Adnan Azar: Unutmaya itirazın şairi

Belleğin unutuşa karşı savaşımında şiirleriyle direnmiş, bunu şiirinin nedeni ve sonucu haline getirmiş, yapıtlarıyla modern Türkçe şiirde hem yer, hem varlık edinmiş şair Adnan Azar'ı saygıyla selamlıyoruz…

Enver Topaloğlu  envertopaloglu@gmail.com

Her çizgi gibi “kırmızı çizgiler” de noktalardan oluşur. Şiirin de “kırmızı çizgisi” vardır ve o da noktalardan oluşur. Ayrıca her “kırmızı çizgi” gibi şiirin “kırmızı çizgisinde” de zaman zaman güncellemeler gerçekleşir. Ancak şiirin “kırmızı çizgisi” üzerinde bizce yer alan ve sürekliliğini koruyan noktalar da bulunur. O noktalardan biri de unutmamaktır.

Şairler unutmaz. O nedenledir ki şiirler, aynı zamanda belleğin unutmaya karşı “meydan savaşı” gibidir. Şairlerin unutmaması ve şiirlerin belleğin unutmaya karşı sürdürdüğü “meydan savaşı” ne kadar değerliyse şairleri unutmamak da o kadar önemli olmalı.

Memet Fuat “şairlerin ölüm günlerinden çok, doğum günleri kutlanmalıdır” demiş. Fuat’ın önerisine karşılık gelecek Seferis’in “Şairin ölümü bir doğumun başlangıcıdır” sözü var. Önce ifade karışıklığından kurtulmak için kutlamayla anmayı ayırmak gerektiğini belirtelim. Bizce şairlerin doğum günleri kutlanmalı. Ölüm günlerinde de gerektiği gibi anılmalılar… Aslında, artık aramızda sadece anıları ve yapıtlarıyla olan şairlerle buluşmak için doğum ya da ölüm günlerine gerek kalmamalı. Şiirle buluşmak için her fırsat değerlendirilmeli.

Bu yazı vesilesiyle unutmadığımızı dile getirmek istediğimiz şairimiz, 10 Ocak 2014’te, 58 yaşında yaşamını yitiren ve ardında altı şiir kitabı bırakmış olan Adnan Azar.

ADNAN AZAR’IN ŞİİR YOLCULUĞU

Azar’ın toplu şiirleri “Avare Çalı ve uzaKTan” 2014 yılında yayımlanır. İki bölüme ayrılan toplu şiirler kitabının “Avare Çalı” adlı ilk bölümü, şairin aynı adlı yayıma hazır dosyasındaki şiirlerden oluşur. Toplu şiirlerin “uzaKTan” başlıklı ikinci bölümündeyse yayımlanmış kitaplardaki şiirler bir araya getirilmiştir.

Yirmi yaşından itibaren şiirleri okurla buluşan Adnan Azar’ın ilk kitabı “Unutmak Suları” 1981’de yayımlanır.

Adnan Azar’ın şiir okurlarıyla buluştuğu ilk kitabından bir şiir okuyarak devam edelim. İki betik aktaracağımız “Kimse” başlıklı şiir Funda ile Haydar’a ithaf edilmiş:

gölgesi vurur içime geçen günlerin
eksik bir aşkın, savaşın, zor bir nakışın

nasıl ulaşmalı büyük yele, ateşe
hangi karanlığa üflemeli
gülü nasıl düşürmeli -çare yok-
kimse yok
öldüler mi gittiler mi dönmezler mi
sesim yok, susmam, sesim yok
bağırırım duyan yok
sesim yok: bağırırım sisler içinde

Adnan Azar’ın ikinci kitabı 1997’de “Parçalanmış Zamanlar” adıyla yayımlanır. “Parçalanmış Zamanlar”da sorunsallaşan aşk, ayrılık, iç hesaplaşma, kendini yenileme isteği, acılarla başa çıkma çabası gibi bireyin özel yaşantısıyla ilgili “uğultuların”, şiir dilinin süzgecinden toplumsal ve yaşamsal nitelik yüklenerek geçmiş olmasıyla da dikkat çeker.
Ayrıca “Parçalanmış Zamanlar”daki şiirler, şairin ilk kitaptaki şiirlerinden yansıyan “unutma korkusu”nun geçici değil, kronik bir durum olduğunu daha da açığa çıkarır. Kitabın “Uzak ve Kör” başlıklı şiirinin ilk bölümünden üç betik okuyalım:

unuturum akıp gittiğin
yüzünü unuturum

geceye yaslanırım
yaslanırım ince uzak bir sese
senin sesin o
alır beni bilirim

her şiirle birlikte
senin adın
alır beni bilirim
senin uzak susuşun
senin kırık susuşun

İkinci kitabı için on altı yıl bekleyen şair, üçüncü yapıtı “Yeni Zamanlar”ın basılması için bir yıl bekleyecektir. Şair, üçüncü kitabıyla 1998’de okurla buluşur. “Yeni Zamanlar”ın şiirleri, şairin kızı Hazal’a sunduğu ve her gün suladığı bir çiçektir adeta. Şiirler daha çok bu amaçla yazılmış gibidir. Kitap kırk beş şiirden oluşuyor. Paylaşacağımız betikler kitabın birinci ve ikinci şiirinden:

kızıma
bir çiçek versem
yağmurdan
gençliğimize
değen

bir
çiçek

(…)

bakışlarından

saatte
180 km hızla
dönsem

dönsem geri
kendimden

Şair, üçüncü kitabında yer alan şiirleri kızına bir çiçek gibi sunmuştur ve sanki bu şiir çiçeği sevdiği şairler ve şair arkadaşları koksun istemiştir.

Azar’ın şiirlerinin çoğu ithaftır ve ithafen yazılmış şiirlerin “Yeni Zamanlar”da biraz daha fazla oluşu dikkat çekiyor. Azar’ın şiir ithafıyla ilgili tutumunu iki türlü yorumlamak mümkün diye düşünüyoruz. Şiir onun için sanki biraz da unutmaya karşı kaydetmek, belleği güçlendirme ve yalnızlığa da dostluk bağını güçlendirerek karşı çıkmak anlamına gelmiştir … Anlaşılıyor ki Adnan Azar “unutma korkusu”, “ya unutursam” kaygısı hep ön planda olmuş bir şairdir. Kitabın bu defa 11. şiirinden bölümler aktaracağız. Şiirin Can Özakman’a ithaf edilmiş olduğunu da belirtelim:

şiir için kalem
kâğıt hamur
ve şimşekler gerek

dostluk için
şafağın el değmemiş
zamanı
ve
herhangi bir lodosun
pusu içinde
sallanan kelimeler

Akif’e bir tabanca
Ama çakaralmaz
Erhan’a saydam bir bardak
Adnan Satıcı’ya ıssız
bir kalabalık
gerek çok

bize
bir ad gerek
yeni bir tarih
ve aydınlığın
bizi
kollayan yüzü

İki yıl aradan sonra 2000’de, bir bölümünde “Geçen Kısmın Özeti”ni çıkardığı, bir diğer bölümünde de “Faydalı Hikâyeler” dile getirdiği şiirlerini “Rüzgâr İstasyonu”nda kitaplaştırır. Önceki kitabı “Yeni Zamanlar”da kızına çiçek olarak sunduğu şiirler vardır. Ama asıl Hazal’a diye ithaf ettiği kitabı “Rüzgâr İstasyonu” olur. Alıntılayacağımız dizeler “Geçen Bölümün Özeti” başlıklı şiirden:

sapsam bir şaryo boyu ağlasam
unutmasam yorulsam ama unutmayı oynasam

sonra kendim için daha yalnız bir şey oynasam

Sağlığında yayımlanan son kitabı “Beyaz Ayarı” 2007’de çıkar. “Beyaz Ayarı’nda “Işık Oyunları”na girişir. “Işık Oyunları”nda ışıkla da oynar, ışığın oyununa da katılır, ışığın hayatla, dünyayla oyununa da dalıp gittiği olur… Bu şiirlerde daha çok “varlık” ve “olmak” sorununa yoğunlaştığını söyleyebiliriz. Kitabın ilk şiirin okuyalım:

ben, dedi, rüya mıyım.
bana sor, dedi, bana sor, usul.

beni, dedi, değilsem rüya yap, dedi.
eteklerim uçuşsun.
hem rüzgâr.

ay, dedi, saçlarımda dağıldı.
ay, dedi, ışığa serseri.
su, dedi, olamadım.

olamadım.

Akif Kurtuluş, 2014’te, şairin ölümünden kısa bir süre sonra çıkan toplu şiirleri “Avare Çalı ve uzaKTan” için yazdığı önsözde, bize hem “şair Adnan Azar”ı anlatır ve onun toplu şiirleri değerlendirir hem de “arkadaşı Adnan”dan özlemle söz eder. Kurtuluş’un şair Azar’ın şiirlerini değerlendirdiği ve satır aralarında da arkadaşı Adnan’ın yaşama anlayışına değindiği önsöz yazısında dikkat çekici saptamalar yer alıyor. Önsözden altını çizdiğimiz bazı cümleleri aktarmak istiyoruz: ”Edebiyatla ilişkisinde yalnızlığını çok sevdi. Sevmekle kalmadı, yalnızlığını ömrüne yaydığı mutsuzluğunu derinleştirmekte ustaca, hınzırca ve hatta çoğu zaman hoyratça kullandı.” Devam ediyor Kurtuluş: “Şiirlerinde unutmak ve uğultu sıradan sözcükler olarak okunmamalı.” Akif Kurtuluş, şairin “Yaşamak uğultuluydu” deyişini hatırlatarak “uğultu”nun, onu için ne anlama geldiğini “Kuşatan, kıstıran, teslim almaya çalışan hayatın metaforu” sözleriyle açımlıyor. Kurtuluş, Adnan Azar’ın “edebi ömrünün” bu “uğultu karşısında sesini aramakla geçtiğini” de dile getiriyor. Kurtuluş, unutmanın Adnan Azar için başlı başına uğultu demek olduğuna “Bir uğultudur unutmak” dizesini kanıt gösteriyor. Azar’ın şiirinde “unutmak” ve “uğultu” gibi “susku” ve “olmak”ın da kurucu ve sürükleyici metaforlar olarak dikkat çektiğini eklemek isteriz.

Bir de Akif Kurtuluş’un, yanıtını içinde taşıyan şu sorusu var: “Şiirlerinde sessizliği sevmesi bir kaçış değil, bir itiraz oldu zaten.” Şairin unutmaya karşı direnişini daha açık biçimde yansıtan “Işık Oyunları” başlıklı şiirden bir bölüm daha aktaralım:

unutmak, dedi, ayaz gibi,
işliyor içe.

hatırlamak, dedi
ağır hastalık.

yaz, dedi, yer değiştiren ışığın altında
yaz, dedi, hatırlamadıklarını.

dağla yazarken hatıraları.

AZAR’IN DENEYSEL ARAYIŞI

Adnan Azar’ın, özellikle, ölümünden kısa bir süre önce tamamladığı belirtilen “Avare Çalı”daki şiirlerinde önemli bir değişime yöneldiğini söyleyebiliriz. Azar’ın, bu yapıtında, lirik şiirin mecrası içinde kalarak girdiği deneysel arayış dikkat çekicidir. Ancak Adnan Azar’ın “Avare Çalı”dan önceki yapıtlarında da bu eğilimin potansiyeli görülür. O potansiyel son yapıtında tümüyle açığa çıkmıştır… Azar’ın deneysel girişimi, şiirin biçimselliği, biçemselliği ya da içeriğiyle sınırlı kalmaz. Yapıtlarında dil, imge yapısı gibi diğer öğelerle birlikte şiirin tümünü kapsar. Ancak Azar’da, deyim yerindeyse, “çığırmayan” bir deneysel arayışa ve girişime tanık oluruz. Çığırmayan diyoruz, çünkü şiirde yeni arayışlar, deneysel girişimler, ancak “çığıran bir biçemle” gerçekleşirmiş gibi bir algı oluşmuş durumda… Şairin lirik şiirle deneyselliği buluşturduğuna dikkat çektiğimiz “Avare Çalı” kitabında yer alan “Gidememek” başlıklı şiirin ilk betiğini okuyalım:

çünkü dönmek yok sonubirbirgeçmişten ama sis
toplamak gerek yine de bakışımsızlığımızdan.
susmak bundan. bun sularından.
şimşekten bize değen de bu.
kim ama
kim kör
o
l
a
c
a
k
korkusuyla bizeçarpanbizdenseken geçmiş/iz/imizden.

Belleğin unutuşa karşı savaşımında şiirleriyle direnmiş, bunu şiirinin nedeni ve sonucu haline getirmiş, yapıtlarıyla modern Türkçe şiirde hem yer, hem varlık edinmiş şairi saygıyla selamlıyoruz…


Enver Topaloğlu kimdir?

Şair. İlk, orta ve liseyi Ordu’da okudu. Marmara Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi’nde Türk Dili ve Edebiyatı okudu. Kendi isteğiyle bitirmeden ayrıldı. Cumhuriyet gazetesinde düzeltmen olarak çalıştı. Sürekli basın kartı sahibi. Şiirlerini 1990’dan itibaren Defter başta olmak üzere Varlık, Gösteri, Yasak Meyve, No, Evrensel Kültür, Duvar gibi dergilerde yayımladı. Bugüne kadar yayımlanan şiir kitapları; Yakamoz ve Tebessüm (e yayınları, 1993), Kristal Kral (Noyirmiyedi yayınları, 1997), Divane (Şiirden, 2006), Aşk Kayıtları (Yitik Ülke yayınları, 2013).