11. yüzyıldan gelen aşk: Neden bana karşı ölüm gibi acısın?

“Vîs ile Râmîn” mesnevisi, 11. yüzyılda Fahreddin Es'ad-i Gorgânî tarafından Pehlevice'den Farsça'ya çevrilmiş manzum bir aşk hikâyesidir. Ayrıntı Yayınları tarafından Mehmet Kanar çevirisiyle yayımlanan mesnevi, İran edebiyatının mutlu sonla biten, aşk konulu ilk hikâyesi olma özelliğini taşır.

Okan Çil  benokancil@gmail.com

Fahreddin Es’ad-i Gorgânî, İran edebiyatının önemli şairlerinden biri olarak anılagelir. Gerek cüretkârlığı gerekse öncü yenilikleri ile ölümsüz eserlere imza atan Gorgânî’yle ilgili ne yazık ki ayrıntılı bir bilgiye sahip değiliz. Kendisinin 11. yüzyılda yaşadığı bilinmekte ve ölümünün 1054’ten sonra gerçekleştiği sanılmaktadır.

Gorgânî’yi bu denli büyük bir şair kılan eseriyse Vîs ile Râmîn isimli mesnevisidir. Pek çok mesnevide, destanda ve masalda görüldüğü gibi, Vîs ile Râmîn de kaynağı tam belli olmayan bir söylence olarak kabul edilir ancak belli başlı tarihsel verilerle yapılan karşılaştırmalardan ötürü araştırmacılar, Vîs ile Râmîn’in, Eşkânîler Dönemi’ne, hatta Eşkânî Şahı İkinci Mihrdad hükümdarlığına (121-122) dayandığını iddia ederler.

YAZIM HİKÂYESİ

Abdülbaki Gölpınarlı, Şeyh Galip Divanından Şeçmeler adlı kitabında şöyle yazar:

“Fahreddîn-i Gürgânî, Gürgân padişahının huzurunda, bir işret meclisinde bir köleye vurulmuştu. Padişah Fahreddîn’i pek sevdiği için hali anlamış, köleyi ona bağışlamıştı. Fahreddîn, padişahın pişman olabileceğini düşünüp onu, tahtın altından bulunan döşeli-dayalı bir serdâba götürüp, orada bulunan bir tahta yatırmış, baş ve ayak ucunda bulunan şamdanlardaki mumları yakmış, çıkıp serdâbı kilitlemiş. Kilidi de ileri gelenlerden birine vermişti. Sabahleyin padişaha işi anlattıkları zaman pek memnun olmuş, edebe riayet etmişsin; fakat ben onu sana bağışladım, demişti. Serdâba gidip kapısını açtıkları vakit gördüler ki mumun biri devrilmiş, köle de simsiyah kömür kesilmişti. Fahreddîn bu hali görünce deli divane olmuş, çöllere düşmüş, bu hicranla ‘Vîse vü Râmîn’i yazmış, bu hikâyede halini anlatmıştı.”

Mehmet Kanar tercümesinin Sunuş kısmındaysa şöyle bir bilgiye rastlarız ki bu, mesnevi içinde de onaylanır. Dönemin Selçuklu Sultanı Tuğrul Bey (1037-1063) tarafından İsfahan’a atanan Vali Ebu’l-feth Muzaffer, Gorgânî’den bu eseri nazmetmesini ister. Gorgânî de Pehlevice olan bu hikâyeyi yeniden ve Farsça olarak ele alır.
Vîs ile Râmîn bu denli önemli kılan, diğer mesnevilerden ayıran nedir peki?

AŞKIN ZEHRİ – ZEHRİN AŞKI

9 bin beyitten oluşan Vîs ile Râmîn’in genel karakter/olay yapısına girişmeden evvel, mesnevinin konusuna kısaca bakmakta fayda var: Doğunun şahı, Şah Mûbed’in tertip ettiği bir eğlencede (Newroz diye de değerlendirilir) soylu ve güzel bir kadın olan Şehrû da yer alır. Mûbed, güzeller güzeli Şehrû’ya talip olur ancak Şehrû kendini kocamış kabul ettiğinden ve Mûbed’i başından savmak istediğinden ona şu teklifte bulunur. Eğer bir kız doğurursam onu seninle evlendireceğim. Ve gün gelir, güneşi kıskandıran Vîs doğuverir. Öyle güzeldir, öyle muhteşemdir ki Şehrû kimselere layık görmez onu, en sonunda da şöyle der:

“İran’da sana layık bir koca yok
Vîrû var ama o da senin kardeşin

Sen onun eşi ol, gözlerin aydın olsun
Benim gelinim benim kızım olmalıdır”
Vîs ve Vîrû güzellikte birbiriyle yarışmaktadır. İki kardeş de bu evliliği onaylar, birbirlerini severler. Ancak Şah Mûbed olan bitenden haberdar olunca önce bir elçi gönderir Şehrû’nun sözünü tutması için, reddedilince toplayıp ordusunu üstlerine yürür ve büyük bir savaş kopar. Sanıyorum bir savaş anı ancak bu kadar güzel anlatılır.
“Bazen kılıç zırha su gibi girdi
Bazen ok göze uyku gibi girdi

Bazen mızrak göğse aşk gibi giriyordu
Bazen balta başa akıl gibi giriyordu

Sanki kılıç dile gelmiş soruyordu
Yaradan canı bedenin neresine koydu”

Savaşın galibi olan Şah Mûbed, Vîs’i eşi olarak alır gider ancak hiç hesap etmediği başka bir problem çıkar ortaya. Şah Mûbed’in kardeşi Râmîn, mahfe içindeki Vîs’in yüzünü görüverir bir an ve esas aşk üçgeni böylelikle kurulmuş olur.

Vîs de Râmîn, Fahreddin Es’ad-i Gorgânî, çeviri: Mehmet Kanar, 355 syf., Ayrıntı Yayınları, 2013.

Gorgânî tarafından 11. yüzyılda yazılmış olan Vîs ile Ramîn, 16. yüzyılda ilk defa kapsamlı olarak Lâmi’î Çelebi tarafından Osmanlıca olarak çevrilir/yazılır (1527-1532). Aslında buna çeviri demek ilk elden zor çünkü zaten çok az sayıda bulunan Gorgânî yazmalarının Lâmi’î Çelebi’nin eline geçmesi öyle kolay değil. Bir diğer görüşse, Sultan Süleyman’ın 28 Kasım 1534’te gerçekleştirdiği Bağdat fethinden sonra, Lâmi’î Çelebi’nin bu yazmalara eriştiği yönündedir. Ancak her iki koşulda da ortaya tartışmalı bir varyant çıktığı su götürmez.

Bunu şöyle özetleyebilirim; Gorgânî’nin mesnevisindeki sınırları aşan karakter/olay ilişkisi biraz da Mecusi/Şamanist gelenekle ilişkili olduğundan dolayı, Vîs ile Râmîn uzun yıllar boyunca İslam alimlerince eleştirilir, görmezden gelinir. Buna, nedenlerine birazdan değineceğimiz başka sebepler de eklenince Lâmi’î Çelebi de Vîs ile Râmîn’e biraz edep öğreterek, karakterleri ve mesneviyi İslami kılıfa sokmaya çalışır.

Bunlar arasında ilk gördüğümüz şey; Vîs ile Vîrû’nun, iki kardeş aşkı/evliliği yerine, onları kardeş çocuğu olarak çizmektir. Böylelikle ensest aşkı kabul edilebilir bir yere çekmiş olur ki bu, değişikliklerin sadece biridir. Ayrıca Râmîn de Mûbed’in kardeşi olmaktan çıkar ve Horasan şahının oğlu oluverir. Böylelikle abisinin/şahının karısını elinden almaya çalışan biri konumundan kurtulur.

ANTİKAHRAMANLARIN AŞKI

Evet, Vîs ile Râmîn’e dair böyle bir yorumda bulunsam, sanıyorum hata etmiş olmam. Antikahramanlık her ne kadar modern bir kavram olsa da bu kavramın kokusunu mesnevide bulmak mümkün.

Şöyle bir düşünelim; dünyalar güzeli Vîs önce öz kardeşiyle evlenmeyi kabul eder. Ardından zorla bir şaha eş olur ama şahın kardeşi Râmîn’e âşık olur hemen ve Mûbed’den gizli gizli sürekli Râmîn’le sevişir. Yetmez, kocasını kardeşine öldürtmeye çalışır, sürekli Râmîn’in yolunu gözler; oldukça özgüvenli, inatçı ve hırslıdır.

Râmîn’se saf bir âşıktır. Abisinden çekinir ama Vîs’in sevdası daha baskın gelir. Sürekli iç çelişkisi yaşar. Süregiden aşkında bir terslik olduğunda Vîs’i bir başına bırakıp kaçar ve başkasıyla evlenir, yeni aşklarla gönlünü dağıtır. Vîs yine de ondan vazgeçemez.

Tüm bu olaylar ortasında, mesnevinin başından itibaren kötü adam olarak bellediğimiz Mûbed’se Vîs der, başka bir şey demez. Kardeşiyle eşinin ilişkisinden haberdar olduğu halde Vîs’den vazgeçemez, onu çok sever. Öyle ki bütün saltanatını, gücünü, prestijini dahi yok sayacak kadar. Hatta günün birinde her şeyini bırakıp Vîs’i aramaya çıkar tek başına:

“Hem mutluluktan hem şahlıktan koptu
Yaban eşeğiyle, ceylanla yatar oldu

Şimdi ben onun aşkının kölesiyim
O neden hoşlanırsa ben de ondan hoşlanırım

Beş, altı ay dünyada dolandı durdu
Vücudu zayıfladı, halsiz biri oldu”

Yaşanan türlü olaya rağmen Vîs de Râmîn de kötü olarak görülmezler; aşka düşmüş ve aşk için her şeyi yapabilecek, her türlü günahı işleyebilecek, tabiri caizse, birer köle gibi yorumlanırlar. Gorgânî’nin aksine, onun ardılları bu durumu olumsuz olarak görürler. 12. yüzyılın büyük şairlerinden olan Nizâmî’nin Şahname’den esinlenerek yazdığı Hüsrev ile Şirin adlı eserinde şöyle bir bölüm vardır. Şirin, Hüsrev’in şehvetine kapılmaya başladığı sıralarda dadısı onu çekip söyle der:

“Eğer sen, kendi cevherini korursan, onun zehrine tiryak olursun; yok eğer aşk hususunda sana galip gelir de, seni hem gafil hem kendine düşkün görürse, Veyse gibi iyi adın kötüye çıkar, dünyada iffetsizlikle meşhur olursun.”

13. yüzyılda Mevlânâ’nın Mesnevi’sinin beşinci cildindeyse şöyle bir kısım karşımıza çıkar:

“Oku Vîs ile Râmîn’i, Hüsrev ile Şirin’i
Kıskançlıktan o eblehlerin neler ettiğini

Âşık da yok oldu, maşuk da yok oldu
Bir şey değillerdi, istekleri de bir şey değildi”

Lâmi’î Çelebi’yse Vîs ile Râmîn’deki bu şehvetli, kötücül özelliklerin hepsini törpüleyerek, onları tasavvufi bir aşka doğru sürükler; çok temiz ve el değmemiş, tanrısal bir aşka dönüştürür.

MUTLU SONLA BİTEN İLK MESNEVİ

Vîs ile Râmîn her şeye rağmen mutlu sonla biten ilk aşk destanı olma özelliğini de taşır. Halbuki yukarıda bahsettiğimiz özelliklere sahip olan karakterler -günümüzde dahi- “kötü” kabul edilir ve bu gibi karakterlerin yer aldığı hikâyelerdeki kötülerse anlatının bir yerinde genel kabulü rahatlatmak maksadıyla ya tövbe ederler ya da günahlarını canlarıyla/mallarıyla öderler. Mesneviyse tam aksi bir yerde son bulur. Vîs ile Râmîn’in ödedikleri bedel hasret ve aşk acısından ibarettir neredeyse. Gerçi Râmîn’in çok sonra tövbe ile geçirdiği bir kısım vardır ama bu, final bölümünde önemsiz bir ayrıntı olarak kalır.

Son kertede 11. yüzyılda karşımıza çıkan karakterleri ve olaylarıyla Vîs ile Râmîn mesnevisi, türlü görmezden gelmeye, sansüre rağmen hâlâ karşımızda. Genel hikâyesiyle 13. yüzyılda İngilizce yazılan Kelt kökenli eser Tristan ve İsolde ile de büyük ölçüde benzerlik gösterme durumunuysa başka bir yazıya saklamak daha doğru olur.

KAYNAKLAR

  • Vîs ile Râmîn, Fahreddin Es’ad-i Gorgânî, Çev: Mehmet Kanar, Syf: 340, Ayrıntı Yayınları, 2013
  • Hüsrev ile Şirin, Nizâmî, Çev: Sabri Sevsevil, Sayfa: 418, Kabalcı Yayınları, 2012
  • Mesnevî 4-5-6 Cilt, Mevlânâ Celaleddîn-i Rûmî, Çev: Mehmet Kanar, Sayfa: 880, Ayrıntı Yayınları, 2013
  • Vîs ü Râmîn Mesnevilerinde Kahramanların Özellikleri ve Aşk Anlayışları, Sadettin Eğri, İlmî Araştırmalar, İstanbul 2001