Küller ve Kızıl'ın isimsiz kahramanı

Yapıtlarında modern hayatta yabancılaşma ve yaşanan bir felaket sonrası hayata devam etme gibi konuları grotesk öğelerle işleyen Koreli yazar Pyun Hye-young, Türkçede ilk kez Doğan Kitap etiketiyle okura sunulan Küller ve Kızıl’da okurunu insanlığın karanlık dünyasına davet ediyor.

Harun Karaburç

Koreli yazar Pyun Hye-young yapıtlarında modern hayatta yabancılaşma ve yaşanan bir felaket sonrası hayata devam etme gibi konuları grotesk ögelerle işlemeyi seviyor. Türkçede Doğan Kitap etiketiyle okura sunulan ilk kitabı Küller ve Kızıl’da da kahramanını hiç tanımadığı bir ülkeye gönderip dilini bile konuşamadığı bu ülkede yaşam mücadelesiyle karşı karşıya bırakıyor. Küller ve Kızıl, insan karakterinin iyi ve kötü diye adlandırdığımız iki yönlü doğası üzerine bizi düşünmeye zorluyor. Shirley Jackson Ödülü bulunan yazar, bizlere ‘Kafkaesk’ bir suç ve ceza hikayesi sunuyor. Romanın kesinlikle korku ve huzursuzluk veren bir tarafı var. Küller ve Kızıl hem tutarlı bir şekilde sürükleyici hem de sürekli bir kasvet havasına hakim.

Pyun Hye-young

‘KAHRAMAN İSİMSİZ’

Kitabımız belirtilmeyen bir zamanda ve C diye adlandırılan gerçekte neresi olduğunu bilmediğimiz bir ülkede geçiyor. Kahramanımız da isimsiz. Fare öldürme uzmanı olarak çalışan ‘adam’ şirketi tarafından bu C ülkesine görevlendiriliyor. Ne var ki C ülkesi bulaşıcı ve ölümcül bir hastalığın kol gezdiği, karantinaların yaşandığı, güvenliğin üst düzeye çıkarıldığı, çöp dağlarına mesken olmuş caddeler ve sokaklarla çevrili, kasvetli bir memleket. Yaşaması zor. Kahramanımız için de öyle oluyor. Hemen her şey daha havalimanından ülkeye girişinde başına geliyor ve ufak bir soruşturmadan geçiyor. Kalacağı binaya geldiğinde önceki hayatının eşyalarının olduğu biricik valizini de çaldırıyor. En az altı ay en fazla beş yıllığına bu göreve atanan kahramanımızın dış dünya ile bağlantısı tam anlamıyla kesiliyor ve bu yaban ellerde bir başına kalıyor. Güç bela ulaştığı bir arkadaşından eski eşinin de evinde ölü bulunduğunu ve tüm şüphelerin kendisinde toplandığını işitiyor. Kaldığı eve gelen polislerden kaçarken çöp yığınları arasında evsizlerle yaşamaya başlıyor. Öldürdüğü fareler gibi yaşamaya mahkum olup, çöpten bulduklarıyla besleniyor. İnsanlıktan çıkıyor. Ancak bir yandan da düştüğü bu çukurdan bir an evvel çıkmak, kendini aklamak ve itibarını tekrar kazanmak istiyor.

‘KAHRAMANIN KENDİSİNİN BİLE YÖNLENDİREMEDİĞİ BİR KURGU’

Ama ne mümkün! O böyle istedikçe onu bu girdabın içine daha fazla çekildiğine şahit oluyoruz. Hiçbir şey yolunda gitmiyor. Çabaları sürekli boşa çıkıyor. Kahramanın kendisinin bile yönlendiremediği bir kurguya sahip Küller ve Kızıl. Kahramanın C ülkesinde yaşadıkları gerçekten korkunç. Ancak geride bıraktığı ve tekrar kazanmaya çabaladığı hayatı da pek parlak değil. Ülkesinden ayrılırken eski eşini, sıkıcı işyerini, sevimsiz arkadaşlarını, huysuz köpeğini ve sırlarını geride bırakıyor.

‘KAHRAMANIN HAYATTA KALMA İÇ GÜDÜSÜ’

Yine de tüm bunlar C ülkesinde yaşadıklarıyla mukayese edilemez öyle değil mi? Romanı okurken açıkçası beni en çok şaşırtan şeylerden biri de yaşadığı tüm kötülüklere rağmen kahramanın hayatta kalma iç güdüsü oldu. Romanın ilk başlarında acıma duygusu beslediğiniz kahramanı daha yakından tanımaya başladıkça ondan daha çok nefret ediyorsunuz. Korku ve paranoyanın insanların yaşamları üzerinde yıkıcı etkisinin yanı sıra insanın kendini ve insanlığını yitirmesi hakkında unutulmaz bir roman Küller ve Kızıl.