıyorlar demek ağır olur kuşkusuz, ancak bugün yaşadıkları sorunlar uluslararası tanınırlığın olmamasının yanı sıra, Türkiye’nin uyguladığı politikalardan kaynaklanıyor demek abartı olmaz. Şöyle ki;

Türkiye 1974 harekatı ile birlikte daha sonra KKTC olarak ilan edilen topraklara hakim olduktan ve cumhuriyet ilan edildikten sonra bu toprakları kendi illerinden birisi olarak görmeye devam etti.

Bu ülke ile ilişkimiz Türklük damarını diri tutmak, askeri mevcudiyet ve devlet memurlarının maaşlarının ödenmesi üzerinden yürüdü, yani bunun dışında KKTC’ye tek çivi bile çakmamışız. Bu bir yandan KKTC ekonomisini bitirirken diğer yandan KKTC halkını, bürokrasisini bize bağımlı hale getirmiş.

Türk iş insanlarının sayısı 1974 öncesinde, yani Rum hakimiyeti sırasında da çok düşükmüş. Ancak 1974’ten sonra yıllar içerisinde var olanlar da zayıflamış ya da yok olmuş. Haspolat ve Lefkoşe sanayi kentlerinde yapılan üretimler vardı mesela. İngiltere’den ithal edilen kumaşlar bu sanayi kentlerinde var olan onlarca atölyede konfeksiyon ürününe çevrilip tekrar İngiltere ya da başka ülkelere gönderiliyordu. Türkiye’de de tanınan iş insanı Asil Nadir’in İngiltere’de dava konusu olan Polly Peck, Unipac gibi firmaları da KKTC adı ile birlikte anılan firmalardı. Bu firmalara plastik boru üreticisi Sanayi Holding, daha Türkiye’de teneke kutu kola yokken kutu kola üretimi yapan Bixi kola gibi şirketler de eklenebilir. Ancak bu şirketler zamanla yok olmuşlar. Haspolat ve Lefkoşe sanayi kentleri ise üretim özelliğini kaybedip oto tamircilerinin, inşaat malzemeleri satan işyerlerinin toplandığı alanlar haline gelmiş.

Elbette KKTC ekonomisi yukarıda saydığımız şirketler ve sanayi bölgelerinden ibaret değildi. Ancak bu gibi örneklerin 1974 yılındaki nufüs göz önüne alındığında KKTC için önemli örnekler oldukları kuşkusuz ve sorun, bir yanıyla bu örneklerin çoğaltılamamasından kaynaklanıyor. Rumlar zamanında var olan fabrikaların kapanması, hatta Kıbrıs üretimi olam hellim peynirinin bile üretilememesi (halihazırda bir Türkiye firması tarafından üretiliyor) gibi örnekler de cabası olmuş. Diğer yandan, örneğin KKTC’nin narenciye gibi alanlarda AB ülkelerine yaptığı ihracat 1990’lı yılllarda AB üyesi Rum tarafının şikayeti ile kesilmiş olmasına rağmen KKTC, üreticisi ve sanayicisinin dev bir pazar olan “anavatan” Türkiye’ye ihracat yapabilmesi için de ne bir teşvik olmuş ne de gerekli düzenlemeler yapılmış. Yani “elin oğlunu” suçlamadan önce bakmamız gereken yer Ankara. Örneğin Türkiye KKTC’de özel sektörün gelişimini teşvik etseydi belki de şimdilerde 80 bin olan memur sayısı 40–50 bine düşecekti ve KKTC halkı Türkiye’ye “el açmak” zorunda kalmayacaktı.

Ankara KKTC’nin kendi ayakları üstünde durmasını sağlamamak bir yana, her yıl belirli miktarlarda maddi yardımlar yaparak KKTC’yi kendisine bağımlı hale getirmiş.

İşin ekonomik yanı bu şekilde, bir de siyasal yanı var. Ankara için KKTC halkı mı önemli yoksa bir toprak parçası olarak Kıbrıs mı? İyi niyet ile her ikisi de diyelim. Ama KKTC halkı lehine bugüne kadar hiçbir ilerlemenin sağlanamamış olması ve KKTC halkı yaklaşık 50 yıldır dayağı yerken Türkiye’nin dayağı sayan pozisyonunda olması, kendi çözüm alternatiflerini denemeleri için rahat bırakılmaması, “benimle de olmaz, bensiz de olmaz” politikasında ısrar edilmesi karşısında KKTC’li olsaydınız siz ne düşünürdünüz?

Siyasal açıdan şöyle bir sorun da var: KKTC için bugüne kadar üretilmiş bir strateji var mı? Olduğuna dair bir bilgi yok, olsa olsa proaktif Rum adımlarına verilen yanıtlar var. Bu da KKTC halkını alternatifsiz bırakan nedenlerden biri.

KKTC halkı açısından açmazın ikinci tarafını diğer alternatifler oluşturuyor. Mesela Annan Planı gibi planlar hayata geçirilseydi KKTC halkının sorunları bitecek miydi? Yine azınlık olarak yaşamaya devam etmek zorunda kalacaklardı. Bu da KKTC halkının birinden kaçarken diğerine yakalanması demek olacaktı ki, KKTC halkı bunu da istemiyor. Ancak alternatif yok. AB “refahın adresi olarak” Türklük, bağımsızlık gibi birtakım değerlerden vazgeçip kendisine (Rum tarafına) tabi olmayı gösteriyor ancak bu da KKTC halkına uyan bir çözüm değil.

Bu çözümsüzlük nedeniyle KKTC tarafı yaklaşık 50 yıldır yerinde sayıyor, bugünlerde Ermenistan’a karşı yanında yer alınan Azerbaycan tarafından bile tanınmıyor. AB üyesi Rum tarafı ise Rusya, Mısır, İsrail gibi devletler ile ilişkilerini geliştiriyor.

Bu alternatifsiz durum devam ettiği sürece Ankara’nın KKTC iç siyaseindeki ağırlığı da artıyor. Oysa ideal olan KKTC’nin tanınması ve “yavru vatan” vasfından kurtulmasıydı. Ancak bu, hatalı politikalar nedeniyle olmadı. Daha da acısı bundan sonra olacağını düşündürecek bir gelişmenin olmaması.

Üstelik gelecek için kötümser senaryolar düşünmemiz için başka sebepler de var. KKTC iç siyasetine karışmakla, zaten ikiye bölünmüş adanın kuzey tarafında da bölünmenin tohumlarını da attık. Türkiyeciler ve AB’ciler, federasyoncular, bağımsızlıkçılar gibi bir bölünmenin önümüzdeki yıllarda derinleşmesi olasılık dışı değil.

Yani ekonomik açıdan zaten zor günler yaşayan KKTC’yi artık daha derin iç siyasi krizler de bekliyor.

Bu şekilde olmamalıydı. 1974 harekatı kuşkusuz o dönemin şartlarına göre zorunluydu ancak KKTC halkı bütün bunları yaşamak zorunda mı(ydı)? Ankara’nın KKTC halkının kendi iradesi ile hareket etmesine müsaade etmesinin vakti çoktan geçti bile.


Musa Özuğurlu Kimdir?

Gazeteci. Mesleğe 1994 yılında başladı. Çok sayıda radyo ve TV kanalının haber merkezlerinde editörlük, muhabirlik, program sunuculuğu yaptı. 2010 yılında TRT Türk’ün Suriye temsilcisi olarak çalışmaya başladı. Suriye’de 2011’de başlayan süreci 2016 yılına kadar yerinde takip eden az sayıda yabancı gazeteciden biridir. Alanı Suriye başta olmak üzere Ortadoğu. Halen TELE 1'de hafta içi her sabah Türkiye ve dünya medyasının gündeme yaklaşımını da yorumladığı “Gün Başlıyor” programını sunmaktadır.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR