Düşleri yiyen bir sirk: Dünya

Memed Osman’ın “Düş Yiyiciler Sirki” adıyla Ve Yayınları tarafından basılan ilk romanı, dünyayı düşleri yiyen bir sirke benzetiyor ve sirk kelimesinin olumluymuş gibi görünen çağrışımlarını tersine çevirerek, metinde okura bunu hissettiriyor, dünya sahnesindeki gösterinin bir parçası olduğumuzu anımsatıyor. Kitap, bize kendimize dönüp bakma imkânı sunarken, karakterin yüzleşmeleri belki hepimizin üzerinde durması gereken bir durumu gözümüzün önüne getiriyor. Bunu yaparken, mitolojik ögeleri, simgesel anlamı olan nesneleri anlatının içerisine yerleştiriyor...

Emek Erez  emekerez@gmail.com

DUVAR – Sıklıkla dile getirdiğimiz gibi bireyin inşası çocukluk günlerinden başlayarak, belki de son zamanlarına kadar devam eden bir süreci içerir. İnsan türü dünyada ne anlamı olduğunu sorgulamaya başladığında, aslında kendisinden ve kalbinden epey uzaklaşmış olur. Çünkü anlam sorusunun aklına gelmemesi için dört koldan biçimleme makineleri iş başındadırlar. Kurumlar, otoriteler, dört bir yanı sarmış gözetim aygıtları devamlı senin ne olduğuna karar vermek için oradadırlar. Çocukken astronot olmayı hayal ederken, boynunda bir kravat ile hapishaneyi çağrıştıran bir büroda veya herhangi bir resmi dairede evraklar arasında buluverirsin kendini. En sonunda “Ben ne yapıyorum, bu muydu hayalim?” dediğindeyse çoktan esir alınmışsındır; bankalar tarafından borçlandırılmış, o an yaşadığın hayatı devam ettirmek için dönüşsüz bir yola çoktan girmişsindir. Çünkü dünya düşlerini yemiş ve seni sindirmiştir.

Memed Osman’ın “Düş Yiyiciler Sirki” adıyla Ve Yayınları tarafından basılan ilk romanı, çoğumuzun içerisinde bulunduğu, yukarıda bahsettiklerimizi düşündüren, bir anlatıyla okuru buluştururken yazar, panik atak hastası karakteri Na üzerinden okura yaşamın gerçekleriyle yüzleşme hikâyesi anlatıyor. Bir karakter anlatısı olarak değerlendirilebilecek metin, gerçekliği kâbuslar ve sanrılarla kırıyor. Karakterin, geçmişi, şimdisi ve geleceği arasında gidip gelen anlatı, bir bireyin yaşam zamanı üzerinden, bireysel varlık kaygısını ve varoluşta toplumun rolünü işin içine katarak kurgulanıyor. İnsanın kim olduğu ile ilgili o soruyu sorduğu zaman aklına ilk gelen, geçmişteki rüyaları ile şimdi içerisinde bulunduğu durumun bağlantısı olur genellikle ki, Memed Osman’ın metninin çıkışı buraya dayanıyor fikrimce. Yazar, dünyayı, toplumu, üzerimizde devamlı hissettiğimiz gözleri alt metne yerleştirirken bizi gerçekliğin boğduğu, rüyaların kâbusa döndüğü bir hayatta dolaştırıyor. Anlatı boyunca, bazen bir apartmanın arka bahçesinde, bazen gri rengi hatırlatan bir odada, bazen ormanda, bazen de bir müzede kendinizi buluyorsunuz. Bu anlamda metin, farklı mekânların duygusunu, karakterin halüsinasyonik dünyasıyla birleştirerek, karanlık diyebileceğimiz bir atmosferle buluşturuyor okuru.

‘DÜŞ YİYİCİLER SİRKİ’NİN KARAKTERİ: NA

Düş Yiyiciler Sirki, Memed Osman, 80 syf., Ve Yayınevi, Eylül 2018.

“Düş Yiyiciler Sirki”nin karakteri Na, panik atak hastası, ilaç mümessiliğinden emekli, kapıların arkasında, dünyanın ve insanın uzağında yaşamını sürdürmeye çalışan bir kişi. Her gece gördüğü kâbuslar, hiç geçmeyen baş ağrısı, çocukluğundan kalma fincanından eksik olmayan meyan kökü çayı ile her günü diğerini tekrar eden bir birey temsili olarak karşımıza çıkıyor. Roman, karakterin içerisinde bulunduğu durumu, geçmişe giderek, iç içe geçmiş zaman katmanlarıyla sorguluyor.

Na, kendi hikâyesini sondan başa doğru geri sararken, daha çocukluktan itibaren başlayan, düşlerin yıkımıyla göz göze getiriyor okuru. Onun panik ataklı sanrılı durumu, bir bakıma hayallerinin, toplumsal gözetimin, ailenin, okulun etkisiyle yok olmasıyla ilişkili görünüyor. Okulda alınan bir ceza, oyunla düşlerini gerçeğe dönüştürmeye çalışan bir çocuğun büyükler tarafından yarım bırakılan anları, herkesçe kabul görecek bir iş yapması için uygulanan baskı, karakterin şimdisini belirliyor. Böylece, geçmişe dönük düşünme, varlık sorgulamasıyla birlikte hem toplumla hem de karakterin kendi bireyliğiyle yüzleşmesine tanık ediyor okuru.

DÜNYANIN SİMGESEL TEMSİLLERİ

“Düş Yiyiciler Sirki”nde sirkin temsil ettiğini dünya olarak düşünürsek, yazarın anlatmak istediğine biraz daha yaklaşabiliriz belki. Sirk kelimesi mutlu ve mutsuz çağrışımları birlikte hissettirir. Dışarıdan neşeli bir yermiş gibi düşündüğünüz bu mekân aslında hayvanlar için bir işkence yeri, çalışanları için ise izleyenlere genellikle gülümseyecekleri, onaylayacakları, memnun olacakları bir performans göstermek zorunda oldukları yerdir.

Dünya da, hayvanların acı çektiği, imaj ve tüketim nesnesi olduğu, insanların hayatta kalmak için devamlı çalışmak zorunda kaldığı, gösterdiği performans kadar var olduğu, toplum tarafından onay gördüğünce ortamda yer bulduğu, kalbinin asıl düşündüğünden uzak, dünya sirkinde gösterisini devam ettirmek zorunda olanların yaşadığı bir yer değil midir? Veya kitapta tasvir edildiği gibi: “Fikirlerin ve eylemlerin tam vaktinde denetlendiği, çarpıklığı tez zamanda düzeltmenin en keyifli hâlidir” düş yiyiciler sirki.

Memed Osman, dünyayı düşleri yiyen bir sirke benzetiyor ve sirk kelimesinin olumluymuş gibi görünen çağrışımlarını tersine çevirerek, metinde okura bunu hissettiriyor, dünya sahnesindeki gösterinin bir parçası olduğumuzu anımsatıyor.

Yazarın metinde, bu konuya gönderme yapan başka simgelerle de anlatının katmanlarını güçlendirdiği söylenebilir. Örneğin kehribar taşından, içerisinde sinek fosili bulunan bir taşı Na, zımparalayarak dünya hâline getiriyor. Taşın içerisindeki fosilleşmiş sinek, dünya içerisine sıkışmış insanı çağrıştırıyor. Bugünlerde kendimize baktığımızda veya etrafımızı gözlemlediğimizde çok da uzağında olmadığımız bir varlık hâli bu, çaresizlikle kıvranan, çıkışı bulamayan, belirli otoriteler tarafından yaşamı gasp edilmiş, hissettiğiyle uygulamaya koyduğu arasında dağlar kadar fark olan bir tür.

Karakterimiz Na için de durum bu ve kitapta şöyle ifade ediliyor: “Oysa toplumdan dışlanıp zarar görmemek, insanlarla uyuşup saygıdeğer bir makam edinmek için elinden gelen her şeyi yapmış, mide bulantısıyla yazdığı öz hikâyesine son noktayı koyana kadar yıllarca sabretmişti.”

‘HER ŞEYE KARAR VERENLER’

“Her şeye karar verenler” diye tanımlıyor kitapta Memed Osman, tepemizde devamlı ne yapacağımızı, bize hayatımızı nasıl sürmemiz gerektiğini söyleyenlere, ne giyeceğimizden, nasıl düşüneceğimize kadar karar vermeye çalışanlara, okul günlerinde saç boyumuza karışanlara, hayalin tam ortasındayken “okumayı söktün mü” diye gerçekliği dayatanlara. Düşünceyi yasaklayanlara, hayatı cehennem edip, başka bir dünya olasılığını yok edenlere, kendisi gibi davranmadığında, farklılaştırıp “öteki” olarak kurgulayanlara.

Kitapta Na’nın tüm hesaplaşmaları aslına bakarsanız “her şeye karar verenlerle”, düşlerine ihanet etmesine sebep olan, onu kalbinden uzaklaştıran, sevmediği işi yapmak zorunda bırakan “düş yiyicilerle”. Bu nedenle onun için yaşamak bir süre sonra “öç almak” anlamına geliyor. Ve okuru kendi dünyasının atmosferine sokarak, çocukluğundan, şimdisine kadar hangi düşlerini yedirdiğini, kalbinin almadığı ne çok şeyi yapmak zorunda kaldığını anımsatıyor.

Memed Osman’ın ilk romanı, “Düş Yiyiciler Sirki” bize kendimize dönüp bakma imkânı sunarken, karakterin yüzleşmeleri belki hepimizin üzerinde durması gereken bir durumu gözümüzün önüne getiriyor. Bunu yaparken, mitolojik ögeleri, simgesel anlamı olan nesneleri anlatının içerisine yerleştiriyor. Yaşamımız üzerine düşündüğümüzde, Na’nın hissettiklerinin çok uzağında değiliz belki de. Ama kalbimizi hatırlamak, kendimizle yüzleşmek ve düşlerimizi yiyenlerden hesap sormak, durumu lehimize dönüştürmek de mümkündür belki, neden olmasın?


Emek Erez kimdir?

"Yaşam kitap ve sinema üzerine çeşitli portallarda karalamacı".