Bülent Parlak: Dergiler gençlerin istediği yaşama yakın hale geldi

2007'den beri var olan "İzdiham Dergi"nin genel yayın yönetmeni Bülent Parlak ile sohbet ettik. Parlak, popüler kültür dergilerinden bahsederken, "...Gençlerin istediği yaşama en yakın mecralar haline geldi bu dergiler. Çünkü daha az siyaset, daha fazla hayal, daha fazla uzak durmak yer alıyor bu dergilerde" dedi.
"İzdiham Dergi"nin genel yayın yönetmeni Bülent Parlak

Soner Sert  soner_sert17@hotmail.com

DUVAR – 2007’de evvela web sitesi olarak yayın hayatına başlayan, 2008’de ise yanına matbu üretimi de ekleyen “İzdiham Dergi”, 2014 yılında atağa geçerek Türkiye’nin hemen her yerine ulaşmayı hedefledi. Çeşitli disiplinlerden sanatsal yönelim ve üretimlerin içeriğini oluşturduğu, “Hepimiz Ölecek Yaştayız” şiarıyla okuruna seslenen dergi ekibinden, kurucu Bülent Parlak ile konuştuk.

“Popüler kültür dergisi” tanımlamasına girip girmediklerini, içeriklerinin edebi yönünü ve internet ve matbu yayın arasındaki finansal ve sosyal meseleleri sorduk, cevaplar aldık. Parlak, konu tanımlama olduğunda, “Bizi kim bir sınıfa koyuyorsa onun sınıfça yuhalanması gerektiğine inanıyorum” diyerek düşüncelerini açıklarken, iyi niyetli bir çabalamanın içinde olduklarının önemine değiniyor.

Son beş altı yılda, tirajları elli altmış bini bulan, içinde öykü, şiir, anı vs.’yi barındıran, özellikle belirli bir yaş grubunun alıcısı olduğu dergiler, elden ele dolaşmaya başladı. Çoğu kişinin “popüler kültür dergisi” tanımlamasıyla nitelediği bu dergiler, sıkça takip ediliyor oldu. Siz, İzdiham’ı nasıl tanımlıyorsunuz? Sizce popüler kültür dergisi mi üretiyorsunuz, edebiyat dergisi mi?

İzdiham’ı bir sınıfa koymak beni açıkçası gülümsetiyor. Hayatım boyunca baba olmak dışında hiçbir şeye tam olarak alışamamış ve edebiyat dünyasına girmemi bir kahvenin adisyon kâğıdına şiir yazmaya borçluyken bu sorular sadece gülünç geliyor. Üstelik her tanım tarif ettiğimiz şeyi aslında yok ederken.

Benim bu yola başlarken ki halimi Almanya’nın yetiştirdiği en önemli düşünürlerden olan Schopenhauer şöyle özetliyor: Sıkılan insanlar! Madem sıkılıyoruz, toplanıp birlikte sıkılalım. Benim hikâyem tam olarak bu. Birlikte sıkılmak için İzdiham’ı çıkarmışken kendimi bir sınıflamaya maalesef tabi tutamayacağım. Bizi kim bir sınıfa koyuyorsa onun sınıfça yuhalanması gerektiğine inanıyorum.

Günümüzde hayat, teknolojinin ilerlemesi, insanın kodlama ve kavramsallaştırma anlayışının değişmesi sonucu inanılmaz bir hız kazandı. Göstergeler, iki yüz yıl öncesinden farklı anlamlara büründü ya da insan değiştiği için günümüzde başka anlamlara geliyor. Bugün, kapaklara taşınan –ölü ya da sağ- pek çok kişinin nostaljinin melankolisine seslendiği söylenebilir. Konu, “popüler kültür dergiciliği” olduğunda geçmişi yeniden üretmeyi ve bir pazarlama alanı olan kapak mefhumunu nasıl değerlendirirsiniz?

Richard Sennett’in kapitalizmi anlatırken söylediği sözü hatırlatmak istiyorum. Diyor ki “Kapitalizm nedir biliyor musunuz? Kapitalizm kanserdir.” Değiştiğine inandığımız hiçbir şeyin değişmediğini insanın kendisine bakarak anlayabilirsiniz. Çünkü insan var olduğu sürece hiçbir şey tam anlamıyla düzelmeyecektir.

Geçmişe özlem ve zaman ilişkisini reddedenlerin en büyük ahmaklığı gelecekte başlarına gelecekleri bilmemelerinden kaynaklanır. Bunu sorduğunuz soruya uyarlamam gerekiyorsa bunun iki açıklaması var. Birincisi hepimiz kansere yakalandık. İkincisi ise gelecekte başımıza gelecekleri henüz bilmiyoruz. Pazarlama kavramı, bir hınç alma yöntemidir. Hıncını almak isteyen herkes bir şeyleri pazarlamaya başlar. Eğer öyle olmasaydı herhangi bir ürünü (buna bahsettiğiniz dergi kapakları da dâhil) pazarlarken onun çoğaltılmasına değil sessizleşmesine destek verilmeliydi. Öyleyse biz hınç alıyoruz.

Bugün, dergiciliğin boyut değiştirmesinde ve başka bir anlayışa bürünmesinde, sabit yazan yazarların ve her sayıda takip ediliyor oluşlarının payı büyük. Peki, derginize yazmak isteyen yazarlar/yazar adayları size ulaşabiliyor mu? Yeni yazı kabul ediyor musunuz?

Ulaşmaları elbette çok kolay. Çünkü hepimiz açık bir hedef olarak her yerdeyiz. Ama ulaşılmak bir şeyin kabul edilmesi anlamına gelmez. İzdiham’da yaptığım şey kayırmacılık değil belirecekse kapıyı açmam daha kolay oluyor. Yüzüne baktığımda bana tebessüm ettirmesidir. Baktığımda istemsizce bir tebessüm ediyorsam İzdiham’da olmaları daha kolay oluyor. Profesyonel olmamaları beni kışkırtıyor İzdiham’a kabul ederken.

İzdiham Dergi, varoluş ve biçimleniş durumunu hangi felsefi temel üzerine şekillendirir? Düşünsel sürecinizin altyapısını hangi sözlerle anlatırsınız?

Konuşmanın imkânsız olduğunu hissettiğim günlere, yıllara denk geliyor İzdiham’ı kurma vakitlerim. Ne zamanki konuşmaya inancımı yitirdim işte o gün şiire, bir süre sonra da İzdiham’a başladım. Yalom’un varoluşu anlatırken şu sözü beni hep etkiler: “Varoluş, değiştirilemez bir biçimde özgür ve bu nedenle birsizdir.” Varoluşu, işkence olarak tanımlayan Cioran Bey’e de burada katılıyorum. Bir fikrin zıtlıkları ile yol almanın doğru olduğuna inanıyorum.

Düşünsel bir süreçten daha çok yaşadığım hayatın karşıma çıkardığı karmaşaydı. Şahsen benim öğretenim yoktu ama etkileyenim annemdi. Akşam vakitlerinde kapımızın önünden geçenlerden bir kısmını içeriye davet ederken bir kısmına perdeyi çekerdi görmemek için. Bunun nedenini yıllar sonra sorduğumda şu cevabı vermişti: Bu eve ancak iyi insanlar davet edilir. İyi insan tanımı ise ölü evinde kahkaha atmadan oturanlar ile düğün esnasında şenliği mahvetmeyenlerdi. Yirmi yıldır İstanbul’da yaşayan ama Malatya’dan hiç gelmeyen bir insan olmaya devam ediyorum. Fikren ve ruhen.

Doların tavan yapması, kâğıt sıkıntısının ayyuka çıkması, dağıtımcının değişmesi, yaşanan politik gelişmelere göre ekonominin dalgalanması üretiminizi nasıl etkiledi/etkiliyor?
Tabutta röveşata yapıyoruz. Yaşayarak ve üstüne üstlük dergi çıkararak. Ve tüm aksaklıkların üstesinden bütün meselenin bunlara bahane bulmamak olduğunu bilerek geliyorum. Ben sevdiğime bahane bulmam.

‘İNSANIN YENİ CEHENNEMİ İNTERNETTİR’

Sosyal medyanın okur ile iletişimde dergiciliğe ne gibi katkıları oldu? İnternetin üretim ve tüketim bağlamında içeriğe ve satışa etkisi sizce nedir?

2010 yılında çıkan ilk kitabım Sevgili Huzursuzluğum ile ilgili benimle röportaj yapıldığında bana sorulan internet ve edebiyat ilişkisine dair verdiğim cevaba o yıllarda kimse katılmıyordu. Diyordum ki internet kitaplara muazzam katkı yapacak. Hem muhteva olarak hem de satış anlamında. Bakın ben izdiham.com’u 2007 yılında kurduğumda şair ve yazarlar eserlerinin internet ortamında yayınlanmasını küçümsenecekleri kaygısıyla geri duruyorlardı. Çünkü yazının icadıyla başlayan sözün gelişimi kıyamete kadar devam edeceğini hala anlamamışlardı. İnternet bir devrimdir ve kesinlikle uzak durulması gereken bir mecradır. Şimdi ne oluyoruz diye baktınız ya ona da cevap vereyim. İnsanın yeni cehennemi internettir. Ne kadar uzak durursanız o kadar iyi olan ama ne kadar yakın durulursa da o kadar beter olan bir şey. Ben de bu beterin içinde sallanıp duruyorum. Satışları artırıyor ama bizi yerlere düşürüyor.

Dergicilikte editör- yazar ilişkisini nasıl yorumlarsınız? Yazarların, sözcüklerinin tartışılmasından öte, yazılarının yanında yer alan görsellere kadar müdahil olması dergiciliği nasıl etkiliyor?

Bir dergi eğer yayına girmeden önce tasarlanıyorsa ve editörün direktifleri doğrultusunda çıkıyorsa doğru yoldadır. Toplama kampı gibi meydana gelen ve yayınlanan dergilerin hiçbirinin başarıya ulaşma şansı yok. Editörün görevi derginin içeriğini hazırlamak ve yazarlara müdahale etmektir. Müdahaleden kastım bir şeyin nasıl yazılmasıyla ilgili değil, bir metnin dergiye vereceği güçtür. Gözümüzün gördüğü her yerden alfabe fışkırırken insanlara özel bölümlerle tasarlanmış bir dergi sunmuyorsanız bu okura ve yaptığınız işe saygısızlıktır.

Çağ, dijitale doğru evrilirken, insanlar “bir tık”la istediğine ulaşabiliyorken, matbu dergiciliğin bu denli popüler olmasını nasıl açıklarsınız?

Dergiciliğin popülerliğinin sebebi basın ve televizyonlardır. Ya da kısaca medya. Malcom X’in medya hakkında şöyle bir tasviri var: Medya ustaca bir manipülasyonla mazlumu zalim, zalimi mazlum gibi gösterebilir. Türkiye’de basın ve televizyonlar yani gazeteciler mesleklerini yapmak yerine çığırtkanlık ve işbirliği yaptığı için sona erdi.

Okumak aslında merak güdüsüyle çok alakalı bir durum… Ve bu merak duygusu gazete ve televizyonlar tarafından kirletildiği için daha bağımsız kalemlerin olduğu ve çağa daha uygun mecra arayışlarında dergiler öne çıktı. Bugün bizim tarzımızda yayın yapan dergiler daha bağımsız, daha söylenebilir sözlerle okuyucunun karşısına çıkıyor. Sabah uyanır uyanmaz bize saldıran dünyada bir nebze de olsa bu dergiler okuyucuya kalkan görevi yapmaya başladı. Hem tüm olan bitenin karşısında durarak hem de olan bitene hiç bulaşmayarak.

Gençlerin istediği yaşama en yakın mecralar haline geldi bu dergiler. Çünkü daha az siyaset, daha fazla hayal, daha fazla uzak durmak yer alıyor bu dergilerde.

Türkiye’de dergi mefhumunun önemli bir gelenek olduğunu söylemek mümkün. Geçmişten bu yana, pek çok yazar bir araya gelerek ortak üretim yapmış, dergiler çıkarmıştır. Kendinizi yakın bulduğunuz bir gelenek oldu mu? 200 sene sonra bugünlerden bahsedildiğinde, üretiminizin hayatla olan ilişkisinin nasıl tanımlanmasını istersiniz?

Ben hiçbir şeyle kendimi yakın bulmuyorum. Kendimle bile. Sadece şunu biliyorum: İzdiham’ı kurduğum ilk günden bugüne temiz kalsın diye çok çabaladım. Akşamları eve dönerken çocuklarına helal ekmek götüren babanın, evin babasına helal ekmek getirdiği için gülümseyerek kapıyı açan annenin ve helal lokma yiyen çocukların yüzündeki aydınlık var İzdiham’da. Hatalarımız çok oldu ama kötü niyetimiz hiç olmadı. Yanlışlarımız oldu ama pişman olmaktan ve özür dilemekten de geri durmadık. Gönül rahatlığıyla okuyabilirsiniz.


Soner Sert kimdir?

Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sinema - TV bölümünden mezun oldu. Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Film Tasarımı bölümünde yüksek lisans yapıyor. "Köprü", "Baba" ve "Ses" gibi ödüllü kısa filmlerin yazarlığını ve yönetmenliğini yaptı. İnsan hakları, ezilenlerin sinemadaki yeri, işçi sınıfının sinemadaki temsili konuları üzerine makaleler kaleme alıyor. Sinemacılığın ve gazeteciliğin ortak noktasının "hakikate ulaşmak" olduğunu düşünüyor ve yanılmamak için elinden geleni yapıyor.