Selim Temo: Edebiyatın kalbi okurda atar

Selim Temo, yeni kitaplarıyla çıktı okurun karşısına. Kürtçe şiiri konuştuğumuz Temo, "Edebiyatın kalbi, okurda atar" diyor.

Vecdi Erbay  verbay@gazeteduvar.com.tr

Selim Temo’yu Türkçe yazdığı şiirlerden tanımıştım. “Uğultular” adlı kitabıyla Türkçe şiirde kendine hatırı sayılır bir yer açmaya hazırlandığını hissettirmişti. Bir zaman sonra Kürtçe yazmaya başladı. Sonra, iki ciltlik “Kürt Şiiri Antolojisi” (Agora Yay.) ile çıktı okurun karşısına. Bu önemli antoloji için de bir söyleşi yapmıştık Virgül dergisinde.

Selim Temo, geçtiğimiz günlerde yayımlanan yeni kitaplarıyla çıktı okurun karşısına. Xanî’nin “Mem û Zîn” eseri Everest yayınlarından çıktı. Güney Kürdistanlı şair Mueyed Teyib’in şiirlerinden çevirdiği seçki, “Kar ve Ateş” adıyla Lîs Yayınları’ndan çıktı. Temo’nun ilk Kürtçe şiir kitabı “Sê Deng’in ikinci baskısı ile ilk basımı yapılan “Keştîya Bayê” de Lîs Yayınları’ndan çıktı.

Selim Temo ile hem bu dört kitabı hem de Kürtçe şiiri konuştuk.

5314 DİZENİN HER BİRİNİ İÇİMDE YANKILADIM

Önsözde 321 yıl önce yazılmış Mem û Zîn’in Türkçedeki çeviri macerasını kısaca anlatmışsın. Okurun bu bilgilerden ilginç notlar alacağını düşünüyorum. Benim esas merak ettiğim ve burada paylaşmanı istediğim ise şu: Mem û Zîn uzun yıllar neden eksiksiz çevrilmedi? Neden uzun yıllar Mehmet Emin Bozarslan’ın çevirisi ile yetinmek durumunda kaldık? Son dönemde yapılan çevirilerde eksik gördüğün ya da doğru bulmadığın neler vardı da Mem û Zîn’i çevirmek istedin?
Önsözde yazdığım gibi Bozarslan’ın 1968’deki çevirisi hâlâ en iyi çeviri. Kendisi Kürt dünyasının en büyük isimlerinden biridir. Sonsuz saygı duyduğum, tanışmayı çok istediğim bir insan. Aslında o da eksiksiz çevirmişti, ancak belli bölümleri sansürlendi. 1991’deki üçüncü basımda bütün çeviriyi görebildik. Benim çevirim ise, edebî olmayı esas aldı. Xanî’yi bir şiir tilmizinin yankılamasını istedim. Bozarslan’ı dışarıda tutarsak, son dönem çevirilerinde kaynak metinle yeterli bir mesafenin kurulamadığını düşünüyorum.

kitap3

.

Mem û Zîn bir ihtişam metnidir aslında. Bu mesnevide Kürtler yüksek bir kültür yaratmış müreffeh bir toplumdur. Son yüzyıldaki trajedi ve imaj yoktur. Oysa mesneviyi TV’ye bir ağa dizisi gibi çektiler mesela; evin oğlu lüks araba manyağı, esas kız internetten alışveriş yaparken saçlarına fön çekiyor, kafayı sıyırmış dadı turşu kuruyor filan! (Gülüyor) Oysa önsözde “saltanatın merkezi mamur Cizre’de geçen bir aşk ve erdem anlatısı” diyorum. Bunu belirtmemin nedeni, metinde ve tarihte bizatihi böyle olması. Bir de bugüne bir cevap aslında. Gönül rahatlığıyla diyebilirim ki şair ne söylediyse onu çevirdim, hiçbir ekleme yapmadım, 5314 dizeden her birini içimde yankıladım.

‘OKUNAKLI’ YAPMAYI ESAS ALDIM’

İlk kez 160 yıl önce Türkçeye çevrilen Mem û Zîn’in, Türkçe okur nezdinde hak ettiği ilgiyi gördüğünü düşünüyor musun? Bu soruyu, (Mehmed Uzun’u ayrı tutarak) Türkçeye çevrilen diğer Kürtçe eserler için de sormuş olayım…
Mem û Zîn’in ilk Türkçe (Osmanlıca) çevirileri, basılıp dağıtılan kitaplar değillerdi. Elyazması olarak kütüphanelerin kapalı odalarında kaldılar. Aslında onları yeni yeni görüyor ve sıkıcı akademik yazılar ve kitaplarda o özelliğini bu özelliğini inceliyoruz. Oysa edebiyatın kalbi, okurda atar. İyi edebiyat okuru, akademisyenlerin fizik kitaplarına benzeyen iştahlı, hatta pisboğaz dipnotlarla dolu metinleri üzerinden başka edebiyatlarla ilişki kuramaz. Bu yüzden çeviriyi “okunaklı” yapmayı esas aldım.
Türkçenin okuru Kürt edebiyatına mesafeli. Jameson’ın ünlü makalesindeki duruma uygun bir “yüz yıl ilerideyim” duygusuna sahip. Bunda elbette Kürtçe metinlerin iyi çevirilerle çıkmamasının da payı var. Çeviri, iki dil arasındaki mesafeyi kapatamayan bir etkinlik. Çünkü anadili Kürtçe olan çevirmen Türkçeyi rıza ile öğrenmemiş. Kürt olmayıp Kürtçeden çeviri yapan yok hiç. Türkçenin okuru Kürt edebiyatına tepeden bakıyor. Aslında Kürtçenin okuru da öyle! Ben Kürt edebiyatını (Kurmancca, Zazaca, Soranca) takip ediyorum; bir okur olarak son derece memnunum. Bu edebî pınardan mahrum kalanlar düşünsün!

GENÇ ŞAİRİN KLASİK EDEBİYATA İLGİSİ

kitap1

.

Hep merak ettiğim soruyu, Mem û Zîn’den yola çıkarak, sana sormuş olayım: Türkiye’de Kürtçe şiir yazanlar Mem û Zîn’e (aynı şekilde diğer Kürtçe klasiklere de) yeterince vakıf mı sence? Çünkü Türkiye’de Kürtçenin, alfabeden kaynaklı, dil-içi çeviriye çok ihtiyacı olduğunu düşünüyorum…
Klasik edebiyat ancak yoğun bir ilgiyle sirayet edilebilecek bir alan. Modern bir bilinç ya da akademinin ruhsuz gözüyle okumak ya anakronizme götürür ya edebiyattan nefret etmeye. Kürt şairlerinin uzun süre kendi gelenekleriyle bağlantı kuramaması, Kürtlerin tarihsel hikâyesiyle ilgilidir elbette. Kendi dinamiklerinden kopartılan bir dil ve bu dilin edebiyatından söz ediyoruz. Son dönemde ise klasik edebiyata yoğun bir ilgi var. Biz Kürtler birbirimizin hakkını teslim etmeyi sevmeyiz pek, ama birinin çıkıp bu ilginin 2007’de çıkardığım Kürt Şiiri Antolojisi’nden sonra yoğunlaştığını söylemesini çok isterdim!

Kürtçedeki dil-içi çeviriler çok eskiye dayanıyor aslında. Aklıma Pîremêrd’in Mewlewîy Kurd’ü Gorancadan Sorancaya çevirmesi geliyor hemen. M. Mehdi Özsoy’un Mem û Zîn’i kısmen Zazacaya çevirisi de son derece başarılı. Ancak aynı şeyi Bozarslan ve Jan Dost’un dil-içi çevirileri için söylemek güç. Alfabe konusunda birtakım handikaplar var elbette. Ancak son dönemde özellikle klasik edebiyatta karşılıklı çevrimyazılar gittikçe artıyor. Kürtler gibi Kürtçeler arasındaki sınırlar da kalkıyor diye düşünüyorum.

Güney Kürdistanlı şair Mueyed Teyib’in hayatı, birçok Kürt sanatçınınkiyle ortak özellikler gösteriyor. Bir yandan şiir yazarken pêşmerge de oluyor, yayıncılık da yapıyor milletvekilliği de… Onun şiirlerinden “Kar ve Ateş” adıyla bir seçki çevirdin. Teyib’ın şiiri için ne söylemek istersin? Onun şiirinde seni çeviri yapmaya iten gerekçe ne oldu?
Teyib’ın sanırım 1991’de Medya Güneşi dergisinde çıkmış bir şiiri vardı. Hayatımda Latin alfabesiyle okuduğum ilk Kürtçe (Kurmancî) şiirdi. İşte çeyrek yüzyıl sonra Türkçeye çeviriyorum! Diğer nedeni, çok naif bir dilinin olması. Enfal’i görmüş ama ölünce karın içine gömülmek isteyen bir şair. Son olarak, yakın bir dostluğumuz var kendisiyle. “Kar ve Ateş,” dehşetin içindeki kırılgan gölgelere bakmış gözlerle dolu diyebilirim.

‘KİTAPLARA YENİ DOKUNABİLİYORUM’

kitap2

.

Çeviri kitaplarınla birlikte telif kitapların da yayımlandı. İlk Kürtçe şiir kitabın “Sê Deng” ikinci baskısını yaptı. “Keştîya Bayê” ise ilk kez okurla buluşacak. Bunları konuşalım, ama önce, Türkçe şiir yazmaya devam ediyor musun, diye sormak isterim.
Yok, Türkçe şiir yazmıyorum. Bütün Türkçe şiirlerimi Jübile kitabında toplamıştım. Yeni baskısında zamanında yayımlanmamış bir şiir ekleyeceğim, bir de dergilerde kalmış birkaç şiir olacak.

Hemen her şiir kitabı şairin bir dönem kafa yorduğu meselelerin (dil, imge, biçim gibi arayışların yanı sıra güncel konularda, düşüncede, duyguda yoğunlaşma vb) birikimidir. Elbette okur bu yeni kitapta yeni şeyler bulacaktır, ama Selim Temo, “Keştîya Bayê” için ne söylemek ister?
Biliyorsun Mardin dolmuşundan şimdi inip vardım buraya. Kitaplara yeni dokunabiliyorum, hepsinin dumanı üstünde. İşin sadece teknik kısmını söyleyebilirim. Keştîya Bayê, aslında Melayê Cizîrî’nin bir beytine gönderme. Ama Cizîrî onu yelkenli gemi anlamında kullanıyor, bense bugünkü standart Kurmancî içinde “yanlış” bir şekilde büküp “rüzgârın gemisi” anlamı yüklemeye çalıştım. Aslında kitabın adı “Pûnga li Bajêr”di (Şehirdeki Yarpuz). Ama bir TV programında okuduğum “Keştîya Bayê” şiiri o kadar yayıldı, ezberlendi ve sevildi ki, kitabın adı oldu. Dilerim bu şiir, kitaptaki diğer şiirleri boğmaz. Bu şiirlerin okurdaki yansıması belirleyici ve anlamlı olacak, benim için de.

KÜRT ŞİİRİ KÜRT TOPLUMUYLA BİRLİKTE YÜKSELİYOR

kitap-son

.

Bu yıl Arjen Arî şiir ödülü verilmedi, bildiğin gibi. Jüri ödüle katılan dosyaları yetersiz bulmuştu. Jürinin bu tavrı, katılan dosyalar hakkında bir fikrim olmasa da, bir nitelik arayışından kaynaklanıyor kuşkusuz. Tek başına bu arayışın bile kıymetli olduğunu düşünüyorum. Bu nedenle de Kürtçe şiirin dünya şiiri içinde eninde sonunda kendine bir yer açacağına dair inancımı koruyorum. Soru, bu bilgiden daha kısa: İyimserliğim abartılı mı sence ve sen bugün yazılan Kürtçe şiir için ne düşünüyorsun?
Kürt edebiyatı gibi Kürt şiiri de, bir toplum olarak yükselen Kürtlerle birlikte yükseliyor bence. Dünyada Kürtlere yönelik yoğun bir ilgi var. Bu Kürtçe metinlere de yansıyor. Ancak çevirmenlikten tutun da yayıncılığa kadar Kürtler buna hazırlar mı, emin değilim. Bir dilin edebiyatının kendi yankısı ancak başka dillerden duyulur diye düşünüyorum. Kürt şiirinin dünya şiiri içindeki yeri konusunda Kürt ve dünya şiirini takip eden biri olarak, seninle aynı şeyi düşünüyorum. Ama bunu sınayabilecek tek araç çeviri. Öte yandan kadın şairlerin şiirleri yeni birer güneş gibi, insanı ışıtıp yakıyor.

Dört kitabın birden yayınlanmasının verdiği bir rehavet olur mutlaka, ama elinin altında başka dosyalar var mı?
Aslında kendimi çok tembel bulurum (Gülüyor). Evet, masa bir boşalmadı gitti. Sırada Jübile’nin yeni baskısının hazırlığı var. Mem û Zîn’in yılbaşında özel baskısı çıkacak, onun hazırlığı. Şubat gibi “Horasan Kürtleri: Tarih-Edebiyat” kitabı var. Bu kitapta Kürtçe şiirin ta Meşhed’de, Horasan’daki yankısını göreceğiz. Mart’ta “Uzak Komşu: Kürt Şiiri-Türk Şiiri” kitabı çıkacak. Aslında 350 sayfalık edisyonu akademik kitap olarak geçen yıl çıkmıştı, ama bu baskısı genişletilmiş olacak, biraz da okunaklı! İki de antoloji hazırlıyorum. Bir tanesi Halepçe, öbürü ise Mele Mustefa Barzanî hakkında yazılmış şiirlerden oluşuyor. ABD’de İngilizcede bir Kürt şiiri antolojisi çıkacak yakında, onun hazırlığı da devam ediyor. Hepsi Mart’ta biter, ben de kendi şiirlerime ve yazacaklarıma dönerim. Ama neden Melayê Cizîrî’nin o muazzam divanının da bir çevirisi olmasın? İnsan kendi canını yakmak istedikten sonra!