Koray Sarıdoğan'dan Yeraltı Kütüphanesi... 'Ben hâlâ 90’ların o tutkulu halinin peşindeyim'

Koray Sarıdoğan'ın 90’lar altkültürünü biçimlendiren konulara değindiği çalışması "Yeraltı Kütüphanesi", Karakarga Yayınları tarafından yayımlandı. Asıl amacının bir kılavuz arşiv oluşturmak olduğunu belirten yazarın kitabı, İntro, Yeraltı Kütüphanesi’nin Kısa Tarihi, Outro: Geçmişten Yarına Ne Kaldı? başlıklarının dışında çalışma, 90’larda Türkiye: Altın Çağ mı, Bedbahtlıklar Kuşağı mı?, Yeraltı Kütüphanesi’ne Giriş, ve Röportajlar olmak üzere üç temel bölümden oluşuyor.

Google Haberlere Abone ol

Hande Balkız

Koray Sarıdoğan, Yeraltı Kütüphanesi '90’lar Türkiyesi’nde Altkültür: Rock, Dergi, Fanzin, Edebiyat' adıyla yayımlanan son kitabında 90’lar altkültürünü biçimlendiren konulara değiniyor. Bir giriş kitabı niteliğinde olmasına rağmen arka plandaki titiz araştırmanın derinliğinin gözden kaçmadığı çalışmada Sarıdoğan, dönemin öncesi ve sonrasını da hesaba katarak ilerliyor. Bu bağlamda araştırmanın 1960’lardan 2000 ve sonrasına uzanan bir süreci; sosyo-kültürel, ekonomik ve politik gerçeklikleri dikkate alarak oluşturulduğu söylenebilir. Toplumsal hafızanın zemininde bir kazı alanına dönüşen çalışma, dönemin eğilimlerini farklı uçlara çekerek okura geniş bir perspektif sunuyor. Zaman zaman Sarıdoğan’ın otobiyografisinden, kişisel meraklarından da beslenen çalışmanın ilk düşünsel adımının “Acaba Türkiye’de Rock müzik üzerine hangi kitaplar yayımlanmıştı?” (s.11) sorusuyla atıldığını öğreniyoruz.

Bugünden bakıldığında 90’ların kendine has ritmiyle bir nostalji yarattığını gözlemliyoruz. 90’lar partileri, müzikleri, moda akımlarıyla tekrar tekrar üretilmeye devam eden bir kültürel doku. Sarıdoğan “Peki 90’lar bir altın çağ mıydı yoksa arka planı, gündemi, ambalajı farklı başka bir Türkiye versiyonu muydu?” (s.8) sorusunu merkeze alıyor ancak çalışma, bütünüyle bu sorunun ekseninde gelişmiyor. Bu nedenle 90’ların neşeli, renkli, eğlenceli atmosferinin arkasındaki siyasi karmaşaya da değiniliyor. “90’lar için bir “altın çağ”ın hatta bir altkültürün söz konusu olup olmadığını, 90’ların asi, kayıp, kendine bir ses arayan, tümüyle politik değilse de varoluşsal anlamda muhalif ve sıradışı çocuklarını ve onların yaptığı üretimleri konuşacağız” (s.8) diyor Sarıdoğan ve asıl amacının bir kılavuz arşiv oluşturmak olduğunu belirtiyor. İntro, Yeraltı Kütüphanesi’nin Kısa Tarihi, Outro: Geçmişten Yarına Ne Kaldı? başlıklarının dışında çalışma, 90’larda Türkiye: Altın Çağ mı, Bedbahtlıklar Kuşağı mı?, Yeraltı Kütüphanesi’ne Giriş, ve Röportajlar olmak üzere üç temel bölümden oluşuyor.

İNTRO, YERALTI KÜTÜPHANESİ'NİN KISA TARİHİ 

Çalışmaya dair genel sorularla açılan bölüm, içeriğin temel hareket noktalarının altını çizerek ilerliyor. 90’ların sosyo-kültürel koşullarını biçimlendiren etmenlerin, altkültürün mayasını oluşturan rock müziğin ve onu destekleyen punk’ın, müzik dergilerinin, fanzinlerin, mekânların rollerine yer veriliyor. Mekânın kurucu özelliğine dikkat çekilen bölümde ‘Kemancı’ örneğinden hareket ediliyor. ‘Kemancı’nın tek tük çalınan rock parçalarından sanatçı, entelektüel, şair ve öğrencilerin bir araya geldiği rock bar kimliğine büründüğü süreç kısaca aktarılıyor.

90'LARDA TÜRKİYE: ALTIN ÇAĞ MI, BEDBAHTLIKLAR KUŞAĞI MI?

Soru cümlesi bir başlıkla açılan bölüm, çalışmanın bütününde egemen olan bir kaygıyla örülüyor. Herhangi bir dönemi etrafındaki koşullardan bağımsız anlatmanın sakıncaları… Bu nedenle Sarıdoğan sakıncaların yaratacağı kör noktaları hedefe alarak başlıyor. Altkültür veya rock tarihi üzerine yapılacak bir araştırmanın dönemin özellikle politik zemininden kopmadan yapılması gerektiğini belirtiyor.

90’lar hem Türkiye hem de dünya için bir geçiş dönemini ifade ediyor. 2000’lere yaklaştıkça temposu yükselen akış, toplumlara görece özgürlükler sunarken diğer taraftan belli kalıplara da hapsediyor. Tüketime, eğlenceye, bir anlamda umursamazlığa ve apolitikliğe yönlendirilen toplum, kolayca egemenlik kurulabilecek bir yapıya dönüştürülüyor. Dünyada 1989 Berlin Duvarı'nın yıkılışı ve 1990 Körfez Savaşı'yla hareketlenen dönem Türkiye için de çeşitli realitelerle ilerliyor. Bu bağlamda renkli 90’ların arka planına bakılmazsa 12 Mart 1971 Askeri Muhtırası, 6 Mayıs 1972’de Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının idam edilmesi, 1 Mayıs 1977’de Taksim kutlamalarındaki katliam, Çetin Emeç, Bahriye Üçok ve Uğur Mumcu cinayetleri görünmez kalıyor. Sarıdoğan, rock müzik tarihi ve altkültüre dair kodları bu gerçekliklere yaslayarak anlatıyor. Dünyada blues ve rock’n roll’un rock ve metal’e, oradan heavy metal ve trash metal’e ulaşan süreç Türkiye özelinde - sebepleri kitapta ayrıntılı veriliyor- 80’lerin sonuna rastlıyor.

Dünyadaki kronolojik gelişimi takip ederek önce Rock’n Roll’a evrilen, ardından saykodelik soslarla buluşan müzik Türkiye’de başka türlü bir dönüşüme uğruyor. Barış Manço, Erkin Koray, Cem Karaca, Moğollar gibi popüler örneklerle başlayan Rock, Batılı Rock’tan biraz farklı. Dünyadaki öncülleri gibi Batılı bir soundla, hatta ağırlıkla İngilizce başlayan Türkiye’deki Rock’n Roll, çok geçmeden saykodelik tınılarla da birleşerek ve bu toprakların sound’una yaklaşarak Anadolu Rock veya Anadolu Pop örneklerine dönüşüyor.” (s.19)

80’lerde başlayıp 90’larda yükselişe geçen altkültürün oluşum aşaması pop, arabesk dışında kalanların beğenileriyle şekilleniyor. Başlangıçta birbirinden haberi olmayan, örgütlenmemiş kişiler zaman içinde buluşma fırsatlarına kavuşuyor. (30 Mayıs 1981’de Egzotik Band, Taksim Fitaş Sineması’nda 1500 kişilik bir konser verir. ) 80 öncesindeki rock müzisyenleri gibi ilk müzisyen/okur/dinleyici grupları da genellikle ekonomik açıdan yüksek düzeydeki kişilerden oluşuyor. Kent kültürü içinde yetişen bu gruplara zaman içinde öğrenciler, işçiler ve memurlar da dahil oluyor. “Bu noktada 90’ların özgün deneyiminin bir başka yönü çıkacaktı ortaya: Paylaşım ve bir aradalık. 90’larda bir altın çağ aranacaksa bu anlamda “paylaşımın altın çağı” demek yanlış olmayacaktır.” (s.24-25) Paylaşımın ve bir aradalığın öne çıktığı dönem rock müzik ve ona bağlı etmenlerle gelişen çerçeveyi kaçış alanına, başka bir varoluş alanına dönüştürüyor. Kitapta İstanbul ve İstanbul dışındaki mekânlara, ses getiren konserlere dair ayrıntılı bilgiler yer alıyor.

Çalışmada dikkati çeken noktalardan biri de rock müzik ile gelişen kültürün bir dönem satanizm ile ilişkilendirilmesi. Sarıdoğan’ın Türkiye Rock Tarihinin 11 Eylül’ü: 1999 Satanizm Operasyonları alt başlığı ile değindiği bölümde rock müzik çevresinin yaşam tarzları, özgürlük anlayışları, kıyafet/aksesuar tercihlerinin eleştirel söylemlerin hedefi haline geldiği aktarılırken Akmar baskınının sebep olduğu gerilim dile getiriliyor. Toplumsal hafızada bu baskın ve baskınla geliştirilen algıların rock kültürünü etkilediği ancak bir tıkanmaya neden olmadığı bilgisi veriliyor.

Peki 90’lar neden özel neden bu kadar önemli ? İnternet ve sosyal medyanın gücünün olmadığı bu süreçte iletişimin televizyon, radyo, kitap, dergi ve mekânlar aracılığıyla sağlanması kısıtlılık düşüncesine neden olurken diğer tarafta yüz yüze iletişim artıları ortaya çıkıyor. Zira bu dönem doğrudan rock ile ilgili olmasa da underground edebiyatın ve yayıncılığın hız kazandığı, müzisyenlerin, edebiyatçıların, dinleyici ve okurların bir araya geldiği bir dönemi ifade ediyor.

“Türkiye’de 90’lar bir altın çağ mıydı?” sorusunu Sarıdoğan şu cümlelerle yanıtlıyor : “(…); en yeni yaygın teknolojinin fotokopi olduğu, her türlü imkanın sınırlı ve zahmetli olduğu bir ortamda o şarkılar yapıldıysa, ağır aksak ve zik zaklı da olsa o dergiler, kitaplar, fanzinler çıktıysa, birbirini tanımayan, “kayıp” olması istenen bir kuşak bir araya gelip öncesini ve sonrasını birbirine bağladıysa evet, nitelikli ve tutkulu üretim açısından 90’lar bir altın çağdı.” (s.42 )

YERALTI KÜTÜPHANESİ'NE GİRİŞ

90’lar altkültürünün yayın hattını ele alan bu bölüm; müzik kitapları, müzik dergileri ve fanzinler, edebiyat cephesi alt başlıklarına ayrılıyor. Yayınların türlerine ve içeriklerine yönelik bu sınıflamada bandrollü raf ürünleri ile bandrolsüz ürünler ve edebiyat dışı ürünler ayrımına gidiliyor. 80 öncesinin müzik kitapları daha çok geleneksel müzik unsurları ağırlıklıyken (Halk oyunları, Türk çalgıları, klasik Türk müziği vb. ) bu dönem rock, punk ve metal ile içeriğin genişlediği görülüyor. 1956’da Hayalet Oğuz (Oğuz Haluk Alplaçin) ve kitabı Dünya Sarsılıyor: Rock’n Roll istisnai bir örnek olarak karşımıza çıkıyor. 1975 tarihli ve Simone Bertaut imzalı Kaldırım Serçesi-Edith Piaf, E Yayınları'ndan Aydın Emeç çevirisiyle yayımlanıyor. Türkçedeki ilk John Lennon kitabı ise 1991’de Cem Akaş çevirisiyle John Lennon: Kendi Yazdıkları adıyla raflarda yer alıyor.

90’larda Stüdyo İmge, müzik yayıncılığında bir ekol olarak beliriyor. Rock tarihi üzerine kitaplar basan Stüdyo İmge’nin açtığı yola Korsan Yayınları, Altıkırkbeş ve Pan Yayıncılık da ekleniyor. Altıkırkbeş Yayınları, 2000’ler sonrasına da kendini taşırken Pan Yayıncılık, müzik konusundaki yayınları genişleterek teknik, metodik, zaman zaman akademik ürünler de basıyor.

Az sayıda müzik kitabının basıldığı dönemde dergi ve fanzinler için süreç daha hareketli ilerliyor. Okur ve dinleyici kitlesinin düşünsel ve duygusal eğilimlerini yönlendiren, iletişim kısıtlamalarını olumlu uca çeken, dergiler ve fanzinler oluyor. Koray Sarıdoğan, bu dönemde dergi ve fanzin arasındaki biçimsel farkların pek fazla bilinmemesi nedeniyle tanımlamaların karmaşıklaştığını not düşüyor. Dolayısıyla dönem içinde dergi adını taşıyan fanzinlere rastlanıyor.

Yeraltı Kütüphanesi, Koray Sarıdoğan, 232 syf., Karakarga Yayınları, 2020.

Ortaya çıktığı her dönemde ve coğrafyada fanzinler, ana akımın kültürel, politik ve ekonomik hegemonyasında sesleri duyulması istenen kitlelerin ses verdikleri mecralar olagelmiş. Kapitalizmin bugünkü biçiminde kendini fiziksel olarak gösterdiği ilk günlerden bu yana büyük yayın kuruluşlarının, holding, banka veya devlet desteği alarak onların istediği sınır ve biçimlerde hazırlanan yayınların “altında” değil “karşısında” olmuşlar.” (s.70 )

Farklı bakış açıları geliştirmek, dayatılan kuralları aşındırmak ve ana akım medyanın karşısında var olabilme amacını taşıyan fanzinler dönemin egemen değerlerini, benimsetilmek istenilen algıları değil sokağın dilini, tavrını yansıtıyor. İlk fanzinler olarak 1971-1978 arasındaki Antares ile 1991’de çıkmaya başlayan Mondo Trasho ve Laneth kabul ediliyor.

Antares, fanzin formatında ancak dergi tanımını kullanan bir bilim kurgu yayını. Bu konuda dünyadaki ilk fanzin örneklerine tematik açıdan bağlanıyor. Zira fanzin tarihinin ilklerinde de –bugün hâlâ ilk fanzinin 1926’da Hugo Gernsback tarafından yayımlanan Amazing Stories mi yoksa 1930’da Science Correspondence Club tarafından yayımlanan The Comet mi olduğu tartışılıyor- bilim kurgu içeriği bulunuyor, ayrıca Antares de Amazing Stories ve The Comet gibi fanzin tanımını kullanmıyor. Fanzin adı kullanılan ilk yayın ise 1940’ta Russ Chauvent tarafından yayımlanan Detours. Sarıdoğan, kitabında 1965 tarihli Çaydaaaan Çaya Yayınlanır Gayri İlmi Biyolojik Dergi başlığı taşıyan 8 sayfalık bir yayından da söz ediyor. Teksir kağıtları üzerine el yazısıyla hazırlanmış bir fanzin örneği. Fanzinlerde dikkati çeken diğer bir örnek, 1987’de İstanbul Erkek Lisesi öğrencilerince çıkarılan Reactio. Bazı nüshaları Almanca ve Türkçe hazırlanmış olan Reactio’nın yazarlarına ulaşan Sarıdoğan, fanzinin hikâyesini bugünün okuruyla buluşturuyor.

Laneth’in hem müzik yayıncılığı hem de fanzincilikte dönemin nabzını tuttuğu bu bağlamda da ayrı bir öneme sahip olduğuna dikkat çekiliyor. Metal müziğe dair dünya ve Türkiye güncelini yansıtan içeriğiyle öne çıkan Laneth, Çağlan Tekil tarafından hazırlanıyor. Fanzinler dışında dönemin edebiyat cephesine bakıldığında İmge, Korsan ve Altıkırkbeş Yayınları'yla okurun Beat kuşağıyla tanıştığı aktarılıyor. Varlık, Adam Sanat, Kitap-lık gibi yayım hayatına daha önce başlamış dergilerin yanı sıra dönemin dilini ve atmosferini yansıtan Hayalet Gemi, Şizofrengi ve Fol dergilerine değiniliyor. 1992-1998 arasında çeşitli kesintilerle yayımlanan Şizofrengi dergisinin sloganı olan “Bütünüyle kuşkudayız” cümlesi genel çerçevede dönemi de özetleyen bir cümle niteliği taşıyor.

küçük İskender’in de sahneye çıktığı bu dönem Deniz Durukan, Altay Öktem, Çağlan Tekil, Aptülkadir Elçioğlu (Aptülika), Halil Turhanlı, Güven Erkin Erkal, Mehmet Şenol Şişli eser ve emekleriyle dikkat çeken isimler olarak detaylı aktarılıyor. Farklı estetik düzlemlerdeki eserleriyle öne çıkan Altay Öktem’in Şeytan Aletleri: Fanzinler, Demolar, Fotokopi Afişler, Genel Kültürden Kenar Kültüre 101 Fanzin adlı kitapları dönemin fanzin kültürü için adeta bir bellek oluşturuyor. kontrolkulesi.com’un yaratıcısı Deniz Durukan’ın Öküz dergisindeki yazıları ile Türk Rock 2000 (Güven Erkin Erkal ile birlikte ), Türk Rock 2001, İyiler Siyah Giyer adlı kitapları önemli içerikler olarak karşımıza çıkıyor.

Döneme dair bellek dökümü sunan bu bölümde Barış Manço, Cem Karaca ve İlhan İrem’in dönem içindeki yeri, Ahmet Kaya’nın Bulutsuzluk Özlemi hakkındaki söylemleri, Orhan Gencebay ile Sid Vicious, Ahmet Kaya ile John Lennon’ı aynı sayfalarda buluşturma çabaları, Bob Marley’in “Esrar içiyor o herif” cümlesiyle ötelenmesi gibi okurların ilgisini çekecek pek çok ilginç detay yer alıyor.

RÖPORTAJ

Kitabın en ilgi çekici yanlarından biri sanırım röportajlar bölümü. Sarıdoğan’ın Altay Öktem, Aptülkadir Elçioğlu (Aptülika), Çağlan Tekil, Murat Beşer ve Şenol Erdoğan ile yaptığı röportajlar hem dönemin genel özelliklerine hem de dönem tanıklarının bugünden geçmişe uzanan süreci nasıl değerlendirdiklerine dair yorumlar içeriyor.

OUTRO: GEÇMİŞTEN YARINA NE KALDI?

Ursula K. Le Guin, Yazma Üzerine Sohbetler kitabında dilin sesinin her şeyin başlangıcı olduğunu ve dilin temelde fiziksel bir şey olduğunu söyler. (1) Ve bunu da Virginia Woolf’un “Üslup ritimdir- zihindeki dalgadır” cümlesinden esinlenerek ürettiğini belirtir. Kurmaca veya kurmaca dışı metinleri okunur kılan dilin kullanımıdır. Okuru sıkmadan, anlatılmak isteneni -ki bu çok didaktik bir metin de olabilir- belli bir akış içinde, kendi ritminde aktarmak… Yeraltı Kütüphanesi metnin iskeleti (bölümleri, altbaşlıkları, sıralama vb.) açısından sağlam ve dilin kullanımı açısından da akışkan bir metin kanımca. Okuru sıkmadan, okurun bilgi yığını içinde kaybolmasına neden olmadan ilerleyen bir kılavuz arşiv çalışması. Bölümlerde verilen bilgiler, her bölümdeki kitap, dergi, fanzin listeleri, kitap sonunda yer alan gazete kupürleriyle Sarıdoğan’ın argümanlarını sağlam bir zeminde biçimlendirdiğini gösteriyor. Yeraltı Kütüphanesi, günümüz okurunu 90’larda rock müzik çevresinde gelişen kültürel dokuyla buluşturan ve genişletilmeye açık, değerli bir çalışma.

Dipnotlar

  1. Ursula K. Le Guin, Yazma Üzerine Sohbetler (çev. Özde Duygu Grkan), Metis Yayınları, İstanbul, 2020, s. 22-23

*Başlık Çağlan Tekil röportajından alınmıştır.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR