Yeniden Hititler: 'İnsancıl' mıydılar 'strateji' mi yaptılar?

Hititler: Bir Anadolu İmparatorluğu, Yapı Kredi Yayınları ve Tüpraş Yayınları ortaklığında bir kez daha okurla buluştu. Kitabın editörlerinden Hattuşa Kazı Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Metin Alparslan'la Hititleri konuştuk.

Nuray Pehlivan  npehlivan@gazeteduvar.com.tr

DUVAR – Editörlüğünü Meltem Doğan Alparslan ve Metin Alparslan’ın üstlendiği “Hititler: Bir Anadolu İmparatorluğu” kitabı okurlarıyla yeniden buluştu. Yapı Kredi Yayınları ve Tüpraş Yayınları ortaklığında daha önce Türkçe ve İngilizce yayınlanan kitabın ilk baskısı tükenmişti. Ancak yoğun okur talebine kayıtsız kalmayan iki kurum, kitabı yeni bir tasarım, boyut ve içerikle basmaya karar verdi.

Yakın Doğu coğrafyası M.Ö. 2000’de Mısır, Babil, Asur gibi dönemin süper güçlerine ev sahipliği yapıyordu. Hitit Devleti’nin kurucusu ve aynı zamanda devletin başkenti Hattuşa’dan ismini alan 1. Hattuşili, Anadolu, Mezopotamya ve Nil vadisinde hüküm süren bu süper güçlerle giriştiği mücadele sonucu Anadolu’da yeni bir gücün doğmasını sağladı. Hitit Krallığı onun döneminde sistemli biçimde devletleşme sürecini tamamlayıp sınırlarını genişleterek Anadolu’yu, M.Ö. 2 binde ekonomik ve kültürel cazibe merkezine dönüştürdü. Bu dönüşümün altında Hititlerin askeri, siyasi, ticari ve hukuki enstrümanları etkin biçimde kullanmaları yatıyor.

Kitapta devlet yapılarını yaklaşık 450 yıl sürdürerek insanlık kültür tarihine pek çok yenilik getiren Hititlerin tarihini, yasalarını, sanatını, mimarisini, ekonomisini, siyasi, dini ve sosyal yaşamını belirleyen ve her biri alanında uzman araştırmacılar tarafından kaleme alınan 22 makale okuyucuya sunuluyor. Konuya ilgi duyan herkesin anlayabileceği güncel bir dille kaleme alınan kitap, böylesine güçlü bir imparatorluğu bütün yönleriyle anlatıyor.

Kitabı hazırlama fikri nasıl oluştu? Hititleri, çağdaşı olan devletlere göre benzersiz kılan özellikler nelerdi? Hititler 450 yıl boyunca bir imparatorluğu ayakta tutmayı nasıl başardılar? Kitabın editörlerinden Hattuşa Kazı Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Metin Alparslan sorularımızı yanıtladı.

Prof. Dr. Metin Alparslan

‘HERKESİN ALABİLECEĞİ BİR KİTAP HALİNE GELDİ’

Kitabı hazırlama fikri nasıl oluştu?

2012 yılında Yapı Kredi Yayınları’ndan son araştırmalar ışığında Hititleri ve Hitit kültürünü anlatan bir prestij kitabı hazırlamamız için teklif geldi. Kitap büyük ölçekte, İngilizce ve Türkçe olarak ve çok sayıda renkli resim içerecekti. Bu teklifi kabul ettik ve bir sene sonra kitabı bitirdik. Yayınlandığında hızlı bir şekilde satıldı ve tükendi. Ancak az önce saydığım özellikleri nedeniyle oldukça pahalıydı. Bu nedenle öğrencilerden pek azının kitabı satın alabildiğini düşündük. Yayınevine aynı kitabın sadece Türkçe kısmının tekrar ama bu sefer bir el kitabı ölçülerinde basılmasını önerdik. Yapı Kredi Yayınları bu önerimizi uygun gördü ve kitap güncelliğini kaybeden birkaç makale dışında aynı şekilde basıldı. Sadece resimler siyah beyaz yapıldı ve sayısı azaltıldı. Böylece maliyeti düşürülüp herkesin alabileceği bir kitap haline getirildi. Bu nedenle şimdiden birçok öğrencinin bize duacı olduğunu şahsen biliyorum.

’22 FARKLI KONUDA 17 FARKLI BAKIŞ AÇISI’

Bu kitabı neden almalıyız sizce?

Kitap Hititleri tüm yönleriyle ele alıyor. En önemlisi de sadece akademik bir okuyucu kitlesi için yazılmadı. Çok yazarlı olması bence bir avantaj, çünkü bilim tek şeritli bir yol değildir. Kitapta yer alan 22 makale, toplam 17 bilim insanı tarafından kaleme alındı. Tüm bu insanların Hititler hakkında farklı farklı görüşleri var. Bu yüzden okuyucu dikkatli okursa, 22 farklı konu hakkında 17 farklı bakış açısına da tanık olacaktır. Ayrıca tüm bilgilerin son araştırmaların ışığında olduğunu da belirtmem lazım. Yani dünyada bunun üzerine henüz bir yayın konulmadı. Bu çok heyecan verici.

Hititler-Bir Anadolu İmparatorluğu, Hazırlayanlar: Meltem-Doğan Alparslan – Metin Alparslan, 328 syf., Yapı Kredi Yayınları, 2019.

‘OKUYUCUNUN AKLINDA SORU İŞARETİ KALMASINI İSTEMEDİK’

Kitapta Hititlerin tarihi doyurucu ve güncel bir içerikle, bütün yönleriyle veriliyor. Bu projeye başlarken çerçeveyi nasıl çizdiniz?

Amaç zaten buydu. Okuyucunun aklında bir soru işaretinin kalmasını istemedik. Bu nedenle Hititleri etraflıca ele almamız ama aynı zamanda sayfa sınırlaması da yapmamız gerekiyordu. Aksi halde planladığımız kitap ansiklopediye dönüşebilirdi. Konuları belirleyerek yerli, yabancı meslektaşlarımıza yönlendirdik. Bunu yaparken elbette her bilim insanına ağırlıklı olarak kendi çalıştığı konuları gönderdik. Bir bilim insanı konuyu daha evvel farklı sebeplerden dolayı çalıştıysa zaten en yeni bilgilere de sahiptir. Bu aynı zamanda makalenin güncel ve hızlı çıkmasını sağlar.

‘HİTİTLER ÇAĞDAŞLARINDAN DAHA ZOR ŞARTLARDA YAŞIYORDU’

Hititleri, çağdaşı olan devletlere göre benzersiz kılan özellikler neler?

Hititler çağdaşlarından daha zor şartlarda yaşıyordu. Çünkü Anadolu coğrafyası, Mezopotamya ve Mısır’dan çok daha zor bir coğrafyadır. Zor şartlar olağanüstü yetenekler gerektirir ve Hititler de bu konudaki tüm hünerlerini göstermişlerdir. Savaş konusunda o zaman için tank gibi düşünmemiz gereken savaş arabasını geliştirerek açık alanda üstünlük sağladılar. Bu gibi teknolojik yeniliklerin yanı sıra daha önce bilmediğimiz bazı taktikler de geliştirdiler. Bu sayede ünlü Kadeş Savaşı’nı Mısır’a karşı kazanabildiler. Mezopotamya’da kısas kanunları; yani göze göz, dişe diş kanunlar devam ederken, Hitit kanunları genel olarak tazminat ağırlıklıydı. Farklı şekilde söyleyecek olursak Mezopotamya’da bir katilin idamı söz konusuyken, Anadolu’da ölenin ailesi tazminat alabiliyordu. Bu o dönem için önemli bir gelişme. Bu da Hititlerin pragmatik yapılarından kaynaklanıyordu.

Kadeş Antlaşması’nı içeren metne baktığımızda da yaşam hakkına saygının, insani değerlerin çok ön planda olduğunu görüyoruz… Hititler ve Mısırlılar bu yüzden mi ‘barış’ dediler?

Kadeş Antlaşması, dünya tarihinin bilinen ilk barış antlaşması. Bu nedenle antlaşma metninin içerisinde elbette barış gibi kavramlar geçiyor. Ancak genel itibariyle daha önce yapılan uluslararası antlaşmalara benzer çok öğe barındırıyor. Demek istediğim, zaten bir antlaşma geleneği vardı. Buradaki fark barış ve kardeşlikten bahsedilmesi ve bunun nedeni tamamen siyasi. Yani insani değerlerle ilgisi yok. Hititler ve Mısırlılar insani değerleri nedeniyle barış yapmadılar. Her iki ülkenin doğusunda güçlenen bir Asur ülkesi var, Asur her iki ülkenin Suriye’deki toprakları için ciddi bir tehlike oluşturuyor. Mısır ile Hitit İmparatorluğu ise Suriye topraklarını kaybetmek istemiyor çünkü çok zengin topraklar bunlar. Her şeyden önce Doğu Akdeniz ticaretinin önemli limanları burada. Bu nedenle antlaşma ile insani değerleri ayrı tutmak gerekir.

‘MEKTUPLARIN MUHTEMELEN TÜMÜ DOSYALANIYORDU’

Kitapta yer alan bir makalenizde tarih ve tarihi kaydetmenin Hititler için önemine değiniyorsunuz. Hititlerin arşivcilik geleneği tarih yazıcılığı konusunda ne kadar etkili oldu?

Hitit başkenti Hattuşa’da çok sayıda çivi yazılı tablet arşivi bulundu. Bazı metinlerin ise çok sayıda kopyası olduğunu görüyoruz. Yani Hititler, aynı bugün olduğu gibi yazdıklarını arşivliyordu. Hatta kaybolmasın ya da başka arşivlerde de bulunsun diye kendi yazdıklarını kopya ediyor, yeniden yazıyorlardı. Gerekli olduğunda eski metinlerin arşivden çıkarıldığını ve kaydedilmiş bilgilerin yeni belgeler düzenlemek için kullanıldığını da tespit ediyoruz. Ülkeler arası antlaşmalarda örneğin; antlaşma metninin girişinde her iki ülke arasında daha önce yaşanan ilişkiler sıralanıyor. Bu sıralanma, bazı durumlarda en eski atalara kadar geriye gittiğinden bu arşivlerin fiilen kullanıldığını anlayabiliyoruz. Zaten Hititlerin başarısı biraz da bu yazıyı kullanmalarından kaynaklanıyor. Anadolu gibi dağlar tarafından parçalanmış, bölünmüş ve dolayısıyla ulaşılması zor bir coğrafyada yazı olmadan birlik sağlamak mümkün değil. Hitit kralının her mevsimde, kışın yollar karla kaplıyken bile kendine bağlı olan her bölgeye emirlerini ve isteklerini göndermesi gerekiyordu. Bunu da ancak mektuplarla yapabiliyordu. Bu mektupların muhtemelen tümü dosyalanıyordu, aynı cevap olarak dönen mektuplar gibi.. Bazı mektuplarda “Sen bana şöyle yazdın: …” diyerek karşısındakinin ağzından da yazıyor. Tüm bunlar yazıyı ne denli etkin kullandıklarının da bir göstergesi.

‘Bin tanrılı halk’ diye de tabir edilen Hititlerin temas kurdukları halkların tanrılarını da panteonlarına katmalarının nedeni sizce taktik ve stratejik amaçlı olabilir mi?

Evet, doğru. Hititler fethettikleri topraklardaki tanrıları kendi tanrıları olarak kabul ettiler ve yeni topraklardaki tanrı heykellerini de kendi başkentlerine götürdüler. Bunu, biraz farklı olsa da bir nevi kutsal emanetlerin götürülmesi ile karşılaştırabilirsiniz. Başkent Hattuşa’da bu yeni tanrılar için de tapınaklar ya da en azından şapel türü yerler inşa edildi. Böyle bir uygulamanın nedeni için farklı görüşler var. Bazıları bunu tanrıların sayısı çoğaldıkça devletin gücünün de o kadar artmasıyla açıklamak ister ve bence bu kısmen doğrudur. Siz bir toplumun taptığı en önemli tanrısını, kendi ülkenize götürdüğünüzde, bu ülkenin gücünü kırmış oluyorsunuz. O toplumun dua ettiği tanrı artık yanlarında değil, başka bir toplumun yanında. Bu size doğrudan olmasa da dolaylı olarak güç katar. Diğer bir görüş ise Hititlerin bunu çok insancıl olduklarından yaptıklarını öngörüyor ki, bu bence doğru değil. Hititlerin ‘insancıl’ olup olmadığını bilmiyorum. Toplumları bu şekilde ayırmanın da doğru olmadığını düşünüyorum, sonunda hepsi insandı!

‘HİTİTLER İKİ SORUNU BÜYÜK BİR USTALIKLA ÇÖZDÜLER’

Kitapta “Bir imparatorluğu ayakta tutabilmek” başlıklı bir makaleniz de yer alıyor. Peki, size göre Hititler sürekli göçlere maruz kalan İç Anadolu’nun bozkırında 450 yıl boyunca bir imparatorluğu ayakta tutmayı nasıl başardı?

İşte bu Hititlerde en çok hayran olduğum şeylerden biri. İç Anadolu son derece zor bir coğrafya ve büyük bir devlet kurmak için, özellikle o dönemlerde, hiç de uygun değil. Bir devlete ait toplumu doyurabilmek için öncelikle besin üretimini güvence altına almanız gerekiyor ki bu Anadolu’da çok zor. Tarım derseniz yıllık yağışa bağlı ve son derece düzensiz. Her beş yılda bir, en azından bir kere çok az yağmur alan bir coğrafyadan bahsediyoruz. Buna ilaveten bir de sel felaketleri, zamansız don, bitkilerde hastalık gibi diğer doğal sorunları da eklememiz gerekir. Dolayısıyla bu coğrafyada büyük toplumları doyurmak hiç de kolay değil. Aynı şekilde hayvancılık için su gereksinimi de çok önemliydi, özellikle yaz ayları çok kurak geçebiliyordu.

Hititler bu iki sorunu büyük bir ustalıkla çözdüler. Tahıllarını depolayabilmek için büyük ölçekte silolar kurarak, belki iki senelik tohumluk tahılı koruma altına almış oldular. Bu çok önemliydi. Çünkü kötü bir hasat döneminden sonra bütün tahılı tüketirseniz bir sonraki dönem için ekeceğiniz tohumunuz kalmaz. Su sorunlarını çözmek içinse birçok yere baraj kurdular. Ya da yeraltı sularından faydalanarak elde edilen suyu bir çeşit havuzda toplamayı başardılar. Bunu yaparken tam anlamıyla mühendislik eserleri ortaya koydular. Silolarda hava geçirmezliği, barajlarda su sızdırmazlığı sağladılar. Bunlar önemli başarılar çünkü aç askeri sefere gönderemezsiniz. Toprağı ve zenginliği büyütmek içinse askere ihtiyacınız var. Sonra tüm bunları bir siyasi organizasyon ile idare etmeyi başardılar. Bu organizasyonda ise kullandıkları yazı önemli bir rol oynadı. Hititler yazıyı sadece Mezopotamya’dan almadılar, aynı zamanda kendi dillerine de uyguladılar. Bu sayede Hattuşa’daki Hitit Kralı 200 kilometre ötedeki memuruna emirlerini iletebiliyordu. Bütün bunlar Hitit Devleti’nin ayakta kalabilmesini sağlayan önemli faktörlerdi.