Gündem Sabahattin Ali: Toplumcu yazar evine döndü!

Toplumcu edebiyat ve yayıncılığı öne çıkaran Kor Kitap’ın Yayın Yönetmeni Onur Öztürk’le farklı edisyonları karşılaştırarak basımı gerçekleşen üç roman ve bir seçme öykülerden oluşan Sabahattin Ali eserleri üzerine konuştuk.

Derya Kavak

DUVAR – Telifinin kalkmasıyla çeşitli yayınevlerince baskısı yapılan Sabahattin Ali kitaplarının önümüzdeki günlerde çok tartışılacağı muhakkak. Yayın dünyasını canlı tutacak bu okuma edimlerinin Sabahattin Ali eserleri üzerinde nasıl sürprizlere gebe olduğunu önümüzdeki süreçte takip edeceğiz. Farklı editöryal çalışmaların edebiyatımıza neleri kazandıracağını görebileceğimiz gibi şimdiye kadar yayımlanan eserleri de tartışma olanağı bulacağız, diyebiliriz. Bu olası tartışma karşılaştırmalı okumalara neden olacak ve akademi içinde de bir olanak yaratacaktır.

Toplumcu edebiyat ve yayıncılığı öne çıkaran Kor Kitap’ın Yayın Yönetmeni Onur Öztürk’le farklı edisyonları karşılaştırarak basımı gerçekleşen üç roman ve bir seçme öykülerden oluşan Sabahattin Ali eserleri üzerine konuştuk.

Derya Kavak ve Onur Öztürk

Bize baskısını yaptığınız dört kitabın editoryal sürecini anlatır mısınız?

Sabahattin Ali gibi önemli bir yazarın eserlerini basmak bizim sorumluluğumuzdur. Bizi heyecanlandıran, durmadan okumaya ve araştırmaya sevk eden bir süreçti. Kapısını ilk çaldığımız kişi de 50 kuşağının en önemli öykücülerinden Adnan Özyalçıner oldu. Kendisi karşılaştırmalı okumalar yaparak kurmuş olduğumuz ekiple uyumlu bir çalışma yürüttü, bizi yönlendirdi. Dipnotları, sunuş ve sonsözleriyle kitaplara günümüz okuru için açıklayıcı bilgiler sundu.

İlk olarak Değirmen, Kağnı-Ses, Yeni Dünya, Sırça Köşk kitaplarından, toplumcu yanı daha belirgin olan öyküleri tercih eden Adnan Özyalçıner bütün çalışma boyunca ekibimizi titizlikle yönetti. Aynı işlem Kuyucaklı Yusuf, İçimizdeki Şeytan, Kürk Mantolu Madonna romanları için de devam etti.

Peki yayınevi olarak hangi edisyonları tercih ettiniz ve nasıl müdahalelerde bulundunuz?

Kitapların girişinde de belirttiğimiz gibi eserlerin ilk basımlarını çalışmamız boyunca esas aldık. Kitaplaşmadan önce yayımlanmış tefrikalar ve sonraki basımlarla da karşılaştırmalı okumalar yaparak en doğru sonuca ulaşmaya çalıştık. Ana metnin içindeki kimi Osmanlıca sözcüklerle tamlamaları, yanı sıra kimi kavramları ana metnin cümle yapısına dokunmadan notladık. Yalnızca cümle içinde eski yazım kurallarına göre yazılmış olan kimi bağlaçlarla fiil çekimlerini, özel adlardaki ayrımları, noktalamalarla, inceltme-uzatma işaret yerine kullanılan şapkaları (^) günümüz yazımına uyguladık. Fakat Sabahattin Ali’nin kalemi dönemi, dönemin ruhunu çok iyi yansıttığı ve bu ruhu bozmak istemediğimiz için, günümüzde yaygın kullanımı olmayan ama sözlüklerde var olan bu kelimelerin yazılışına müdahale etmedik.

Sabahattin Ali’nin eserlerini basmak bizim sorumluluğumuzdur, dediniz. Bunu biraz daha açar mısınız?

Sabahattin Ali yazdıkları ve yaşadıklarıyla bir uyum içerisindedir. İçimizdeki Şeytan’ı buna en güzel kanıt olarak gösterilebileceğimiz gibi Aziz Nesin ve Rıfat Ilgaz’la birlikte çıkardıkları Markopaşa ısrarı da yazın tarihimizde bir mim noktasıdır. Sermayenin sesiyle değil harf harf ezilenlerin sözcükleriyle yazmıştır Sabahattin Ali. Romantik midir; elbette. Ama onu tek başına romantizmle sınırlamak aynı zamanda bir edebiyat suikastidir. Dolayısıyla bahçesinde büyüdüğümüz ustayı temsil ediyor olabilmek ve onu okurlarımıza ulaştırmak bizim sorumluluk dahilimizdedir. Bu doğrultuda şöyle hissediyoruz; toplumcu yazar evine döndü!

‘KUYUCAKLI YUSUF’UN NALINDAN RAHATSIZ OLUYORLAR’

Sabahattin Ali kitaplarının koruma süresinin dolmasıyla birlikte sıcak bir tartışma başladı. Bu yayın telaşının içerisinde hukuki ve vicdani bir sorumluluk hissediyor musunuz?

İsterdik ki basit bir adli vaka gibi gösterilen bu siyasi cinayetin ve kaybın ardındaki sis perdesi aralansın. Cinayetten sorumlu olan kişiler göstermelik usullerin dışında yargılanıp cezalandırılsın. Ve dönemin gazetelerine –şimdiki zamandan ödünç alarak söylersek– yandaş manşetler atanlar parmak kaldırsın… Ortalığı bu vesileyle toz dumana katmış olanlar Kuyucaklı Yusuf’un atının nalından kalkan tozdan da rahatsız oluyorlardır. Şimdiye dek yapıla gelen basımların istisnasız tümü için bir değer yarattığını inkâr edemeyiz, Sabahattin Ali’nin yaygın şekilde okunması memnuniyet vericidir. Fakat Sabahattin Ali burjuvazinin değil emekçilerin yazarıdır. Elbette ki bu süreci arabesk bir güdüyle yönetmeye çalışanlar olacaktır, bunları dışarıda tutarak söylüyorum; farklı yayınevlerinden kitapların basılmasının edebiyatımıza bir zenginlik olarak yansıyacağını düşünüyorum. Her koşulda nihai kararı okurlar verecektir.