Kürtçe sinema dergisi: Temaşe

Temaşe dergisi, Kurmancî, Zazakî ve Soranî yazılara yer veren ilk sayısıyla dijital olarak yayımlandı. Derginin editörlüğünün yanı sıra Genel Yayın Yönetmenliği'ni de üstlenen Cihan Ulus ile Temaşe'yi konuştuk.

Nuray Pehlivan  npehlivan@gazeteduvar.com.tr

İZMİR- Kürtçe sinema dergisi Temaşe’nin ilk sayısı okuyucularıyla buluştu. Uzunca bir dönemdir süregelen durgunluk ve onu takip eden pandemi sürecine rağmen Kürtçe yayıncılıkta kendisinden söz ettiren gelişmeler yaşanıyor. Bu gelişmeler içerisinde en çok ilgi çekenlerden birisi de geçtiğimiz günlerde yayın hayatına başlayan Temaşe Dergisi oldu. 3 ayda bir yayımlanması planlanan derginin tamamı internet üzerinden PDF şeklinde yayınlanacak. Editörlüğünü Mehmûd Beyto ve Cîhan Ulus’un yaptıkları dergi Amed Hesen’in redaksiyondan, Ridvan Xelîl’in ise mizanpajdan sorumlu olduğu küçük bir kadro tarafından hazırlandı.

Kürtçenin Kurmanca, Zazaca ve Soranca lehçeleriyle yayın yapan derginin ilk sayısında Sinema ve Edebiyat, Netflix, Sinema ve Mizah, Charlie Chaplin ve Kapitalizm, Steven Spilberg, Theodoros Angelopoulos, Milos Forman, Ali Kemal Çınar ve Mizgin Arslan gibi ilgi çeken yönetmenler ve konular üzerine yazılmış yazılar yer alıyor. Kürt ve Dünya sinemasına dair zengin bir içerikle yola çıkan Temaşe, özellikle Kürt sineması konusunda başlıca platform olma iddiasında.

Türkiye’de Kürt sineması, Pres ve Bahoz’dan beri bir duraklama dönemine mi girdi? Kürt sinemasının özgün ya da öne çıkan tarafı nedir? Temaşe Dergisi’nin Kürt sinemacılarına ve Kürt sinemasına nasıl bir katkısı olabilir? Editörlüğün yanı sıra derginin Genel Yayın Yönetmenliğini de üstlenen Cihan Ulus sorularımızı cevapladı.

‘BUGÜNKÜ KOŞULLAR SİNEMA LİTERATÜRÜ KONUSUNDA ÜMİT VERİYOR’

Temaşe dergisi kimin fikriydi, ana hedefi nedir?

Dergi fikri, bir diğer editörümüz Mehmûd Beyto ile yaptığımız ortak istişareler sonucu ortaya çıktı. Daha sonra gerek sinemayla ilgili gerekse genel anlamda Kürdçe yazıp çizen birçok kişi ile giriştiğimiz fikir alışverişlerinin sonucunda olgunlaştırılıp hayata geçirildi. Hem Kürdçe yayıncılığı sinema ile hem de dünya sinemasını Kürd dili ile buluşturup, Kürdler arasında global olarak tanımlanabilecek bir platform oluşturmayı hedefliyoruz. Buna ek olarak Kürd sinemasının tanıtımına ve Kürd sinema literatürüne yeni kelimeler ekleyerek katkıda bulunmak istiyoruz.

Kürtçeye baktığımızda diğer alanlarda hatırı sayılır literatür olmasına rağmen sinema için aynı şeyi söylemiyoruz. Bunu nasıl açıklarsınız, neye bağlarsınız?

Malumunuz Kürdçe, yüz yüze bırakıldığı inkar ve yasakçı politikaların sonucu olarak yazınsal ve sanatsal alanlarda çok geç yer edinebildi. Ancak tüm olumsuz koşul ve imkansızlıklara rağmen bugün Kürdçe’nin birçok alanda kaydettiği nokta göz ardı edilemeyecek düzeyde. Burada özellikle 1980’den sonra Avrupa’da ve 1990’lı yıllardan itibaren de Türkiye’de başlayan Kürd dili, kültürü ve sanatı üzerine yapılan çalışmalarının bugünkü gelişmelerde zemin işlevini yerine getirdiği gerçeğini teslim etmeliyiz.

Evet, sizin de belirttiğiniz gibi Kürdçe için birçok alanda ciddi bir literatür oluşmuş durumda ama ne yazık ki aynı şeyi sinema için söyleyemeyiz. Kürdlerin parçalanmış halk gerçeği ve kurumlaşma imkanı tanımayan reel statüleri, birçok şey gibi dünya ölçeğinde bir ulusal sinema sahibi olamayışlarına da sebep olmuştur.

Tek cümleyle söylersek, endüstri ve akademi sahibi olmayan bir halk için bu anlaşılır bir durumdur. Dolayısıyla bu kısmını uzatmayıp sorunuzda kastınız olan sinema yazınına geçersek şunları söyleyebiliriz: Ezilen, baskı altında tutulan her millette olduğu gibi dil, kültür ve folklor çalışmaları uluslaşmanın ve ulusal mücadelenin çimentosu işlevini oynamıştır. Diğer olumsuzluk ve imkansızlıklara ek olarak Kürd sineması denilen olgunun geç belirmeye başlaması, sinema yazarlığının; sinemaya dair temel kitap, kaynakça, dergi, yazınsal eserlerin hazırlanmasının daha yetişmiş kadroların işi olması gibi faktörler göz önüne alındığında Kürd sinema literatüründeki görece zayıflığın garipsenemeyeceği ortadadır. Fakat bizce Kürdlerin bugünkü koşulları Kürd sinemasında olduğu gibi sinema literatürü konusunda da ümitli olmamıza imkan verecek düzeydedir.

‘FİLMİN SAHİBİ KÜRD İSE ZOR, DİLİ KÜRDÇE İSE ÇOK DAHA ZOR’

Türkiye’de Kürt sineması, Pres ve Bahoz’dan beri bir duraklama dönemine mi girdi? Eğer öyleyse sizce Temaşe, bu iklimi yeniden canlandırıcı bir işlev görebilir mi?

2000’li yılların başlarından itibaren Kürd sineması bir uyanış gerçekleştirdi. Kısa filmler, belgesel ve uzun metraj filmler ciddi oranda arttı. Buna paralel olarak festivallerde boy gösteren Kürd filmleri de önemli ölçüde görünürlük kazandı. Sadece komşu ülkelerden bahsetmiyorum. Irak Kürdistan Bölgesi’nden diasporaya kadar, neredeyse tüm dünyada başlıca festivallerde ödüllerle döndüler. Sanatçılar genellikle içinde doğdukları yasakları, dogmaları ve klişeleri yerle bir ederler ve bu sayede kendileriyle birlikte sanatlarını icra ettikleri alanı da ileri taşırlar. Bu tabii ki Kürd yönetmen, senarist ve oyuncular için iki üç kat daha meşakkatli. Filmin sahibi Kürd ise zor, dili Kürdçe ise çok daha zordur. Bu zorlukların tümünü aşmak sadece sanatçının aşması gereken bariyerler olarak kalmış. Kimi dönemler birçok alanda olduğu gibi sinema da yer yer durma noktasına kadar gelmiştir. Türkiye’de darbe dönemlerinde bunları açıkça görmek mümkün. Bunu hem Türk sineması hem de Kürd sineması için söylüyorum.

Her ne kadar birbiriyle paralel olmasa da Irak, İran ve Türkiye’den önemli Kürd sinemacılar çıktı. Press ve Bahoz gibi filmler aslında ortada olan birikimin üzerine kurulan ve bu geleneği devam ettiren filmler oldu. Bu gelenekte var olan Erol Mintaş, Özgür Doğan, Jano Rosebiani, Zeynel Doğan, Bülent Gündüz, Huner Saleem, Yüksel Yavuz, Bahman Ghobadî, Miraz Bêzar, Mizgîn Müjde Arslan, Ali Kemal Çınar, Yılmaz Özdil, Ferit Karahan, Hîşam Zaman ve Şewket Emin Korkî gibi son dönem yönetmenler çalışmalarıyla adlarını ve izlerini bırakmışlardır.

Tam da bu bağlamda Temaşe Dergisi olarak Kürd izleyicilerin kafasından sınırları atmak istiyoruz. Çünkü bahsettiğimiz yönetmenler bunu filmleriyle yaptılar. Sıra artık izleyicilerde ve yine bu sınırları aşan nadir filmler, Kürd izleyicisini yakalayabiliyor. Bu aslında çok büyük bir mesele. Biz başarabileceğimiz ölçüde izleyici ile sanatçı arasında güçlü bir köprü oluşturmak istiyoruz. Film, kısa film ve belgeselden sonra yönetmenin veya oyuncunun düşüncesini, aynı zamanda filmi eleştirenin analizi ve izleyicinin yorumundan oluşabilecek bir platform olacağız. Bu karşılıklı ilişkiyle oluşacak bir köprü olabilir.

‘KÜRDLER YURTSUZ DEĞİL, DEVLETSİZDİRLER’

Sizce Kürt sinemasının özgün ya da öne çıkan tarafı nedir? Onu Türk ya da İran sineması’ndan ayıran sınır nedir mesela?

Kürd sinemasından bahsedilince belki de ilk söylenmesi gereken onun bir varoluş sineması olduğudur. Dil, hafıza, dağ, direniş, umut, sınır, kaçakçılık, kadın ve ölüm gibi temaların öne çıktığı bir sinemadır. Bu anlamda Kürdlerin yalnızca ontolojik bir çaba veya kendisini ifade etme aracı olarak değil aynı zamanda kültürel erozyona karşı direnme biçimlerinin beyazperdedeki türüdür Kürd sineması. Ulus sineması için kültürel endüstri ve kurumsallaşma olanaklarına paralel olarak diğer birçok faktör ayırt edicidir. Diasporadaki bir yönetmenin dili ile Türkiye’de veya Kürdistan Bölgesi’nde sinema filmi çeken başka bir yönetmenin öncelikleri ve farklılıkları var. Büyük bir coğrafyaya yayılmış ve birçok kültür ve komşuyla ilişkili bir dilden bahsediyoruz. Ancak şu an hem edebi hem de sinematik anlamda Kürd’e dayatılan sorun ve meseleler Kürd sinemasının ana malzemesi olarak duruyor. Ben bu durumu da dönemsel ve aşılması gereken şartlar olarak okuyorum.
Son olarak toparlamak gerekirse, Müjde Aslan’ın derlediği kitaba adını veren Kürd Sineması: Yurtsuzluk, Sınır ve Ölüm‘ün tek başına bu soruya cevap niteliğini taşıdığını söyleyebilirim. Tabi yurtsuzluk ifadesine şerh düşerek; “Zira Kürdler yurtsuz değil, devletsizdirler” .

‘KÜRD SİNEMASI YASAKLARI DELEREK KENDİNİ VAR ETTİ’

Bağımsız bir Kürt sinemasının ön koşulu olarak Kürtlere özgü kültür endüstrilerinin gelişmemiş olduğu görülüyor. Bunun koşulları neler?

Bir tiyatro oyunu veya resim sergisi için de aynı durum geçerli. Görece bir yazarın kitabı yazması ve bir şekilde yayınlamasından çok daha ağır ve kompleks bir yaratım sürecidir sinema. Bana kalırsa kültür endüstrisi hegemonyadan sonra oluşan veya oluşturulan bir mekanizma. Ki o da diğer bir şeyin ön koşulu. Hal böyle olunca peşi sıra gelen diğer gereksinimler ya atlanmış ya da imkansızdan asgariye indirgenerek pratik bir şekilde giderilmiş. Film yaratım süreci bir Kürd yönetmen için başlı başına bir başkaldırı ve mücadeledir.

Bir devletin imkanlarıyla yapılabilecek, bu yükü büyük uluslararası kurumların kaldıracağı, kimi zaman eğitim ve teşviklerle geliştireceği bir mecra iken, Kürd sineması bunu kişisel çabalar ve küçük oluşumlarla yapıyor. Uzun vadede kat edilecek mesafe az olsa bile Kürd sineması yoklukları aşarak, yasakları delerek kendini var etmiştir. Endüstriyel anlamda Kürdistan Bölgesi eğitim ve teşviklerle Kürd sinemasını geliştirmek istiyor. Nitekim üniversitelerdeki sinema bölümleri bu amaca hizmet ediyor.

TÜRKİYE KÜRDLERİ İLE IRAK KÜRDLERİ ARASINDA SADECE SINIR YOK’

Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi tarafından da bağımsız bir Kürt sineması oluşumu yönünde adımlar atılmadığını görüyoruz. Peki, Temaşe, bu sorunun üzerine gidecek mi?

Belki istenilen düzeyde değil ancak sinema festivalleri Kürdistan’da önemli bir gelenek haline geldi. Bu büyük oranda diğer çalışmalara gebe. Zaten Temaşe Dergisi olarak amacımız bu sıkışmışlığı Kürd sinemasından bir nebze de olsa kaldırmak ve Kürd sinemasını tüm olumsuzluklardan azade bir şekilde her Kürd’e ulaştırabilmek, haberdar etmek ve bilgilendirmektir. Kürdistan Bölgesel Yönetimi ile organik bir bağımız şu anda yok ancak şimdiden dergimizin içinde Kürdçe’nin Soranî lehçesi ile yazılmış yazılar mevcut. Bunu artırıp ilişkilerimizi güçlendirmek ve dahası sinemanın gücünü her yerde göreceğimiz birliktelikler kurmak istiyoruz. Türkiye Kürdleri ile Irak Kürdleri arasında sadece sınır yok, bölünmüş bir bilinç, odağı kaçmış zihniyet meselemiz de var. Bu yönüyle her türlü yakınlaşmadan Kürdler kazançlı çıkacaktır.

‘ÖZELLİKLE ELEŞTİRİYİ ÖNEMSİYORUZ’

Ödüllü işler çıkaran genç Kürt belgeselcileri ve sinemacıları var. Onlarla ortaklaşmayı düşünüyor musunuz?

Bunu bilhassa önemsiyoruz, Temaşe Dergisi’nin de genç ve dinamik bir yapısı var. Kısa film, uzun metraj ve belgesel çalışmalarıyla kendilerini ispatlamış harika gençlerimiz var. Bununla ilgili hem proje bazında hem de önceliklerimiz arasında çalışmalarımız devam ediyor. Özellikle eleştiriyi önemsiyoruz ki gençlerin ve sinemacıların da buna ihtiyacı var. İleride muvaffak olursak “genç işi” çalışmalar kendini gösterecek. Bu yönüyle de Kürd sinemasının bir avantajı olduğunu düşünüyorum. Çünkü izleyici kitlesini büyük oranda gençler oluşturuyor.

‘TÜM KÜRD FİLMLERİNİ SİNEMASEVERLERLE BULUŞTURMAK İSTİYORUZ’

Derginizin, Kürt sinemacılarına ve Kürt sinemasına nasıl bir katkısı olabilir ya da nasıl bir katkısı olmasını hedefliyorsunuz?

Bir sinemanın gelişmesi için filmlerin yapılması ne kadar önemliyse, bu filmler üzerine konuşulması, analiz ve eleştirilerin yapılması da bir o kadar önemlidir. Umut ediyorum ki Temaşe, filmler yaparak sinemamızın gelişmesi için ilk adımı atan değerli yönetmenlerimiz ile birlikte ikinci adımı tamamlayacak ve kendi sinematografimizi geliştireceğimiz bir dergi olacaktır. Buna ek olarak, farklı lehçelerdeki içeriklerimizle, Kürd sinemacıları ve sinemaseverlerin buluşacağı, Kürdler arasında global bir platform olmayı hedefliyoruz. Kürdistan’dan Paris’e, Stockholm’e, New York’a kadar yapılmış tüm Kürd filmlerini sinemaseverlerle buluşturmak istiyoruz. Başka bir ifadeyle; Kürd sinemasının gündem ve eleştiri merkezlerinden olmak ve sinemaseverlerden oyuncuya, yönetmene ve yapımcıya kadar herkesin bir şey bulacağı bağımsız bir alan oluşturmak istiyoruz.

‘BASKI YAPAN, BASKIYA MARUZ KALANDAN DAHA ENDİŞELİDİR’

Son olarak; mevcut medya koşullarını göz önüne aldığımızda, karşılaşabileceğiniz olası baskılar sizi endişelendiriyor mu?

Öncelikle şunu ifade etmek isterim ki; baskı yapma ihtiyacı, baskı uygulanan şeyin doğuracağı sonuçlardan duyulan endişeden oluşur. Yani baskı yapan her zaman baskıya maruz kalandan daha endişelidir diyebiliriz. Sorunuza gelecek olursak, bizim herhangi bir endişemiz yok. Çalışmalarımızı siyasi odaklardan uzak, tamamıyla sanatsal bir çerçevede gerçekleştiriyoruz. Bu şekilde yapıyor olmamız tabii ki baskı olmayacağı anlamına gelmez. Fakat şurası açık ki biz endişeli olmamızı gerektirecek bir iş yapmıyoruz.