Adnan Özyalçıner: 50 Kuşağı'nın yaptığı örgütlü kalkışmaydı

50 Kuşağı'nın önde gelen yazarlarından Adnan Özyalçıner,  38. Uluslararası İstanbul Kitap Fuarı'nda onur konuğu oldu. Özyalçıner'le 50 Kuşağı'nın bir araya gelişini ve toplumcu gerçekçi edebiyatı konuştuk.

Barış Avşar  bavsar@gazeteduvar.com.tr

DUVAR – Edebiyatımızda 50 Kuşağı’nın önemli öykücülerinden Adnan Özyalçıner, 38. Uluslararası İstanbul Kitap Fuarı’nda Onur Konuğu olarak yer alıyor. 50 Kuşağı’nın toplumcu gerçekçi edebiyat üretimine ilk adım atan isimlerinden Adnan Özyalçıner’le, 50 Kuşağı’nın bir araya geldiği dönemin önemli yayınlarından a dergisini, kişisel anlatıdan toplumsal meselelere uzanan edebiyatı ve günümüzde edebiyatın durumunu konuştuk. “1980 sonrası edebiyat içe kapalı bir hale geldi. Edebiyattan insan, toplum ve sokak dışlandı. Yazarlar daha çok kişisel duygu ve düşünceleriyle hareket ettiler. Bu yanlıştı tabii…” diyen Özyalçıner, yazarlığın temel meselesinin yazarın sadece kendisini değil bunu yapamayanları da ifade etmesini, onların duygu ve düşüncelerini de anlatması olduğunu vurguluyor.

Onur Konuğu Adnan Özyalçıner 38. Uluslararası İstanbul Kitap Fuarı’nda açılış konuşması yaptı.

Bu sene 38. Uluslararası İstanbul Kitap Fuarı’nda Onur Konuğu olarak yer alıyorsunuz. Bu size neler düşündürüyor, nasıl hissettiriyor?

Çok mutluyum. Çünkü bu onur konukluğunu yalnız kendim için değil; kuşağım için de çok önemli buluyorum. Onur konukluğu benim için Erdal Öz’ün, Onat Kutlar’ın onur konukluğu ve 50 Kuşağı öykücülüğünün ortaya çıkışının ve üretimlerinin onurlandırılması bence.

50 Kuşağı yazarlarının eserleri için başta daha çok bireysel anlatılarken zamanla toplumsala, toplumsal gerçekçiliğe yönelim görülüyor. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bizim kuşağımızda başlangıçta bireyci değil ama insanın özgürlüğüne dayalı bir öykü anlayışı vardı. Biz yeni bir atılımla iki şeyi birden yaptık: Hem Demokrat Parti’nin siyasal iktidarına hem de edebiyatta o dönem mevcut olan iktidara karşı çıktık. Gerçekliğin daha yüzeyselleşmiş olduğu bir dönemde edebiyatın ve siyasal alanın özgürleşmesi için mücadele ettik. Bu mücadele içerisinde sözünü ettiğiniz değişim yaşandı daha çok. Her arkadaşımız bu süreci farklı noktalardan daha ileri taşıdı.

‘BİZİM SOSYALİSTLİĞİMİZ EDEBİYAT KAYNAKLI…’

Bahsettiğiniz dönemde nasıl beslendiniz?

Bizim beslenmemiz ne yazık ki sosyalist bir kültürden gelmiyor. O dönem böyle bir siyasi kültür yoktu çünkü. Bizim sosyalistliğimiz edebiyat kaynaklıdır Edebiyatta yasak olan Sabahattin Alileri, Nazım Hikmetleri, bütün diğer kitapları, tek tük ele geçirdiğimiz zaman ya da Sait Faikleri, Oktay Rifatları, Melih Cevdet Andayları kaynak alarak edebiyata getirdikleri sosyalizmi algılayarak bir hak, eşitlik ve paylaşım düzeni kurmamız ve yazmamız gerektiğini düşündük. Dolayısıyla siyasi algımız da edebiyat üzerinden doğup beslendi.

‘ÖRGÜTLENMEMİZ A DERGİSİNDE OLDU’

Toplumsalcı yazarlar olarak bir araya nasıl geldiniz? Nasıl örgütlendiniz?

Bizim asıl örgütlenmemiz 1956’da Onat Kutlar, Kemal Özer, Hilmi Yavuz, Konur Ertop, Doğan Hızlan ve Erdal Öz’le yayınladığımız a dergisinde oldu. Cebimizden verdiğimiz paralarla bu dergiyi kurduk. Herkes 10’ar lira verdi. Dergide sanatın ve siyasalın özgürlüğünü savunduk. a dergisi 27 Mayıs’a kadar yayınını sürdürdü. 27 Mayıs’ta ‘özgürlük geldi’ diye dergiyi kapattık. Birkaç sene sonra 61 Anayasası ile bir açılım ve kültürel rahatlama, patlama oldu. Sosyalist kuram kitapları üst üste yayımlandı. Nazım Hikmet ve Sabahattin Ali okumak serbest oldu. Sosyalist eserlerin ortaya çıkmasında bir özgürlük dönemi yaşandı fakat bu özgürlük çok uzun sürmedi. Biz o arada bu kültürel patlamanın hazırlayıcısı olan, ülkenin Demokrat Parti baskısı altında geçirdiği yoksunlukları gördük. Yedek subay öğretmen olarak köyleri gördük. Kürtleri gördük, tanıdık. İnsan özgürlüğü için başladığımız çalışmalar toplum ve yaşam için özgürlük mücadelesi ile gelişti.

1971 Muhtırası gelince darbenin köklü olduğu ve özgürlük falan gelmediği ortaya çıktı. 72’nin başında tekrar bir araya geldik. Birbirimize tek bir soru sorduk: Ne yapmalıyız? Dergiyi yeniden çıkarmaya karar verdik ve adı yeni a oldu. Kapatılırsak ne yaparız diye tartışırken karikatürist ve mizahçı arkadaşımız Ferit Öngören “Yine a diye tekrar çıkarız” demişti. Öyle de kararlıydık…

Bütün kitap toplatmalarına, yazarların hapse atılmalarına karşı kültürel bir başkaldırı örgütledik. Bu konularda özel sayılar yaptık.

Alandaki Park, Adnan Özyalçıner, 136 syf., Manos Kitap, 2019.

’50 KUŞAĞI’NIN YAPTIĞI ÖRGÜTLÜ KALKIŞMA OLMADI’

Bugünkü genç yazarları bu anlamda nasıl değerlendiriyorsunuz?

1980 sonrası edebiyat içe kapalı bir hale geldi. Edebiyattan insan, toplum ve sokak dışlandı. Bu da büyük zarar verdi. Yazarlar daha çok kişisel duygu ve düşünceleriyle hareket ettiler. Bu yanlıştı tabii… 2000 sonrasında yazarlarda dışa dönük üretimler başladı ama 50 Kuşağı’nın yaptığı örgütlü kalkışma olmadı, olmuyor.

Siz kuşağınızda ‘Ne Yapmalı?’ sorusunu sorarak bir çıkış buldunuz. Bugün hangi soru sorulmalı?

Yine ‘Ne yapmalıyız?’ diye sormalı. Yazarlık insanın kendini ifade etmesi ama kendi düşüncelerini paylaşırken, kendilerini ifade edemeyenlerin duygu ve düşüncelerini de paylaşmasıdır. Asıl sorun yazarın başkalarının da duygu ve düşüncelerini aktarabilmesidir.

Bu anlamda sizin aklınızda yeni nesilden hangi isimler var?

Yeni nesilden birçok yazar var ama isim vermeyeyim. Bunu gerçekleştirecek yazar ve şairler çıkıyor.

Onlar için bir mesajınız var mı? 

Birlikte ve toplum için hareket etme olanaklarını yaratmalılar. Bunda ısrar edilmeli. Edebiyatın kurtuluşu burada.