Konya'dan Köln'e bir hayat hikâyesi...

Mahmut Yarar, çocukluk ve ilk gençlik yıllarını Konya'da geçiriyor. Gençliğinde maddi durumları hayli iyiyken askere gittiği sırada işler tersine dönüyor ve sıfıra düşüyorlar. Fakat Yarar, pes edecek bir yapıya sahip değil. Konya'dan Köln'e uzanan ve şimdilerde rayına oturmaya başlayan hayatına bir bakalım...
Fotoğraflar: Adem Erkoçak

Adem Erkoçak  aerkocak@gazeteduvar.com.tr

KÖLN – İlk kez bulunduğum yurt dışındaki ilk haftamda, bizdeki Cerattepe ya da Kaz Dağları’nda yaşanılan süreçlere benzer bir ‘olaydan’ haberim oluyor: 12 bin yıllık bir geçmişe sahip olan ve yüzde 90’ı linyit madenciliği için yok edilen Hambach Ormanı’nın kalan kısmını korumak için bu ormanda yaşamaya başlayan insanların polis zoruyla atılacağı.

Ormanları korumak için orada yaşayan insanlar…

Almanya’da güzel bir yasa var: Eğer bir ağaçta herhangi bir canlı yaşıyorsa o ağacı yok etmek yasak. İnsanlar da ağaçların yok edilmemesi adına yıllar süren bir direnişle ağaçlara ev kurup yaşamaya başlıyorlar.

Hem destek hem de tanıklık için düşüyoruz yola. Trenle yaklaşık 50 dakika sürecek bir yol var önümüzde. Fakat yolu yarılamışken tüm tren aşağıya indiriliyor. Amaç ormana ulaşımı engellemek. Güç bela bir şekilde varıyoruz ancak günün sonunda polis ormanda yaşayan insanları gözaltına alarak ağaçları korumasız bir şekilde bırakıyor.

Ormana ulaşmak isteyen insanları uzun bir yürüyüş bekliyordu…

İşte bu eyleme ulaşmak için bindiğimiz trende karşılaşıyoruz Mahmut Yarar’la. Yarar, Almanya’nın Köln şehrinde taksicilik yapıyor. 1985 Konya doğumlu. “İlkokul, ortaokul, lise, Kuran kursu derken iş hayatı,” diye hızlıca sıralıyor Konya yıllarını. Yanar, “İlkokulu bitirdikten sonra bir sene yatılı Kuran kursuna gittim. Liseden sonra müdür yardımcısının tecil için gerekli belgeyi vermemesi nedeniyle doğrudan askere gittim. Aslında üniversiteye gitmek istiyordum,” diyor.

Mahmut Yarar

Mahmut Yarar’ın babası hazır giyim sektöründeymiş. “O zamanlar maddi durumumuz iyiydi. Konya Kemerli Çarşı’da giyim üzerine 3 katlı, büyük bir dükkânımız vardı. Ben aslında 4 yaşımdan beri babamın yanına gelirdim. Altımızda son model arabalar vardı. Ayrıyeten, Konya’da 4 tane ev, 1 tane de Alanya’da yazlığımız vardı.  Ama ben askerdeyken babamlar dükkânı devrettiler ve ondan sonra bizim maddi durumumuz kötüleşti,” diye anlatıyor Yanar.

“Sonra babam perakendecilikten toptancılığa geçti ama bu yanlış bir hamle oldu. Aynı sektörmüş gibi görünse de farklı dinamiklerle işliyordu, beceremedik. O iş bizi geriye götürdü. Sonra devrettiğimizden daha büyük bir mağaza açtık, o da bizi sıfıra çekti. Üstüne işler de yürümedi. Bizim bütün mal, mülk gitti anlayacağın. Aslında her zaman iyi değildi durumumuz, 1996-2007 arası iyi geçti,” diye devam ediyor Yanar.

Mahmut’un önünde poz verdiği duvarda “Pazartesilerden değil, kapitalizmden nefret edin” diye yazıyor.

Ondan sonra Mahmut’la babası semt pazarlarına çıkmaya başlamış. “Yaklaşık 1 sene devam ettik pazarlarda. Bir senenin sonunda babam ‘Oğlum bu böyle olmayacak, en iyisi sen başka bir iş bul’ dedi. 2009 yılında ben ambulans şoförü olarak hastanede çalışmaya başladım. Ama özel hastane olduğu için bir yandan da temizlik işlerine bakıyorduk,” diyen Mahmut’un Almanya sürecini başlatan evliliği de bu yıllarda oluyor.

Ama hikâye aslında daha önce başlamış. “Eşimle birbirimizi aslında 13-14 yaşında sevmeye başladık. Eşim, kuzenim aslında. Onlar Almanya’da yaşıyordu. İşte, geldiklerinde konuşuyorduk, uzaktan zor oluyordu, inişli çıkışlı zamanlarımız oldu ama hastane işine girdikten bir buçuk sene sonra evlendik,” diyor Yarar.

Fakat Mahmut bu evliliği Almanya’ya gitmenin bir yolu olarak yapmamış. “Bir buçuk sene kadar Konya’da yaşadık. Hiç aklımda yoktu Almanya,” diyor. Bütün bu ekonomik geriye gidişten sonra Mahmut ve ailesinin bu sırada yaşadıkları evleri kalmış ellerinde. Mahmut’un deyimiyle “iki buçuk katlı” bir evmiş. Bir katında anne-babası, bir katında abisi ve buçuk katında da Mahmut’lar yaşıyormuş.

Tabii üç ailenin gideri az değilmiş. “O nedenle,” diyor Mahmut “İlk çocuğumuz olmaya yakın eşim doğum yapmak üzere Almanya’ya geldi.” Nedeni biraz daha açmasını istiyorum, “Çocuk parası için!” diyor gülerek. Eşi Almanya doğumlu olduğu için böyle bir hakları varmış. “2012’de çocuğumuz oldu. Bir ay sonra onlar eşimle çocuğum tekrar Türkiye’ye döndüler ama mama parası, bez parası derken yüküm ağırlaştı,” diyen Mahmut eşiyle birlikte o dönem Almanya’ya yerleşme kararı almış.

Almanya’ya geliş Mahmut’un talihini değiştirmiş bence. Hızlı bir şekilde dil öğrenme ve adaptasyon sürecini atlatmış. “Hızlı” derken, yaklaşık 2 yıl. Bunların hemen ardından da 4 yıldır yaptığı taksicilik işine başlamış. “Biz doğrudan kayınpederin yanına geldik, 1 ay birlikte yaşadık, şansımıza hemen yanda bir ev boşalınca oraya taşındık, ” diyor ve devam ediyor Mahmut: “Hem dil hem de Almanya’da yaşamı öğrenme sürecini atlattım. Kayınpederim bu sırada taksi ehliyetine başvurmamı önerdi, ‘bir bak, belki seversin, çalışırsın’ dedi. Bir yandan da onun eğitimini aldım. Dil kursumu bitirip yeterli derecede Almanca öğrenir öğrenmez de taksiciliğe başladım.”

İlk iş gününü “Çok heyecanlıydım. İlk müşterimi aldım, tren garına gitmek istedi ama heyecandan garın nerede olduğu aklıma gelmedi,” diye anlatıyor Mahmut ve ekliyor: “İlk iki ay çok zorlandım.”

Taksicilik işinin doğası gereği belki de hızlıca atlatıyor bu süreci Mahmut. Almanya’da daha iyi bulduğu yanlar var mı diye soruyorum. “Sosyal yardım konusunda iyi bir ülke. Mesela, ilk geldiğimde benim dil kursumu, ev kiramı ödedi, aylık 180 € da harçlık verdi. Ayrıca Almanlar bize göre daha dürüst ve saygılı insanlar. Mesela, sarhoşluktan ayakta zor duracak halde de olsa arabaya bindiklerinde hep saygılı davranıyorlar,” diye yanıtlıyor.

 

Karşıt olarak, sevmediği ya da alışamadığı şeyleri soruyorum bu kez. “İnsanlar,” diyor yine. “Almanlarla yaklaşım olarak farklıyız. İletişim konusunda zorluk yaşıyorum. Burada doğup büyüyen bir Türk bile daha soğuk, mesafeli oluyorlar,” diyor Mahmut ve ekliyor: “Kırsal kesimde büyüdük, kavga dövüş her şey gördük. İlk başta buradaki düzen, huzur etkiliyor insanı. Ama o mesafeyi, soğukluğu da görünce… Burada robotik bir hayat var biraz. Buna alışmak zor.”

Mahmut Yarar şimdi Köln merkeze yaklaşık 20 dakika mesafede bir yerde, müstakil bir evde yaşıyor. Kirası 850 €. “İlk geldiğimde 600 € veriyordum. Mesela yine o zamanlar domatesin kilosu 70 sent idi. Şimdi 1.5 €. Burada da bir pahalılık var,” diyor.

Peki, dönecek misin, diyorum, “Eşim dünden razı, benim de kafamda bazı planlar var,” dedikten sonra devam ediyor: “Buraya 18-19 yaşlarımda gelseydim çok daha farklı yerlerde olabilirdim. İlk iki senenin sonunda dönseydim, belki bir daha gelmezdim. Ama şimdi burada bir takım adımlar atmışım. Evet, eşin, dostun, arkadaşların hepsi Türkiye’de. Düğün de cenaze de Türkiye’de. Burada bir şey olsa yalnızsın. Ruhsal olarak çöküntüye giriyorsun.”

Yine de Mahmut’un anlatımındaki heyecan, ses tonu, gözündeki ışıltıyı düşündüğümde onun yolunun yeniden Türkiye’ye düşmesinin uzun yıllar alacağını düşünüyorum…

Not: Hambach Ormanı eyleminden beni haberdar eden ve o gün yanımda olan Deutsche Welle Türkçe’den Cengiz Özbek’e teşekkürler…