Palyaçolar Pembeler ve Morlar: Çocukluğu savunmak...

Esra Şenyüz'ün ilk şiir kitabı 'Palyaçolar Pembeler ve Morlar' Kaos Çocuk Parkı Yayınları etiketiyle raflarda yerini aldı. Şenyüz kitabında sözcükleri hünerle kullanıyor ve okuru hayak kırıklığına uğratmayacak şiirlerle gün yüzüne çıkıyor.

Enver Topaloğlu  envertopaloglu@gmail.com

DUVAR – Çocukluk kanat da, sığınak da, kafes de olabilir. Ancak mutlu da olsa, mutsuz da geçse çocukluktan çok fazla uzaklaşmak mümkün değildir. Ama yanılgı üretmek, yanlış bilinç oluşturmak bu bağlamda da söz konusudur. O nedenle aşılmış çocukluk yoktur, bastırılmış çocukluk vardır diyebiliriz.

Çocukluk üzerine düşünmek modern Türkçe şiirin de özel ilgi alanlarından olmuştur. Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın “Dört Yapraklı Yonca” başlıklı şiiri, çocukluğu konu eden şiirler deyince ilk akla gelenlerdendir. Şiirden bir betik:

Çıkamaz çocukluğundan dışarı
Kimse
Bundandır sevmemiz
Kiraz ağaçlarını

Dağlarca, unutulacak bir şair değil elbet. Başka birçok şiirinin yanında, çocuk ve çocukluk temalı yapıtlarıyla da modern Türkçe şiirde tek başına bir okuldur hâlâ.

Konumuz Dağlarca değil; sözün Dağlarca’dan açılmasınaysa Esra Şenyüz’ün Kaos Çocuk Parkı yayınlarından çıkan ilk şiir kitabı “Palyaçolar Pembeler ve Morlar” vesile oldu.

Şenyüz’ün kitabının adı çocuk şiirlerini bir araya getirilmiş olabileceği izlenimi uyandırıyor ilk anda. Ama, evet şiirler çocukla, çocuklukla ilgili, fakat çocuk ya da çocukluğa yönelik değil. Şairin meselesi çocukluk halinin, çocukluk ülkesinin korunması ya da çocukluk toprağının, adasının savunulmasıyla ilgili. Bir örnekle devam edelim: Alıntımız, kitaba da adını veren “Palyaçolar Pembeler ve Morlar” başlıklı şiirden:

palyaçolar
pembeler morlar falan
hepsi bizim içinmiş
anlıyorum

çocukların tarihini gözlerinden
ve düşlerinden
bir anneyi ellerinden ve alnından
böyle mi anlatmalı bilmiyorum

Palyaçolar, Pembeler ve Morlar, Esra Şenyüz, Kaos Çocuk Parkı Yayınları, 2019.

BİR YANDAN ÇOCUKLUĞUN TARİHİ BİR YANDAN ÇOCUKLUK MESELESİ

Şenyüz’ün, çocukluğun dünyasını dile getirirken palyaçolar ve pembelerin yanına morları da eklemesi dikkat çekiyor. Çocukluğun pembeden mora doğru gelişen bir süreç olduğu ima edilmek istenmiş olabilir. Nihayet şiir imalara, çağrışımlara açık bir dil. Sıralamanın sonunda morların olması üzerinde düşünmek, Esra Şenyüz’ün şiirlerini anlamak açısından önemli ipucu veriyor aslında. Şenyüz bir yandan çocukluğun tarihini yazarken bir yandan da meselesini dile getiriyor. Şiirlerde, o tarihin gelişiminin pembelerden morlara doğru oluşuna haklı bir tepki var. “Leyli Leyla” başlıklı şiirden bir bölüm:

yaşama güdüsüyle ellerime doladığım bu fidan
çiçeklensin diye suladım toprağını
çabamla çapaladım tırnaklarım yoktu o zaman

Gençlik de kolay kaybedilmek istenmeyen bir haldir, ama hiçbir şey çocukluğun yerini tutamaz. Yaşarız yaşarız da ille de çocuklukta kalırız. Ne kadar yaşlanmış olursak olalım, birçok durumda kolayca çocuklaşırız. Ama örneğin bazı durumlarda gençleşmek pek, hatta hiç mümkün olmaz. Öte yandan, hiç de kolay değildir çocukluk. Cahit Sıtkı Tarancı’nın “Çocukluk” başlıklı şiirinde dile getirildiği gibi:

Affan Dede’ye para saydım,
Sattı bana çocukluğumu.
Artık ne yaşım var, ne adım;
Bilmiyorum kim olduğumu.
Hiçbir şey sorulmasın benden;
Haberim yok olan bitenden.

Bu bahar havası, bu bahçe;
Havuzda su şırıl şırıldır.
Uçurtmam bulutlardan yüce,
Zıpzıplarım pırıl pırıldır.
Ne güzel dönüyor çemberim;
Hiç bitmese horoz şekerim!

ÇOCUKLUKTAN ÇIKMAK

Çocukluktan ayrılmak, çıkmak diyoruz, ama aslında yok öyle bir şey. Dağlarca’nın dediği gibi, “Çıkamaz çocukluğundan dışarı / Kimse”. Öte yandan çocukluğun zehir edilmesi çocukluğun kötü olduğu anlamına gelmez.

HER OKUMA EKSİK OKUMADIR

Esra Şenyüz şiirlerinde çocukluğuyla yüzleşiyor. Çocukluğun birtakım hallerini de konu edinerek çocukluk ya da daha açık söylemek gerekirse çocukluğunun savunmasını da yapıyor diyebiliriz. Daha doğrusu şiirlerden biz bunları okuyoruz. Ancak özellikle şiir için söylersek, her okuma ne kadar üretici olursa olsun eksik okumadır.

Şenyüz’ün tarihini yazdığı çocukluğun savunmasına odaklandığı şiirlerde konu, tema, izlek yelpazesini de bir hayli açıyor. “Som Altından Yareler” başlıklı şiiri de bunlardan biri. Okuyacağımız dizeler adı geçen şiirden:

çağa gecikmiş bir yeraltıyım
madenim göçük madenim kara ormanı sinemin
içinde yangını söndürecek sellerde ben
dışarıda yüzme bilmediğim için çırpınan serçedir annem
dilsiz ceylanım mahcup karadır diye ayaklarından çekinen

(…)

dillendirdiğim ceylana ürkekliği öğretmeyeceğim

Çocukluğun tarihini mesele edinen şiirleri okurken Ahmet Hamdi Tanpınar’ın şu sözlerinin hatırlanmaması mümkün mü: “Çocukluk yalnız sonu ergenliğe, rüşde varan bir yol değildir. O aynı zamanda bir yığın tatlı hususiyetin, tabiatla derin kaynaşmasının, hayatla her tecrübeden uzak şahsi bir bakşın mevsimidir. Onu kendinde kuvvetle devam ettirebilenler daha ziyade şahsiyetlerindeki aksayışlarla sevilirler.”

ŞAİR KADINLAR ERİL DİLİN TAHAKKÜMÜNÜ GERİLETTİLER

“Palyaçolar Pembeler ve Morlar”ın, meselesi kadar kendiliğinden ve samimi dişil dili de kayda değer diye düşünüyoruz. Şair kadınların şiire nasıl bir katkı sundukları sorusunun, artık bir karşılığı var. Şair kadınlar her şeyden önce eril dilin tahakkümünü önemli ölçüde gerilettiler. Şenyüz’ün şiirlerinde kullandığı herhangi bir zorlanma duygusu vermeyen, kendisine yabancılaşmamış dişil dilinin de altını çizmek gerekiyor. “Sevgili” şiirinden iki dize:

sevmek sevgili sarılırken
aramızda kalanları acıtmamaktı.

Esra Şenyüz

ESRARENGİZ ŞAİR

Esra Şenyüz, okurunun önüne esrarengiz bir isim olarak çıkıyor. Çünkü kitapta, şiirlerinden başka bir bilgiye yer verilmiyor. Bu durumun nedeni belirtilmediği için hangi amaçla olduğunu, ancak tahmin edebiliriz. Şair bilinmez ya da görünmez olmak istemiş olabilir mi, olabilir elbette. Ekran çağındayız ve herkes bir yerinden, herhangi bir yerde görünmek için can havliyle çabalıyorken Esra Şenyüz’ün kendisini saklamasını ilginç bulsak da anlayabiliyoruz. Elbette şair, beni ne yapacaksınız şiirlerim konuşuyor işte, siz de şiir okuru olarak buyurun şiirlerimle konuşun tavrını benimsemiş olabilir. Olsun, hiçbir sakıncası yok. İlginç ama yadırganacak bir durum değil bu. İlginçliği akıntıya karşı olmasından. Esas olan şiirlerde konuşan yaratıcı öznedir. Biz şiirin yaratıcı öznesine kulak verelim. “Mümkünse” başlıklı şiirden iki betik:

ömür kapatır dünün acısını
bugün bir andır, bir kum tanesi
ağlamak neye yarar
kime faydası varki
mümkünse kimseler ağlamasın

bir gülümseme
meleklerin dokunuşudur insan yüzüne
izin vermeliyiz
mümkünse

Bazen sözcükler şiirleri, bazen de şiirler sözcükleri uçurur. Yani bir sözcük şiirde öyle bir yerleşir ki hem kendi anlamını hem de yer aldığı şiirin anlamını derinleştirir ve genişletir. Sözcüğü bu biçimde şiire yerleştirmek bir hünerdir, ama her şeyden önce bir şairlik becerisidir. Şenyüz’ün kitabında da sözcükler hünerle kullanılıyor ve birçok şiirde de şairlik becerisi kayda değer. İşte bir dize. Eskilerin deyişiyle mısra-ı berceste gibi bir dize:

“kan olmadan da acıyormuş insan”

Esra Şenyüz’ün çocukluğuna pervane değil de kalkan olduğu şiirlerden umuttan yana bir duyarlılık sergiliyor. “Palyaçolar Pembeler ve Morlar” yaşama bağlı, hüzünlü, ancak karamsarlığa ödün vermeyen bir kitap. “Yüzleşme” başlıklı şiirden:

hüznü ellerimle körüklüyorum
hüznü parmaklarımdaki nergislerle
geçmişini yoklayan el feneriyim
göğe tutuyorum aydınlığımı
dağıtması için kendi öfkesini

“Palyaçolar Pembeler ve Morlar” bir ilk kitap ve bir ilk kitap olmanın hemen hemen bütün özelliklerini taşıyor. Örneğin şiirler büyük ölçüde biyografik. Yalnızca şiirde değil, hemen hemen tüm sanat alanlarında ortaya çıkan ilk yapıtlarda görülen bir durumdur bu. Yapıtın yaratıcısı adeta üzerine kapanırcasına aşırı biçimde kendi biyografisine yaslanıp toplumsallıkla bağı zayıf bir dil ve imge yapısı oluşturmadıkça sorun değildir. Aksi durumda yapıt zaafa uğrar. Şenyüz’ün yapıtında ilk kitap olmaktan kaynaklanan sürprizler, vaatler, tereddütler, acelecilik, çelişkili belirlemeler, betimlemeler, ustalar taş çıkartan ustalıklar da söz konusu… Örneğin acelecilikten olsa gerek; kitabın özellikle son şiirlerindeki “tashih”ler dikkat çekiyor.

İlk yapıt risk alarak ortaya çıkar. Risk almak ve buna cesaret etmek de önemlidir. “Tersine Bir İstasyonun Unutulmuş Karanfili” başlıklı şiirden üç dize:

ekmek ne bilir misiniz, bilmeyin zaten
ama ütüsüz ve savunmasız bir pantolon
hayatınızı darmadağınık edebilir

Esra Şenyüz’ün, dilinde çocukluğun şiire doğru mora çalan mavisiyle yüzleştiği “Palyaçolar Pembeler ve Morlar”ı, okuru hayal kırıklığına uğratmayacak bir kitap. Son olarak Şenyüz’ün, ikinci kitap için okurunu fazla bekletmemesini umduğumuzu da belirtelim.


Enver Topaloğlu kimdir?

Şair. İlk, orta ve liseyi Ordu’da okudu. Marmara Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi’nde Türk Dili ve Edebiyatı okudu. Kendi isteğiyle bitirmeden ayrıldı. Cumhuriyet gazetesinde düzeltmen olarak çalıştı. Sürekli basın kartı sahibi. Şiirlerini 1990’dan itibaren Defter başta olmak üzere Varlık, Gösteri, Yasak Meyve, No, Evrensel Kültür, Duvar gibi dergilerde yayımladı. Bugüne kadar yayımlanan şiir kitapları; Yakamoz ve Tebessüm (e yayınları, 1993), Kristal Kral (Noyirmiyedi yayınları, 1997), Divane (Şiirden, 2006), Aşk Kayıtları (Yitik Ülke yayınları, 2013).