YAZARLAR

Kavimler Göçü’nün oklarını küresel elitler mi çizmişti?

Grand Remplacement, Great Replacement… Ya da “Büyük Yer Değiştirme”… ABD’de, Avrupa’da, Batı’nın her yanında aşırı sağcı gruplar bir süredir bu kavramı dillendiriyor. Toplu katliama kalkışan katiller, “manifestolarında” bu ifadeyi geçiriyor. Beyaz nüfusun tehdit altında olduğuna ilişkin bir komplo teorisi bu. Dünyayı büyük bir tehlikeye sürükleyecek bir fikir…

İtalyan yazar ve düşünür Umberto Eco bu işi iyi biliyordu. Kitaplarında yazdı, röportajlarında anlattı. Bir zihniyeti tanıyor, üretebileceği tehlikeleri anlıyor ve onu gördüğümüz yerde kaçmamızı öğütlüyordu. Evet, komplo teorilerinin nasıl işlediğini en iyi kavrayan kişiler sıralaması yapılsa, Eco en üste yazılırdı. Dünden bugüne tüm komploları, tarihin arka sokaklarına gire çıka öğrenmişti.

Eco bu işin matematiğini o kadar iyi anlamıştı ki müthiş eseri “Foucault Sarkacı”nda hem o zihniyetin içinden konuşarak hem onunla dalga geçerek çift taraflı, bıçak gibi keskin ve üstelik epey heyecanlı bir anlatı kurmuştu. Evet, komplo teorileri heyecanlıydı; hatta onları önemsemezseniz, okurken ve seyrederken hoşça vakit bile geçirebilirdiniz.

Umberto Eco - Papa Satan Aleppe, Budalalıktan Deliliğe, Çeviri: Feza Özemre, Kırmızı Kedi Yayınları, 2017

En bilinen örneklerden biri “Da Vinci Şifresi”… İsa peygamberin soyunun aslında devam ettiğine dayanan anlatı tüm dünyayı avcunun içine alabildi.

Ama şunu söyleyen de Eco’ydu:

“Her komplo teorisi, toplumsal hayal gücünü kurgusal tehlikelere yönelterek gerçek tehditlerden kopulmasını sağlar.” [Umberto Eco - Papa Satan Aleppe, Budalalıktan Deliliğe, Çeviri: Feza Özemre]

Komplonun “insanları gerçekle yüzleşme yükünden kurtarması” yüzünden bizleri hezeyana sevk edebildiğini anlatıyordu Eco. Bunun siyasi sonuçlarına dikkat çekiyordu:

“Dünyada komplolara inanan bir yığın insan olması bize çok şey ifade etmeyebilir: Birileri Amerikalıların Ay’a gitmediğine inanıyorsa onların sorunu! Ama Daniel Jolly ve Keren Douglas’ın son çalışmalarına göre, ‘komplo teorisini destekleyen bilgilere maruz kalmakla karşılaştırıldığında, kişilerin siyasetle ilgilenme isteğini azaltmaktadır.” Nitekim dünya tarihinin, yeni bir dünya düzeni kurmayı hedefleyen gizli topluluklarca yönetildiğine, İlluminati’nin Bilderberg grubu olduğuna inanılıyorsa insanın elinden ne gelir ki? Teslim olurum - ve kendimi bu yeni düzene uydururum.”

Teslim olurum… Yeni düzene uyarım… Gerçek tehditlerden koparım…

İşte komplo teorilerinin bir fonksiyonu burada yatıyor: Teslim olmaya yol açıyor.

***

Bütün krizlerin üst üste geldiği bir çağdayız.

Şaka değil, iklim değişikliği artık Pasifik’teki adalar üzerinde kurulu Tuvalu gibi ülkeleri yutmaya başladı. Sibirya’da bile ormanlar yanıyor. Hindistan’da insanlar sıcaktan sokağa çıkamıyor, hayvanlar susuzluktan kırılıyor. “Kıyamet saati” gece yarısına her yıl biraz daha yaklaşıyor.

Ürettiğimiz gıda tükettiğimize yetmiyor.

Salgınlar patlıyor.

Üçüncü Dünya Savaşı’nın başlamak üzere olduğunu, hatta halihazırda başladığını söyleyenler var.

Ama şu an tüm Batı dünyasında bunlara değil, bir tuhaf komplo teorisine kulak asanlar, bu ve bunun gibi teorilerden yola çıkarak dünyayı kana bulayanlar da var.

***

18 yaşındaki Payton Gendron bir “white supremacist”. Yani beyaz ırkın diğer ırklardan üstün olduğuna inanıyor.

“White supremacist” Gendron geçen hafta ABD’nin Buffalo şehrinde düzenlediği saldırıda 10 kişiyi öldürdü, 3 kişiyi yaraladı. Kurbanlarının 11’i ‘siyah’tı. Saldırısını Twitch üzerinden canlı yayınladı.

Tutuklanıp hapse konulan genç adam arkasında bir de 180 sayfalık manifesto bırakmıştı. O manifestoda başta ABD, tüm Batı’daki aşırı sağ hareketleri son yıllarda meşgul eden bir görüşten bahsediyordu. Nüfus değişimi…

Gendron’a göre kitlesel göçler ve beyazların doğurganlığının azlığı yüzünden, ABD’de ve Avrupa’da beyaz ırkın varlığı tehdit altında ve bu yüzden de acilen harekete geçmek gerekiyor.

Payton Gendron'un saldırısında hayatını kaybedenlerin anısına

Gendron da harekete geçmiş ve bir süpermarketi basarak kendi ırkını tehdit eden insanları öldürmüştü.

2019’da ABD El Paso’da 23 kişiyi öldüren saldırgan da aynı saikle hareket etmişti.

Yine 2019’da Yeni Zelanda, Christchurch’te cami basıp 51 kişiyi öldüren saldırgan da…

2018’de Pittsburgh’daki sinagog saldırısında 11 kişinin canına kıyan saldırgan da…

Bu görüş, bu saldırganların kendi ürettikleri görüşler değil. Batı medyasında sabah akşam yayımlanan laflar bunlar. Temel olarak tek bir ‘kavram’ın etrafında dönüyorlar.

“Grand Remplacement” ya da “Great Replacement”…

Türkçe’de henüz tam bir karşılığı yok. “Büyük Nüfus Değişimi”, “Büyük Nüfus Değiştirme” ya da “Büyük Yer Değiştirme” diye çevrilebilir.

Bu kavramı temel alan düşünceye göre Batı medeniyeti tehdit altında. Tehdit, Avrupa açısından Müslümanlarla özdeşleştiriliyor. ABD’de siyahlar, Hispanikler de resmin içinde. Zaten komplo zihniyetine ait bu düşünceyi iyice komplolaştıran unsur, bu hareketin, yani bu tehdidin küresel elitlerce ve bu elitlerle beraber hareket eden yerel işbirlikçilerle yürürlüğe konulduğuna duyulan inanç.

Bu zihniyete sahip olanlar, elitler tarafından gözden çıkarıldıklarına, zamanlarının dolduğuna ve muhakkak bir şeyler yapmak gerektiğine inanıyor. ABD’de 2017’de aşırı sağcıların Charlottesville şehrindeki o meşum aşırı sağcı yürüyüşünde sloganlardan biri buydu: “Yerimize kimseyi geçiremeyeceksiniz.”

Her yerde aynı motif var. ABD’de. Almanya’da. Hollanda’da. Danimarka’da. İsveç’te. Hep aynı sözcükler geçiyor. Grand Replacement… Grand Replacement…

Bir de isim: Renaud Camus.

***

Renaud Camus ve eserlerini yazdığı şatosu

Fransız düşünür Montaigne, “Denemeler”ini taşrada bir kuleden yazdı. Bir başka Fransız yazar, Alphonse Daudet, yine taşrada yazdıklarını içinde bizzat yaşamasa da bir yel değirmeninden aldığı ilhamla “Değirmenimden Mektuplar” ismiyle yayımladı.

Bugün bir başka Fransız yazar, taşradaki tarihi eser statüsündeki şatosunda oturmuş, dünyayı derinden etkileyen fikirler kaleme alıyor. O kadar etkili olduğu düşünülüyor ki, bu şatodan binlerce kilometre ötedeki saldırılar onun fikirlerine bağlanıyor.

İsmi Renaud Camus. 1946 doğumlu, eksantrik bir Fransız. Albert Camus’yla bir ilgisi yok. Zaten eskiden edebi eserler vermiş olsa da son yıllarda anlattıklarının edebiyatla da ilgisi yok.

Onunkisi başka bir kurgu.

Onunkisi Grand Remplacement…

***

Renaud Camus’nün ‘Grand Remplacement’ kavramı etrafında şekillenen fikirlerini anlamak hem zor hem değil.

Zor değil, çünkü bunlar on yıllardır farklı kılıklar altında defalarca tekrarlanan sözler. Camus, bir şeyler yapılmazsa bildiğimiz anlamdaki Batı medeniyetinin yıkılacağını söyleyip duruyor. Onun yerini ‘yabancıların’ alacağını anlatıyor.

Ama Camus’yü anlamak bir yandan da zor. Çünkü aynı anda birçok şey anlatıyor. Her şeyin yerini başka bir şeyin almasının bugünün dünyasının düsturu olduğunu, küresel güçlerin bizi buna hazırladığını söylüyor. Ona göre üreticinin yerini tüketici alıyor; yerelin yerini küresel, insanın yerini makine… Söylediğine göre ırkçı değil, komplo teorisyeni hiç değil. Progresif sol denebilecek fikirler de var onun dünyasında. Sistem karşıtlığı da var. Bir karışım. Bu da ona daha fazla insanın kulak kabartmasına yol açıyor.

Şiddet karşıtı olduğunu, saldırganlarla bağlantılandırılmayı sevmediğini de söylüyor Camus. Ona göre, “Büyük Yer Değiştirme” tabirini kullananlar dahil, saldırganların hiçbiri kendisini okumuş değil. Hakkında yazan gazetecilerin de kendisini okumadığını düşünüyor. Muhtemelen haklı.

Ama ne kadar sofistike olursa olsun, görüşlerinin temelindeki anlatı herkese yetiyor: Tehdit altındayız. Yerimize geçmek isteyenler var. Birtakım güçler bunu organize ediyor. Biz de harekete geçmeliyiz.

Bir de tabii o ismin cazibesi: Büyük. Yer değiştirme.

***

Bir şeyler oluyor. Birçok insan bir şeyler olduğuna inanmak istiyor. Birçok insan buna karşı koymak istiyor.

Türkiye de bundan muaf değil. Başka bir bağlamda da olsa, küresel birtakım güçlerin bizde de “yer değiştirme”, “nüfus değiştirme” hareketine kalkıştığını savunanlar var.

Bir şeyler oluyor.

Camus gibiler bu olan bitenin oy vererek çözüleceğine inanmıyor. Seçimlere inanmıyor. Çünkü insanların fikirlerinin eğitim sistemi, medya, tarafından iğdiş edildiğini düşünüyor.

Bunlar ona göre, sistem içinde kalarak çözülecek bir mesele değil. Siyasete inanmaya gerek yok. Oy vermek bir şey getirmez.

Umberto Eco

Eco’nun dediklerini hatırladınız mı? “Komplo teorileri kişinin siyasetle ilgilenme isteğini azaltıyor” diyordu. İnsanın elinden bir şey gelmiyorsa kendini yeni düzene uyduracağını söylüyordu. Tekrarlayalım:

"Her komplo teorisi, toplumsal hayal gücünü kurgusal tehlikelere yönelterek gerçek tehditlerden kopulmasını sağlar.”

 Ekonomik krizden kopulmasını sağlayabilir mesela.

 Yolsuzluklara, berbat yönetimlere yönelik itirazdan vazgeçirtebilir.

 Bir de, bütün insanlık açısından bakarsak, yaklaşan ‘son’u unutturabilir.

 ***

Eco haklı. Komplolar gerçek tehditleri görmemizi engelliyor. Üstelik o tehditlerin kucağında yaşarken.

İklim inkârcıları, iklim değişikliğinin bir komplo teorisi olduğunu düşünürdü. Halen de böyle düşünenler var. “Bir şeyler oluyor” diyenlere, üstelik ne olduğunu kanıtlarıyla ortaya koyanlara inanmazlardı.

Ama gerçekten de bir şeyler oluyor.

Ortaöğretimdeki tarih atlaslarındaki okları hatırlar mısınız? Kavimler Göçü oklarını.

Kavimler Göçü nasıl yaşanmıştı? Tarih bunu yazıyor, hepimiz de okuduk. Hiç kimse kendiliğinden yürümeye başlamadı. “Kavimler” kendi memleketlerinde mutlu mesut yaşarken bir güç onları harekete geçirdi. O güç ya kıtlık ya da kuraklıktı. Bazen de savaşlar…

Sonra her şey her şeyle gerçekten yer değiştirdi. Tarih böyle.

Ama Kavimler Göçü bugünkü tarih kitaplarında, “küresel elitler, Hunları Avrupa’ya doğru harekete geçirdi”, “Vizigotları  o zaman beş aile yönetiyordu” diye tarif edilmiyor. Çünkü bunlar olmadı.

İlerideki tarih kitaplarında da böyle şeyler yazmayacak. İklim değişikliği yazacak. Savaşlar yazacak. Kuraklık, kıtlık yazacak.

Tabii bunları yazacak birileri kalırsa.


Yenal Bilgici Kimdir?

Yenal Bilgici, gazeteci. 1979 İskenderun doğumlu. Siyaset bilimi eğitimi aldı. 2000 yılında gazeteciliğe başladı. Nokta, Aktüel, Newsweek, GQ Türkiye, Habertürk ve Hürriyet’te çalıştı; yazılı ve görsel birçok başka mecrada yazdı çizdi anlattı. Siyaset, kültür, tarih üzerine röportajlar yaptı, yapmaya devam ediyor. 2022 Ocak’ında Türkiye’de son dönemde yaşananları hakikat-sonrası çerçevesinde ele aldığı “Memlekette Tuhaf Zamanlar - Hakikat Sonrasıyla Geçen İki Binli Yıllarımız” isimli eseri Doğan Kitap’tan yayımlandı. 2019’da tarihçi İlber Ortaylı ile “Bir Ömür Nasıl Yaşanır” isimli, büyük ilgi gören bir nehir röportaj kitabı yayımladı, bu kitabı 2022 Şubat’ında yine Ortaylı ile söyleştiği “İnsan Geleceğini Nasıl Kurar” takip etti. Özellikle Avrupa gündemini takip etmeyi, toplum ve teknolojinin kesişiminden türeyen yeni dünya üzerine düşünmeyi, edebiyatı ve bir de bloglarında ‘Eski Usul’ ve 'Tuhaf Zamanlar’ yazmayı seviyor.