Erdem savunması: Neden 'Savunma Saldırıyor' kitabını okumalıyız?

Sokrates'in meşhur davası, neyin davasıdır? Onu kim, hangi iddiayla yargılabilir? Sokrates'in ezber bozan bir savunucu olan Jacques Verges'in savunmasına ihtiyacı olmayacaktı çünkü Sokrates kendini, nefsini savunmaktan bile uzak durdu. Saf hakikatin savunma ihtiyacı elzem midir?

Mekkiye Esen

Platon tarafından M.Ö.399’da kaydedilen, epey zaman sonrasında da kitaplaştırılan ve hala bizi etkileyen, oturup üzerine konuştuğumuz Sokrates’in meşhur davası, neyin davasıdır? (Başka kayıtlar da vardır ama en kabul göreni Platon’undur.) Aradaki zaman farkından dolayı olmasa gerek. Bu çok eski davayı unutulmaz kılan ,sadece kaydedilmiş olan en eski belgelerden birinde yazıyor olması veya kendi zamanının çarpıcı bir karakterinin davası olması değil elbette.

Ünlü Yunan düşünürü Sokrates’in, modern felsefenin kurucusunun, nasıl bir davası olabilir? Onu kim, hangi iddiayla yargılabilir? Bir filozofu yargılamak, çok iyi düşünülmüş iddialarla onun karşısına çıkmayı gerektirmez mi?

Belirtelim ki bu davada Sokrates’in özür dileyeceği, pişman olacağı,bahane bulacağı hiçbir şey yoktu. Beş yüz bir tane olduğu söylenen jüri üyesi karşısındaydı ve korkmuyordu, ölüme gitmeye hazırdı. İnandığı erdemleri gençlere ve duymak isteyen diğer insanlara anlatmanın nesi kötü olabilirdi? Aslında gerçekten ironik bir şekilde sanık konumundaki filozof, özgür düşüncelerinden dolayı mahkum edilmişti. Bugünün en özgür mahkemelerinden daha özgür bir şekilde kendini savunma hürriyeti vardı ama o çok daha farklı bir savunma biçimi yeğledi, dolayısıyla hem dünün hem bugünün yargılayanlarını şaşırtacaktı.

‘SALDIRIYA KARŞI SAVUNMANIN SALDIRISI’

Onun davası gibi görünen onun şahsından çoktan ayrılmıştır. Toplumsallaşmış bir davadır ondan beklenen ve onun inandığı şey arasında anaforlar vardır. Beyhude ve anlamsız çığlıklar bekleniyordu kendini savunmak adına ama bunu yapmadı. Masum bir kurban rolünü oynayıp merhamet kazanabilirdi. Saldırıya karşı savunmanın saldırısı. Ona saldıranlar çılgınca ithamlarda bulunsalar da karşılarında kendini yani canını -içgüdüsel olarak yaşamını -savunan bir canlının çırpınışlarını görmek istiyorlar fakat umduklarına erişemiyorlardı. Epey ezber bozucu… Avın doğasında kaçmak vardır veya savunma amaçlı karşı saldırıya geçmek.Bazen avcıyı av durumuna düşürmek… Kendi canını inandıkları karşısına koymuyordu tarihin meşhur sanığı… Jacques Verges, namı diğer ‘şeytanın avukatı’. Biraz Fransız biraz Vietnam asıllı. Sömürgeleşmiş bir toplumdan da izler taşıyor, çünkü Fransız sömürgesinde dünyaya gözlerini açıyor. II. Dünya Savaşı’nda direniş hareketlerine katılıyor. Fransız Komünist Partisine katılıyor ve sömürge Cezayir’in davalarına bakıyor.

Verges, ezber bozan bir savunucudur. Yoksa her avukat dünya tarafından tanınırdı. En sarsıcı iddiası ise şudur: Herkes savunulabilir, her ne suç işlemişse. Nitekim savunur da; adi suç işleyenler, azılı suçlular ve terörist kabul edilen kişiler vardır müvekkillerinin arasında. Eski ABD başkanı G.Bush veya Nazi lideri A.Hitler de ona göre savunulabilir kategoridedir. Zaten Nazi savaş suçlusu Klaus Barbie’yi de savunmuştur.

‘SUÇ HAYATIN KENDİNİ DEĞİŞTİRMESİ İÇİN ÇAKTIĞI İŞARETTİR’

Müvekkilleri konusundaki bu tutumuyla ilgili onları suç işlemeye iten psikolojik-manevi koşullara indiğinin altını çizmiştir. Ancak bu bahsettiğimiz genel olarak kötü kabul edilen karakterleri savunmayı da bir koşula bağlar: Bu suçları işlediklerini kabul edecektir. Yani bir suçluyu (Onu suçlu yapan koşulları önemser) bile bile savunmaya hazırdır. Ona sırtınızı dayayıp suç işlemek konusunda kendinizi güvencede hissedebileceğiniz bir avukat diyerek gülünçleştirmek istesek de şöyle ki hiçbir suçun öznesi sadece kendisi değildir. Suç kendinden doğmaz ve suç, hayatın kendini değiştirmesi için çaktığı işarettir.

Kopuş davaları tekniği diye adlandırılan bir yöntemle öne çıkan bir avukat. Saddam Hüseyin’in adamlarından Tahir Ramazan’ı da savunmuştur. Saddam Hüseyin’i de karşısına çıkan engellerden dolayı sonradan savunmaktan vazgeçmiştir.

Olgular ve eylemler arka plandadır, toplumsal düzene karşı itirazlar öne çıkar. Suçla ilgili gerçekler, tutum ve davranışlar değil eylemin koşulları ve sanığın kişiliğine yoğunlaşır. Esas payı, reel yaşamın reel paydaşları değil mevcut düzenin motorları olan kar ve kişisel çıkar alır. İddianamelerin yasayı nasıl ihlal ettiğini de göz önüne serer. Aslında bir davanın ifade ettiği anlam, hakikatin ötesindedir, bir düellodur. Hukuken imkasızlıklar içermektedir. Tıpkı yargılanan kral XVI. Louis’e karşı ceza yasasının duruma uyarlanabilecek bir ceza yasası içermemesi gibi… Bir kopuş davasının amacı sanığı aklamaktan ötededir. Prometheus, neden Tanrısal yasaya sığınmaz, ateşi çaldığını itiraf eder ama yaptığına karşı kendini savunmaz ve geri durmaz? Çünkü insanları sevmektedir. Peki neden yargıç ve avukatlar hakikatin yanında değildir daima?

Savunma Saldırıyor, Jacques Verges, Çevirmen: Vivet Kanetti, Metis Yayıncılık, 2009.

Sokrates’in davası da kopuş davaları arasında Verges’e göre. Bu dava tarihin bize sunduğu en önemli ve sarsıcı kopuş davalarından kronolojik olarak en önce bilinenidir. Sokrates’in davası kendisi için değildir artık, topluma mal olmuştur. O, yargıçları kendi şahsıyla duygulandırmaya, etkilemeye çalışmaz. Yakınlarını,dostlarını mahkemeye getirip kimseyi etkilemeye çalışmaz. Sokrates’in Savunması‘ndan alıntılayalım:

“Benim de azizim, yakınlarım var. Homeros’un dediği gibi ben de taşın veya meşe ağacının oğlu değilim. İnsan soyundanım ve bu durum bana ana baba çoluk çocuk bahşetmiştir. Üç oğlum var, Atinalılar. Fakat durum böyle diye birini ya da diğerini getirip beni aklamanız için size yalvaracak değilim.”

Aklımıza hemen güncel görüntüler geliyor değil mi? Mesela dış görünüşleri veya konuşmalarıyla hakimleri etki altına almaya çalışan iyi halden indirim kapmaya çalışanlar… Sokrates’in asil ruhuna ve onuruna selam olsun diyelim.

Sokrates’in bir canlının en doğal eylemi olan kendi canını savunmaktan geri durması şımarıklıktan, dikbaşlılıktan, deli cesaretinden veya farklı olma çabasından değildir. Tartışır ve doğan sonuçlar için kendinden eksiltmeye yeltenmez. Fikri kararlılıkla unutulmaz mücadele örneği sergiler. Açgözlülükten münezzeh, geçmişine ve inandıklarına halel getirmeyen bir duruş. Amiyane tabirlerle yüceltmek yersiz olur onu, kendini bol keseden savunmak yerine kendine inanan birini. Kendini savunmak ve kendine inanmanın farkının cevabı tarihte gizlidir. Yaşayan eylemler veya olaylar değildir. Fikirler ve “hür cesaret”tir ölmez olan. Ölümden korkmamak ve ölümle korkutulamamak. Çünkü o adaletle ilgilenmektedir. Adalet tecelli etmeyecekse neylesin Sokrates. Yalvarıp yakarsın mı? Kendini ispat ettirmek için dokuz köyden dokuz şahit getirse ne fayda. Nitekim bu çabaya girmeyecektir.

Adaleti tecelli ettirmek için Jacques Verges gibi hem lugatı güçlü hem de hukuk etiği ezber dışı olan bir avukata gereksinim duyanların karşısına Sokrates’i koyalım. Ceza kanunları, kendini iyi savunanların, kanunu dolanıp kendine çıkış yolu bulanların oyuncağı mı? İyi bir savunma, gerçeğin ve adaletin temennisini mi veriyor? Peki, gerçek ve adalet nedir o zaman? Sadece koşullara, şansa veya imkana bağlı olan değişkenler… Sokrates’in Verges’in savunmasına ihtiyacı olmayacaktı çünkü Sokrates kendini, nefsini savunmaktan bile uzak durdu. Çünkü iyi bir savunmanın gölgesine sığınmaktan uzak durup hakikatin ışığıyla aydınlatmasını istedi fakat hakikat, bazen kendini kör bir yarasa gibi gizliyor sonra da sarhoş hareketlerle gün ışığına çıkıp korkutmayı seviyor. Bu yüzden tarih, bizi şaşırtan olaylarla dolu. Öyle bir dönemeçten dönüyor ki hakikat; tamamıyla sapıyor, asıl yolundan uzak ve görünmez oluyor. Buna neden olan istemli ve istemsiz binlerce etken var. Ama sonunda beliriveriyor. Yepyeni bir yüzle, olayın özneleri bile ortadan kalktıktan sonra. Tarihin adalet anlayışı da diyebiliriz buna. Tarihin yargılama biçimi. Yalnız mağdurların acısını dindirmiyor. Sanırım tarih kuşbakışı yargılıyor ve ölenlerin ardından ağlamıyor onları gömüp yeni gelenlere bir şeyler fısıldıyor fakat yeni hatalara mani olamıyor.

Sokrates, filozofluktan ve araştırma yöntemlerinden vazgeçseydi aklanacaktı. Bir daha aynı suçu işlememeliydi. Bunu yaparsa salıverilirdi. Ancak böyle bir koşulu reddedecek ve daima, ihtiyarından gencine, Atinalısından yabancısına herkese felsefe öğretmekten vazgeçmeyeceğini bildirecekti. Cezalandırılmak isteyecek ve suçlu olduğunu haykıracak durumda değildir. Kimseye zarar vermediğinden emin olduğu kadar kendine de zarar vermek istemekten de kaçınacaktır. Kendisine kötülük yapmalarından ve suçlu olduğunu haykırmaktan bu yüzden uzak duracaktır.

“Siz, yakınan sızlanan bir Sokrates istiyorsunuz. Kendimi bu şekilde savunduğum için pişman değilim. Ölmeyi, sizin kurduğunuz tuzakta yaşamaya yeğ tutarım.”

“Sokrates, hemşehrilerinin cehaletine inansa da kendisini onların yoksun olduğu şeyin yani bilginin sahibi olarak görmezdi. Zihninde hiçbir şeyi bilmediğinin farkındaydı. Savunmasında, el işçilerine gittim, çok şey biliyorlardı, bilgileri gerçekten benden zengindi. Fakat ne yazık ki geri kaldıkları bir nokta vardı. Onlar yaptıkları işi iyi bildikleri için geri kalan her işi de iyi bildiklerini de sanıyorlardı. Bu da onların bilgeliklerini gölgeliyor. Onlar gibi olacağıma olduğum gibi durmak daha iyi değil mi? Olduğum gibi kalmak benim için en iyisidir.”

Sokrates’in Savunması, Platon, Çevirmen: Ari Çokona, 220 syf., İş Bankası Kültür Yayınları, 2016.

Verges’in Sokrates’in davasını ele almasına karşılık, zararlı eylemleri içeren davranışlarda bulunan yani ‘evrensel’ manada suç işleyen insanları savunması Sokrates’in sevdiği bir sözcük olan “ironi” gibi görünüyor. Sokrates erdemi öğretmenin peşindedir ve kendine inandığı için onu yargılayanların af seçeneklerini, sürgün veya başka bir cezadan kurtulma yolunu tercih etmez. Verges’in müvekilleri saf toplum ahlakıyla bile yargılandığında suçludur. Evrensel hukuk kaynaklarına bakıp şıp diye işledikleri suçun karşılığını bulursunuz.

Kıyasıya geçen mahkemelerde savunmalarla didinen avukatlar… Sokrates ufak bir çoğunlukla bile olsa ölüme layık görüldü.

‘SOKRATES GİBİ OLMAK YA DA OLMAMAK’

Savunma yapmak doğal bir hak olarak kabul edilir hukuk literatüründe. Saldıran bir savunma, haklılıkla mı yapılmaktadır yoksa haklılığı ispat etmek için kurnazlıkla mı hareket edilmektedir. Saf hakikatin savunmaya ihtiyacı elzem midir? Erdemli olanın takdir edileceği anı bekleyerek ölüme mi razı olmalıyız? ‘Sokrates gibi olmak ya da olmamak’

Yargıçlara ve avukatlara kendini teslim eden birinin akıbeti ne olur?

“Size söylüyorum yargıçlar; beni öldürtmüş olacaksınız ama kendi cezanız benim mahvımı takip edecek ve yemin ederim ki bu ceza, beni çarpttırdığınız ölümden çok daha korkunç olacak. İnsanları öldürerek size yaşamayı bilmediğinizi haykıracak birini engelleyebileceğinizi mi zannediyorsunuz.”