Şiir senesi

Bu sene, 2019 “kötü sene” adıyla anılmayacaksa şiirin payı çok büyük değil mi? Murathan Mungan, Gonca Özmen, Ömer Erdem, Salih Bolat ve Hüseyin Ferhat şiir açısından verimli yılın beş önemli ismi oldu. Dahası var ama bu yazı bir okurun gözüne takılan, öznel bir seçki üzerine kuruldu. Dahası, büyük Ermeni şair Taniel Varujan’ı Türkçe okuma imkanını da bu yıl bulduk.

Evindar A. Duran  evindar@yahoo.com

Son bir yılın gürültüsü patırtısı hır gürü içinde şiir yayılan kasvete, açılan yaralara, büyüyen tehlikelere, sınır tanımayan şiddete, şehvetle savunulan yıkıma, atmosferi kaplayan gerilime, ruhu daraltan öfkeli nutuklara rağmen ve onlara karşı ferahlık, derman, güvenlik, şefkat, kurma, sükunet ve yumuşaklık olarak belirmedi mi? Birkaç yıl önce büyük şair Gülten Akın’ı da kaybedince sanki sadece “artık yaşamayan büyük şairler”den başka şiirle ilgili bir imkan kalmamış gibiydi; kitapçı vitrinleri, bir zamanlar yazmış büyük isimlerden başka kimse kalmamış eminliğiyle düzenleniyordu. Oysa şiir vardı, şair çalışıyordu. Bu yıl şiir çalışmasının bütün verimini gördük. Aşağıda küçük bir seçki var, tüketici değil, objektif hiç değil, bir şiir okurunun kişisel rasatına takıldığı kadarıyla, her biri başka bir şiir anlayışının, başka bir şiir kurma, söyleme tarzının temsilcisi olan şairlerin kitapları hakkında karınca kararınca birkaç söz var; şiir okumaya, şiir konuşmaya, şiirle konuşmaya bir davet kabilinden.

Herhangi bir hiyerarşi, öncelik gözetmeden:

İLHAN DURUSEL: DİL TUTULMASI

Kuşak dışı bir tutum içinde, kendi tekilliğini özenle kurup muhafaza eden İlhan Durusel, Türk şiirinin Metin Eloğlu-Ece Ayhan zirvelerine selam duran ve fakat ikisinin de gölgesinde kalmamayı bilmiş kitabı Dil Tutulması ile okuru bir şölene çağırdı. Güneş tutulması ya da ay tutulması gibi bir dil fenomeni üretmişti şair.

Dil Tutulması, İlhan Durusel, 72 syf., Yapı Kredi Yayınları, 2019. – Nihayet Bir Cümledir İnsan, Hüseyin Ferhad, 80 syf., Yapı Kredi Yayınları, 2019.

HÜSEYİN FERHAD: NİHAYET BİR CÜMLEDİR İNSAN

Aynı kuşaktan ama bambaşka poetik kavrayışlara sahip Hüseyin Ferhad ve Salih Bolat, kendi şiir serüvenlerinde yeni yolaklar açmış olarak şiiri azalmış sanılan dünya ağacına kendi sözlerini astılar. Dilini bugünde değil kadim zamanlarda bileyen, ileriye doğru değil geriye, zamanın behrine doğru yaşıyormuş görünen Hüseyin Ferhat, Nihayet bir cümledir insan ile geçmişte yaşayıp geleceğe konuşan şaman tavrını Edip Cansever’e kuvvetli bir selam ile sürdürdü.

“Karanfil niye kokar hem de kıpkırmızı

elbet kanatmak için kokar yaralarımızı.”

Salih Bolat, Rüya Zamanı, 138 syf., Varlık Yayınları, 2019.

SALİH BOLAT: RÜYA ZAMANI

Salih Bolat ise büyük binalar demek ki büyük gölgeler üreten, hızlı ve kadir bilmez “dönüşüm”ler eşliğinde kenti yıldan yıla bir önceki hali tanınmaz hale gelen büyük kentin içinde pastoral hafıza nöbeti yazmış sanki kendisine; Rüya Zamanı, kentsel dönüşümün yıkıcı faaliyetine karşı kent florasına dikkat kesilmiş hafızanın, ruhun çobanıl şiiridir. Oktay Rifat ve Ziya Osman Saba İstanbulu’nun nöbeti bu. Kabuslar içindeki kentin, kentlinin lirik rüyası.

ÖMER ERDEM: İSTANBUL’A

Belki yine kuşaktaş sayılabilecek ama yine kendi tekilliklerini koruma özenleri hiç eksilmeyen daha genç iki isim, Gonca Özmen ve Ömer Erdem şiirin ne eskide kaldığını ne de sadece eskilerin işi olduğunu bildiriyor gibiydi.

Ömer Erdem, Salih Bolat şiirindeki kentli gözün hassas, kırılgan ve yaslı tutumuna eşlik ediyor, ama ondan farklı olarak adlı adınca bir İstanbul tutanağı çıkarıyordu okurun karşısına: İstanbullu bir şair olmanın değil, bir İstanbul şairi olmanın ruhsatını istiyordu okurdan. Yahya Kemal’dan Nazım Hikmet’e, Oktay Rifat’tan Ziya Osman Saba’ya, İlhan Berk’ten Cahit Zarifoğlu’na İstanbul’a seslenen ve İstanbul’dan seslenen büyük isimlerin de ruhsatıyla, hem bir ağıt hem bir kent savunusu şiiridir Ömer Erdem’in şiiri.

İstanbul’a, Ömer Erdem, 112 syf., Everest Yayınları, 2019. – Bile İsteye, Gonca Özmen, 80 syf., Kırmızı Kedi Yayınları, 2019.

GONCA ÖZMEN: BİLE İSTEYE

Gonca Özmen, Bile İsteye‘de zaman ve mekana bakıyor, o somut bir şehirden konuşmuyor, ev ile dünya arasında, eve ve dünyaya karşı konuşuyor. Eve ve dünyaya itirazları, evi ve dünyayı cehenneme çeviren şiddete itirazıdır; hem mekanın hem yaşam alanının daralmasına itirazı:

“Öyle daralttık ki içimizi

Bir saksılık toprağa yer yok

Herkesin kendini gösteriyor pusulası

Ağaç kendi göğünü biliyor sadece.”

Çağ Geçitleri, Murathan Mungan, 136 syf., Metis Yayınları, 2019.

MURATHAN MUNGAN: ÇAĞ GEÇİTLERİ

Bu şiir yılının en etkileyici olayı, Murathan Mungan’ın Çağ Geçitleri oldu belki de. Belki de diyorum, çünkü diğer kitapların yokluğunda tek başına aynı etkiyi yaratma ihtimali muhtemelen çok çok düşük olurdu kitabın. Çarşı şen değilse, hiçbir meta hak ettiği rağbeti görmez kolay kolay. Metis Yayınları’ndan çıkan Çağ Geçitleri, Türk edebiyatının çalışkanlığı ve üretkenliği hiç kesilmeyen ismi Murathan Mungan’ın hem kendi şiirinde hem Türk şiirinde yeni bir zirve ve diğer şiir zirvelerine bir geçit.

Hatsin Yerkı-Ekmeğin Şarkısı, Taniel Varujan, 112 syf., Aras Yayıncılık, 2019.

TANİEL VARUJAN: EKMEĞİN ŞARKISI

Ve son olarak bir de yılın belki de en önemli sürprizi, Taniel Varujan’ın Ekmeğin Şarkısı. Bu yıl değil ama yüz yıldan fazla bir zaman önce, Anadolu’nun karanlık kıyım yıllarında yazılmış bir kitap. Taniel Varujan, 24 Nisan 1915’te devlet güçlerince alınıp bir süre sonra katledilen bir Ermeni Şair. Ohannes Şaşkal çevirisiyle, Aras Yayınları’ndan çıktı. Kitap, kıyımdan kurtarılmış bir defterdir aslında, 1921 yılında Ermenice basılır. Türkçesini ilk defa bu yıl Ermenice tıpkıbasımı ile birlikte gördük. Ermeni şiirinin soykırım öncesi büyük şairi Taniel Varujan’ın Ekmeğin Şarkısı‘nda adı olan ama kendisi olmayan bir şiirdir Ekmeğin Şarkısı. Şair, kırım koşulları altında elini şiirden çekmemiştir. Dünyayı bugün saran kara bulutların insanlığa vaadi yine kırım, kıyım, soykırımdan fazlası değildir. Özelde şiir, genelde sanat kıyımları, kırımları durdurma gücüne sahip değilse de şiirin, sanatın olmadığı, revaç bulmadığı yerde kötücül ihtimallere karşı mücadele imkanları daha azdır. Varujanın bu son derece önemli pastoral eseri, bir kırımdan kalan iz olarak insanlığın neler kaybettiğinin nişanesi niteliğindedir. Agos’lara tohum değil kan ekmek isteyenlerle, kendisinden gayrısına agos sürülecek toprak bile bırakmak istemeyenlerle toprağa, ekmeğe, suya, çiçeğe, dağa ve göğe sahip çıkmak isteyenlerin kavgasında, varlık yokluk kavgasında şiirin, sanatın yokluğa karşı varlık daveti olduğunun nişanesi.