Dünyanın 'zehrinden' kurtulmanın yolları

Çiğdem Sezer'in kaleme aldığı Kamyon Kafe Günışığı Yayınları tarafından yayımlandı. Çiğdem Sezer bu kitabında sağlam diyaloglar aracılığıyla kahramanlarını hafızalara nakşediyor.
Çiğdem Sezer

Ayşe Yazar

DUVAR – Calvino, okuyucuya seslenerek başladığı Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu’da yirmi kitap tanımlaması yapar. “Çok uzun Zaman Önce Okunmuş Olsa da Şimdi Yeniden Okunabilecek Kitaplar Ve Hep Okumuş Numarası Yaptığın Ama Artık Gerçekten Oturup Okumanın Zamanı Gelmiş Olan Kitaplar” bunlardan sadece biri. Burhan Sönmez “Bir eseri birden fazla defa okumamızı sağlayan şey konusu değil müziğidir, ritmdir, akışıdır” diyor. Çiğdem Sezer Kamyon Kafe’de; akışıyla sayfaların arasında okuru “top top kumaşlar gibi” döküyor, sıradanmış gibi görünen vuruşlarıyla yarattığı ritmle santuriye dönüşüyor adeta. Kitap, tekrar tekrar dinlenilmek istenen bir ezgi gibi kavrıyor okuru.

Çiğdem Sezer

Tüm uyarılarına rağmen kâğıt oynadığı için kocasının tepesinden yağ döküp sonrasında da onu kaynar sularla keseleye keseleye yıkayacak kadar sağlam bir sevgiyle bağlı bir dede ve anneanneye sahip ’’şol revanda kalan bir bala’’, şanslı mı şanssız mıdır?

Herkesin Derviş Babası, Mukadder Hanım için öyle bir şey yapıyor ki Mukadder Hanım ona hayır diyemiyor. Birbirini tamamlayan bu iki aşığın torunu onlarla ilgili hoş anıları öğrenmek için tatlı bir telaş içine giriyor.

Yardımseverlik, kadirşinaslık, hoşgörü, bağlılık, vefa, işbirliği gibi izlekler; annesini kaybetmiş, babası tarafından terk edilmiş bir torunun bölünmüş hayatına uygun olarak sıralanmış on beş bölümde, incindiğimiz yerlerimize merhem olacak şekilde işleniyor. Bölümlerin sıralanmasında domino taşları dizer gibi hassas davranmış yazar. Öyle ki kitabın anlatıcısı olarak karşımıza çıkan, Derviş Baba ile Mukadder Hanımın torunun adını uzun zaman zikretmez. Adını duyduğunuz anda taşlar bir bir devrilir ve devrilen taşların yarattığı etkiye mahsus bir şölen çıkar ortaya. Kitabın sonuna doğru hızlanan temponun yarattığı sarhoşluğa gül, amber, akasya ve zambak kokuları karışır. Bu sarhoşlukta Fahri Celâl Aktulga’nın “Oduna gidenin baltası, suya gidenin sakasıydı…” şeklinde tarif ettiği “Eldebir Mustafendi” karakteri gibi diğerkâmlık timsali, ender rastlanan kunt karakterler yaratmasının etkisi yadsınamaz.

KATMERLİ BİR AHDE VEFA ÖRNEĞİ

Postmodern anlatıma başvurmadan anlatının içinde zaman dalgalanmaları yaratan yazar, kurguda yer yer geriye dönüşler yaparak İpek’in hediye ettiği deftere ‘’hafıza çekmecesinin en parlak fotoğraflarından birinin sahibi’’ belki okur diye yazılan satırları kitap olarak tasarlamış. Kamyon Kafe, iki anlamda da katmerli bir ahde vefa örneği olarak yerini alıyor.

Birkaç ergen yılına denk gelen kankalık, broluk ya da sistalık Mukadder Hanım ve Mecbure Teyzenin arasındaki bağ ile mukayese edilemeyecek kadar sığ kalır. Onların arasında, kan bağı değil, ezel ve ebed arasında kök salan ahretlik bağı vardır. Kızı ve damadının daha büyük evde oturma hırsları sebebiyle evini satmak mecburiyetinde kalan Mecbure Teyze için Mukadder Hanım “Boğulur o evde ahretliğim” diyecek kadar acısını kalbinde duyar ahretliğinin.

‘’Yediğinin içtiğinin ayrı gitmemesiymiş ahretlik. Derdinin derdin, sevincini sevincin bilmekmiş. Hiç bırakmamakmış elini. Kalbinden çıkarmamakmış. Kardeş bilmekmiş karşındakini” cümleleriyle tarif edilen ahretliğin birbirine yaslanan iki çınar gibi sağlam ve güven veren duruşunu görürüz bu iki kadının şahsında.

Kamyon Kafe, Çiğdem Sezer, 136 syf, Günışığı Kitaplığı, 2019

‘KİTAPTAKİ KARAKTERLERİN RUHUNUN İYİLEŞTİRİCİ ETKİSİ OKURU DA ETKİLİYOR’

Mukadder, Derviş, Meryem, Mecbure, Zeki, Azize hepsinin yaraları var, hepsi en ince yerlerinden incinmiş fakat bu mahallede herkes, birbirinin yaralarını sarmak üzerine gizli bir imece için sözleşmiş gibi kavline sadık. Ünlü tarihçi Herodot  “İnsanın ruhu,onun yazgısıdır” diyor. Kitaptaki karakterlerin ruhunun iyileştirici etkisi okuru da etkiliyor. Günaydın bile denmeden inilip çıkılan merdivenlerin bedenimizi değil ruhumuzu kocattığı bir dünyadan, dinginleştiren bir mahalle senfonisine geçiş yapıyorsunuz satırların arasında. Siz bu senfoninin tınılarında kaybolurken Mukadder Hanım’ın uluslararası vitrinindeki semaver, Japonya’dan gelen kahve makinesi göz kırpmayı ihmal etmiyor.

‘KURTULSAK KEŞKE DÜNYANIN ZEHRİNDEN’

Fotoğraf albümü karıştırır gibi okunan kitapta tuhafiye dükkânı, Zetina dikiş makinesi, ipek mendil içinde verilen harçlıklar, komşunun getirdiği çölde vaha değerinde sıcacık gözlemeler, portakal reçeli… gibi ayrıntılarla okur, geçmişin dehlizlerinde dolaştırılıyor. Bu yolculukta bazen bir plakta çalan cızırtılı ses, bir ninni, bazen de uykularına dadanan bir dudağı yerde, bir dudağı gökte âdemoğlu ile yatağında dönen Leyla’nın masalı ile Fıtnat Hanım’ın çaldığı ut eşlik ediyor okura. O dehlizlerde kaybolmak, zaman ve mekândan kopmak, yazarın gizli davetiyle kendi geçmişinizde yol almak zevkini yaşatıyor kitap. Kirpiksiz Suzan’ın başına gelenler üzerine Mukadder Hanım “Ah be kuzum, kusarak kurtulsak keşke dünyanın zehrinden” diyor ama yazar bize başka bir yol gösteriyor: Hatırlayarak, hatırlayabileceğimiz anlar için emek vererek kurtuluruz dünyanın zehrinden. Kitap, bu anların değerini belirleyen turnusol kâğıdı işlevinde çıkıyor karşımıza.

Fıtnat Teyze’nin torununa “Gül-çin-in-n” diye seslenmesi üzerine, Derviş Babanın tespihinin tanelerinin fayansa düşmesi sırasında çıkardığı sesle koşutluk kuran yazar nasıl bir dil cambazı olduğunu kitabın bölümlerini oluştururken de ortaya koymuş. Zeliha’nın Zambakları, Kanaat Nakliyat ve kitaba adını veren Kamyon Kafe… âhengi içinde barındıran başlıklar seçen Sezer’in kalemine mizahı çok yakıştırdım. Yırtığın Seher Teyze’nin ahşap döşemeli evde dolaştığı anlar, Kamyoncu Rıza’nın Derviş’e “Kendini değil gülleri atacaksın oğlum!” demesi, çocukların oynadığı Kim Şanslı oyununda yakalanan Arif’in düştüğü durum, yeni yapılan apartmana eşya taşıyan hamallara çıkışan kadın için Seher Teyze’nin ağzından çıkanlara Arif’in verdiği tepki, Bahtsız Bahri’nin yol yol olan tıraşı… bütün bunlar gözyaşı ve kahkahayı birarada yaşatıyor.

Yazarın dil konusunda okuru tavladığı diğer yön kullandığı deyimler. Mahallesinin deyimini yaratan bir yaşanmışlık var yazarın dilinde. Zennure Hanım’ın porselenleri gibi zıngırdamak, kadın ağzı, koca burunlu, dili içine kaçmak gibi deyimler vasıtasıyla sayfalardan taşan karakterler yaratmış. Resimli bir kitap değil fakat Çiğdem Sezer özellikle sağlam diyaloglar aracılığıyla kahramanlarını nakşediyor hafızalara.

Yumruklaşma, futbol gibi erkek oyunlarına ilgisi olmayan, Lokman’nın deyimiyle “hanım evlâdı” Arif, Kaybedenler Kulübü’nün Alec’i gibi kitaplara düşkün bir erkek çocuk olarak belirir. Arif’in üzerinden toplumdaki cinsiyetçi yaklaşım, bir çocuğun ağzından eleştirilir. Plansız kentleşme, sınıfsal ayrım, etnik kimlik çatışmaları ekseninde ezber bozan bir aşkla hayata başlayıp ezberlenen bir miras taksiminden payını alan Zennure Hanım, sadece beş kız yetiştirmekle mütefehhir bir anne değildir. Kız çocuklarının neleri başarabileceklerini gösteren, hakkın verilmesinin beklenmeyeceğini, onu kendi çabamızla elde etmemiz gerektiğini öğreten ve kendisi de bu uğurda mücadele eden güçlü bir kadındır. Zennure Hanım’ın mücadelesi eminim kitabı okuyan her kız çocuğunun içinde aynı ateşi yakacaktır.

’’Çıtır Çıtır Felsefe serisindeki Hatırlamak ve Unutmak adlı kitapta ‘’Her insan anılardan oluşur, her insan bir hafızadır.’’ der.’’Yağmurun Hafızası ‘’bölümünde düş ile gerçek arasında yuvarlanan okur damlaların nahif dokunuşlarıyla kâbuslar ve hatıra patlamalarıyla havai fişekli bir zaman yolculuğu yapar. Bölümlerin sonunda engellenemez bir şekilde okurun zihninde yankılanan sorular, belli bir süre cebinizde dolaştırılacak mektuplar yazdırabilir kendinize: Mezar taşında bile saklanmak zorunda kalan Meryem, ne zaman Maryam olabilir? İnsan neyle sever; diliyle mi, sesiyle mi? Hangi suskunluk daha acıtıcı? Meryem’inki mi, Nana’nınki mi, Arif’inki mi, Gadem’inki mi? Susturduğumuz, saklanmak zorunda bıraktığımız insanlığa borçluyuz. Bu borcu hatırlatıyor kitap. Parmak sallamadan, incitmeden ama incinmiş ruhlarla. Kim bilir belki, hatırlamak ve iyileşmek için ‘’hatıra kuşları’’ Nayino, nayino…Gema! diyerek bir yağmur getirir. Hatırlayan bir peri ile dünya yeniden büyülenir.