Ege'de Eşkıyalar: 'Her ayaklanma, bir hak arama isteğinden doğar'

Sabri Yetkin'in İş Bankası Kültür Yayınları'ndan çıkan kitabı Ege'de Eşkıyalar raflarda yerini aldı. Yetkin kitapta, Ege Bölgesi’nde yaşayan eşkıyaların varoluşuna, biçimlenişine ve yaşam öyküsünün yanında Ege’de eşkıyalığı yaygınlaştıran Çakırcalı Mehmet Efe figürüne odaklanıyor.

Soner Sert  soner_sert17@hotmail.com

DUVAR – 19. yüzyılın ilk çeyreğinde başlayan merkezileştirme çabaları Osmanlı Devleti’nin çok uluslu yapısını bir arada tutmayı başaramamıştır. Avrupa devletlerinin baskısı ve isteğiyle gerçekleşen ıslahat ve fermanlar, gayrimüslimlere eşitlik ve hak-hukuk gibi -dönem itibariyle pek bilinmeyen- kavramları bahşetse de, ayaklanmalar birbiri ardına devam etmiştir. Aynı dönemde yasallaşan 1858 tarihli Arazi Kanunnamesi ise yine aynı “yenilikçi” düşünceden yola çıkarak özel mülkiyetin önünü açma amacını taşır. “Tanzimat’la birlikte değişen mülkiyet ilişkileri sonucunda yeni sosyal sınıfların, büyük kent ve kır burjuvazisinin oluşma ve gelişme süreci, küçük köylü, esnaf ve zanaatkârların mülksüzleşmesi ya da yoksullaşmalarına paralel bir süreç izledi.” Bu olgu, Osmanlı Devleti gibi çok kimlikli, çok uluslu bir yapının temelinden sarsılması sonucunu doğurmuştur. Özellikle Balkanlar’da sosyal ve ekonomik gerekçelerle başlayan ayaklanmalar sınıfsal bir kimliğe bürünürken, zamanla yerini ulusal niteliğe bırakır. Anadolu’da, tarımın ticarileştiği, sosyal farkların daha da görünür olduğu, milli kimlik tartışmasının pek de yakınında olmayan Ege’de ise ayaklanmalar başlangıcından bitişine kadar sınıfsal bir biçimlenmişe tekabül eder. Bu başkaldırıların lider ve neferleri aynı bölgede yaşayan yoksul köylülerdir. Devlet diliyle söylersek; eşkıyalardır.

Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları’ndan çıkan Sabri Yetkin imzalı Ege’de Eşkıyalar kitabı, 19. yüzyılda ve 20. yüzyılın başında Ege Bölgesi’nde yaşayan eşkıyaların varoluşuna, biçimlenişine ve yaşam öyküsüne odaklanıyor. Devlet kayıtlarının peşinden de giden yazar, bu olguya karşın, devletin tedbirlerini ve konumlanışını da inceliyor.

Yazar, ele aldığı dönemin devlet yönetimi anlayışını tarihsel süreç aralığında bir bilimsel metodu rehber edinerek yorumlarken, amacını, “Ege Bölgesi’nde kısa sürede ‘yaygınlaşan’ ve ‘kronikleşen’ eşkıyalık hareketlerinin nedenlerini sosyal bilim yönetmenleriyle tespit edebilmek ve eşkıyalığın yaşandığı süreçte asayişin sağlanması için merkezi ve yerel yönetimin şakilerle ve eşkıyalıkla mücadeleleri ve bu asayişsizlik ortamından sessiz yığınların, yani halkın nasıl etkilendiğini belirleyerek Osmanlı Devleti üzerine yapılan ‘sosyal tarih’ çalışmalarına bölgesel bazda katkıda bulunmak” olarak açıklar.

Ege’de Eşkıyalar, Sabri Yetkin, İş Bankası Kültür Yayınları, 360 syf, 2019.

‘EŞKIYALIĞIN SINIFSAL YÖNÜ’

Bu niyetle yola çıkan Yetkin, kitabında eşkıyalığın sınıfsal yönü üzerinde özellikle duruyor. Ekonomistleri referans göstererek, “…eşkıyalık kapitalizm öncesi üretim ve sınıf ilişkilerinin ortaya çıkardığı bir direnme ve muhalefet hareketedir” sözleriyle bu olguyu tanımlarken, toplumbilimcilerin açıklamalarına da yer veriyor: Kırsal kesimdeki sınıf kavgasının en keskin biçimlerinden biri ya da bir toplumsal protesto olayı, bir patlama. Yetkin, eşkıyalığın sosyal yönüne sık sık atıfta bulunurken, psikolojik olanı da yok saymaz. Üst üste siyasal yenilgilerin yaşandığı dönemde devletin ve devletin -özellikle kırsalda- sembolü olan askerin, ekonomik bağlamda halkın sırtına bindiği günlerin, direncin bir sembolü olan insanda bir hak arama ihtiyacını, başkaldırıyı doğurduğunu söyler. Bu durumu, “Demek ki, her ayaklanma, bir ‘hak arama’ isteğinden doğar.” diyerek açıklar. Ona göre devlet, hak aramalarının ortaya çıkış koşullarını ve biçimlenişini göz ardı ederek, günün sonunda, “eşkıyalık” olarak küçümser. Bu bakış açısı da başkaldırı olgusuna çözümsüzlüğe iter.

‘ÇAKIRCALI MEHMET EFE FİGÜRÜ’

Yetkin, öne sürdüğü düşüncelerini Çakırcalı Mehmet Efe, şahsından yola çıkarak açıklar. Ona göre, dönemin simge ismi olan efe, mevcut koşulların ortaya çıkardığı bir semboldür. Hayat hikayesine bakıldığında, ailesinin geçmişte devletle olan mücadelesini ve devletin yaptığı ayak oyunlarını, efenin kısa yaşamını düşündüğümüzde, eşkıyalığın sınıfsal ve sosyal yanına dair fikir sahibi oluruz. 19. yüzyılın sonlarında, imparatorluğun ekonomik anlamda en gelişmiş bölgelerinden biri olan Ege’de, merkezi devlet otoritesinin azalıp, kır ve kent -kısmi- burjuvasının güçlenip, yoksulluğun iyice ayyuka çıkmasıyla Çakırcalı Mehmet Efe gibi bir figür ortaya çıkmış, zenginden alıp fakire vermiştir. Yaşar Kemal bu durumu, “Eşkıyaya hayranlık, düzeni bozulmuş ya da kurulu düzenden büyük çoğunluğu zarar gören toplumlarda olur.” sözleriyle açıklar. İngiliz tarihçi Hobsbawm ise bu meselenin kültürel yönünü, “Sosyal eşkıyalar halkları için Napolyon ya da Bismark’tan daha önemliydiler ve onlar için özlem ve gurur dolu türküler yakıldı.” diyerek açıklar.

Osmanlı tarihinin belirli bir dönemi için de detaylı bir kaynak olan kitap, yerel bazda olması ve bir dönemin kültürel ve sosyal yönüne dair araştırmalar sunması bakımından da ayrıca dikkat çekici. Şu günlerde raflardaki yerini koruyor.


Soner Sert kimdir?

Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sinema - TV bölümünden mezun oldu. Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Film Tasarımı bölümünde yüksek lisans yapıyor. "Köprü", "Baba" ve "Ses" gibi ödüllü kısa filmlerin yazarlığını ve yönetmenliğini yaptı. İnsan hakları, ezilenlerin sinemadaki yeri, işçi sınıfının sinemadaki temsili konuları üzerine makaleler kaleme alıyor. Sinemacılığın ve gazeteciliğin ortak noktasının "hakikate ulaşmak" olduğunu düşünüyor ve yanılmamak için elinden geleni yapıyor.