Ne 'Çek' ne de 'solcu': Yalnızca 'romancı' Kundera

Milan Kundera kapalı bir kutudur; kameralardan hoşlanmayan, çok az röportaj veren, hayatı hakkında konuşmak istemeyen bir yazar.. Kundera’nın eserleriyle paralellikler gösteren karanlık hayatı 2008’de Çek basınında yayımlanan bir yazıyla yeniden gündeme gelir. Gazetelerde, Kundera’nın Josef Dvoracek adında bir asker kaçağını polise ihbar ettiğini gösteren bir arşiv belgesi yayımlanır. Milan Kundera bu iddiaları reddedip belgenin düzmece olduğunu iddia etse de, okuyucunun aklında hep bir soru işareti kalacak: Roman mı Kundera’yı izliyor, Kundera mı romanlarını?

Esin İleri  esinileri@gmail.com

Milan Kundera, 1929’da “Çekoslovakya’nın yüz kuleli” başkenti Prag’dan sonraki ikinci büyük şehri Brno’da doğar. Doğduğunda, ülke henüz on bir yıl önce Avusturya-Macaristan’dan ayrılmış, bağımsız cumhuriyet yeni ilan edilmiştir. Babası Ludvik Kundera dönemin ünlü bir piyanisti ve aynı zamanda Brno Müzik Akademisi’nin rektörüdür. Küçüklüğünden itibaren sıkı bir müzik eğitimi alan Kundera, yıllar sonra “Müzik alanını hiç sevmedim ve ona ihanet ettim. Ama romanlarımın yapısını müzikal düşüncenin temeli üzerinden kuruyorum. Müziğin temeli tekrar ve varyasyondur” diyecektir. Romanları Beethoven’in geliştirdiği varyasyon modelini izler. 1995 yılında yayımlanan Yavaşlık’a kadar da hep 7 bölümden oluşacaktır: “Bu benim için ne batıl itikat ne de hesapçı bir mantıkla alınmış bir karar, bu derinden gelen, vazgeçemediğim bilinçsiz bir dürtü.”

SAVAŞIN ETKİSİ

İkinci Dünya Savaşı ve Nazi işgali onu çok etkiler. 1947’de, henüz 19 yaşındayken Komünist Parti’ye üye olur, bir yıl sonra da Prag’a taşınıp önce edebiyat sonra da sinema eğitimi alır. Çekoslovakya çalkantılı bir dönemden geçiyordur. 1947’de ülke Marshall Planı’nı reddederek SSCB’ye bağlılığını ilan eder, 1948’de, Çekoslovakyalıların “Şubat 1948”, Batı’nın ise “Prag Darbesi” olarak adlandırdığı rejim değişikliği gerçekleşir. Kundera, Çekoslovakya Halk Cumhuriyeti’nin ilanına ve ülkenin Demir Perde’nin doğusuna katılmasına birinci elden tanıklık eder.

Sonradan vatandaşı olacağı Fransa’da tanınmasını sağlayan 1967 tarihli Şaka romanının hikâyesine de konu olan bir olayın ardından 1950’de partiden ihraç edilir. 1950’lerde geçen romanda da, komünist partili bir üniversite öğrencisi olan ve Kundera’nın babasıyla aynı adı taşıyan Ludvik, hoşlandığı kıza şaka olsun diye “İyimserlik, insanlığın afyonudur! Sağlıklı ruh, hıyarlıktan başka bir şey değildir. Yaşasın Troçki!” yazan bir kartpostal yollar, “şakadan anlamayan” partililer tarafından üniversiteden kovulup ihraç edilir ve madenlerde çalışmak için sürgüne yollanır. Louis Aragon’un “yüzyılın en büyük romanlarından biri” olarak nitelendirdiği Şaka, 1968’de şairin önsözüyle Fransa’da yayımlanır. Milan Kundera, 1985’te bu önsözü tüm yeni baskılardan kaldırır ve yayımlanmasını yasaklar. Kendini açıklamak için “Önsözle birlikte Şaka politik bir roman haline geldi, ama bu yalnızca bir romandı, o kadar” diyecektir.

Şaka, Milan Kundera, çeviri: Zehra Gençosman Ağralı, 352 syf., Can Yayınları, 2017.

ŞİİRDEN ROMANA, BİR DİLDEN DİĞERİNE GİDEN YOL 

Kundera yazarlık hayatının ilk dönemlerinde kendini şair olarak var eder. 1953’te ilk şiir kitabı, İnsan, Şu Engin Bahçe, ardından da Son Mayıs (1955) ve Monologlar (1957) yayımlanır. Milan Kundera, rejimle arası iyi olan bir şairdir. Prag Baharı’yla birlikte şiiri bırakır, rejimden uzaklaşır. İlk kitaplarından artık hiç bahsetmek istemez, hatta yıllar sonra bu kitapların toplu eserlerine alınmasını engelleyecektir. Şiiri terk eden Kundera romancı olur. Romancılık artık onun milliyetidir. Sağcı mı solcu mu, Fransız mı Çek misiniz, diye sorulduğunda “Ben romancıyım” diye cevap verir… Komünist Çekoslovakyalı şair Milan Kundera yerini romancı Milan Kundera’ya bırakmıştır. Romanlarıyla hayatı paralel giden 1 Nisan doğumlu Kundera’nın ilk romanının adı da, tesadüf bu ya, Şaka olacaktır.

Son şiir kitabının yayımlandığı dönemde Komünist Parti’ye yeniden kabul edilen Kundera, bir süre Prag’daki Sinema Enstitüsü’nde hocalık yapar. 1970’te partiden ikinci kez ihraç edilmesiyle birlikte Şaka romanının kahramanı gibi üniversitedeki işinden kovulacak, kitapları ülkedeki tüm kütüphanelerden toplatılacak ve yasaklanacaktır. Bu aynı zamanda yazar için çalkantılı yılların başlangıcıdır.

Kundera yazarlık dışında en iyi bildiği şeye, müziğe döner, farklı gruplarla çalarak ve başka gündelik işler yaparak geçinmeye çalışır. Bu işlerin arasında burç yorumları yapmak da vardır, hatta bu alanda o kadar ilerler ki mahlas kullanarak bir dergiye astroloji yazıları yazar.

O dönemde, çaresiz, sıkışmış ve öfkeli bir ruh haliyle yazar Yaşam Başka Yerde’yi (Zivot Je Jinde). Şiirden ve dönemin komünist rejiminden öc alırcasına sert, geçmişiyle dalga geçecek kadar hüzünlü. Romanın kahramanı, adını 1968 senesinde Şaka’yı sinemaya uyarlayan Jaromil Jires’ten alır. Film, çekilmesinin hemen ardından, Varşova Paktı ülkelerinin Çekoslovakya’yı işgaliyle birlikte yasaklanır. 1973’te Fransa’da yayımlanan roman prestijli Medicis Ödülü’ne de layık bulunur.

‘KİTAPLARIMIN VATANI FRANSA OLDU’

Milan Kundera 1975’te eşi Vera’yla Fransa’ya gider ve edebiyatçılarla siyasetçilerin desteğini alarak oraya yerleşir. 1979’da Çekoslovakya vatandaşlığından çıkarılır ve l’École des Hautes Etudes en Sciences Sociales’e seçilir. Kundera’nın artık bir kürsüsü vardır. 1981’de Julio Cortazar’la kendisine Cumhurbaşkanı François Mitterand tarafından özel bir kararnameyle vatandaşlık verilmesinin ardından ilk sözleri şu olacaktır: “Kitaplarımın vatanı Fransa oldu, ben de kitaplarımın yolunu izleyip Fransa’ya geldim.”

Geçtiğimiz yıl, 90 yaşındayken Çek vatandaşlığı iade edilene kadar gizlice Prag’a gidip sokaklarda keşiş kıyafetleri ve takma sakallarla dolaştığı konuşuldu. Yaşam Başka Yerde 50 yıl sonra ilk defa 2016’da Çekya’da basıldı ve yılın en iyi kitapları listesinde ikinci sırayı aldı. Nerede daha çok okuyucunuz var sorusuna, “Galiba Fransa, çünkü Kanada’da basılmış korsan Çekçe versiyonlar nedeniyle Prag’da kitaplarımın ne derece okunduğunu bilemiyoruz” diyen Milan Kundera’nın kitapları yeniden anadilinde ve doğduğu ülkede basıldığında, yazar Çekçe yazmayı çoktan bırakmıştı. Yedi sayısına verdiği önemden midir bilinmez, şiir dışındaki 7. kitabını ve sonrakileri Fransızca kaleme alan yalnızca bir “romancıydı” artık.

Yaşam Başka Yerde, Milan Kundera, Çeviri: Levent Kayaalp, 336 syf., Can Yayınları, 2015.

‘ŞİİR HER SÖYLENENİN GERÇEK OLDUĞU BİR ÜLKEDİR’ 

Asıl yazmak için yola koyulduğum, ama Kundera’nın tesadüfler ya da ihtimaller hesabıyla dolu yaşamında yol aldığım bu yazıyı bitirmeden Yaşam Başka Yerde’den bahsetmek isterim. İlk adı Lirik Çağ olan kitap sonradan Yaşam Başka Yerde adını alır. Kitabın adı, Arthur Rimbaud’nun, sevgilisi Verlaine’in onu silahla yaralamasından sonra aile evine döndüğünde yazdığı “La vraie vie est absente. Nous ne sommes pas au monde” / “Gerçek yaşam yok. Dünyada değiliz” dizelerinden gelmektedir. Ana karakter Jaromil de tıpkı kitap gibi gelgitli bir isimlendirme süreci yaşar. Adını Apollon yani “babası insan olmayan” koymak isteyen annesi, çocuk baharda doğduğu için (tıpkı Kundera gibi), Jaromil, yani “baharı seven ya da bahar tarafından sevilen” isminde karar kılar. Jaromil’in bu isimle birlikte kaderi çizilir, sanki şair olmaktan başka bir seçenek yoktur onun için. Ergenliğinde müzikle ve edebiyatla ilgilenir. Şair olur. Nazilerin Prag’ı işgal etmesiyle birlikte direnişçi olan babası toplama kampında can verir. Bir sevgilisi olur, kızıl saçlı kız. Zaten Jaromil ve kitapta arz-ı endam Mayakovski, Rilke, Örten, Wolker, Halas, Yesenin, Blok, Hölderlin, Lermontov, Puşkin, Rimbaud, Lautreamont, Breton, Eluard gibi şairler dışında pek kimsenin adı yoktur. 68 Mayıs’ı, Prag üniversitesinin amfileri, hararetli politika ve sanat tartışmalarından geçen Jaromil’in hayatı, bir kıskançlık kriziyle kız arkadaşının abisini polise ihbar etmesiyle dönüşecektir. Kız ve abisi tutuklanır. Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır. Kitabın son bölümü Şair Can Veriyor, şu satırlarla başlar: “Şiirin aynalı evinin ne denli hüzünlü olduğunu yalnızca gerçek şair bilir. Camın ardında, uzaklardaki yaylım ateşi takırdar ve yürek, çekip gitme ateşiyle yanıp tutuşur. Lermontov üniformasının düğmelerini ilikler; Byron başucu komodininin çekmecesine bir tabanca koyar; Wolker dizelerinde kalabalıkla birlikte yürür; Halas hakaretlerine kafiye düzer, Mayakovski türküsünün gırtlağını çiğner. Aynalarda muhteşem bir savaş ortalığı kasıp kavurur. Aman dikkat! Şairler kazara aynalar evinin sınırlarını geçtiklerinde ölümü karşılarında bulurlar, çünkü ateş etmeyi bilmezler ve ateş ederlerse de ancak kendi kafalarına isabet ettirirler.”

Milan Kundera’nın eserleriyle paralellikler gösteren karanlık hayatı 2008’de Çek basınında yayımlanan bir yazıyla yeniden gündeme gelecektir. Gazetelerde, Kundera’nın Josef Dvoracek adında bir asker kaçağını polise ihbar ettiğini gösteren bir arşiv belgesi yayımlanır. Milan Kundera bu iddiaları reddedip belgenin düzmece olduğunu iddia etse de, okuyucunun aklında hep bir soru işareti kalacak: Roman mı Kundera’yı izliyor, Kundera mı romanlarını?